Insanları bulmak

2- insanları bölük, bölük Allah’ın dinine girerlerken gördüğünde. 3- Artık Rabbini hamd ile tesbih et ve bağışlamasını dile! Muhakkak ki, O, çok bağışlayandır! Ardından 51 Besmele-i Şerif ve (489) Ya fettah c.c okunur. Ardında 101 defa salaten tefriciye okunur. Arama motorları var halka açık kayıtları bulmak, okul arkadaşları bulmak, insanları bulmak yere göre ve insanlar hakkında iletişim bilgileri bulmak vb. 14. Kişi Arama Bul. Kişi Bulma, ABD'de özellikle aradığınız kişinin tam adresini, telefon numarasını ve e-posta adresini gösterir. İnsanları Kolayca Bulmak için En İyi 10 Arama Motoru. 2019; Beklenmedik bir yerde biriyle buluştuğunuzda olduğu gibi “Küçük bir dünya” dememize neden olan durumlar vardır. Ancak, uzun süredir kaybedilen bir arkadaş arıyorsanız veya sadece bir gün tanıştığınız bir kişiyi arıyorsanız, dünyanın sonuçta o kadar ... Yardıma muhtaç insanları bulmak, sanıldığından zordur. Birçok gerçek ihtiyaç sahibi, bu durumunu etrafı ile paylaşmadığı için yardım almakta zorlanır. Bu nedenle özellikle Sosyal Yardımlaşma Vakfı ve belediyeler üzerinden yardıma muhtaç kişiler daha kolay belirlenirler. Sapyoseksüellik, romantik ilişkiler dünyasında gittikçe daha da çok tanınan bir terimdir. Latince sapiens kelimesinden gelir, bilgili anlamına gelir ve akıllı insanları çekici bulmak anlamına gelir.. Uzmanlar nispeten yakın zamanda “sapyoseksüellik” kelimesini icat etseler de, kavramın kendisi çok eskidir. Ne zaman insanlar arama motoru terimi duymak, zihnimiz çoğunlukla geçmişte bağlı olduğum insanları bulmak için gidiyor. İnsan bulma hizmetleri bu kişileri de bulmanıza yardımcı olsa da, kullanışlı oldukları ve gelecekte size bir ton baş ağrısı ve pişmanlık kazandırabilecekleri çok sayıda gerçek hayat senaryosu vardır. Bilim insanları, Dünya dışı yaşam bulmak için 10 milyon yıldızı taradı: İşte sonuçlar Dünya dışı yaşam bulma amacıyla 10 milyon yıldızı tarayan bilim insanları ...

Supernatural İzle

2020.09.25 10:20 filmizlewtf Supernatural İzle

Evlerinin yandığı şüpheli bir yangında, annelerinin ölümünden sonra, Sam ve Dean Winchester yaşları büyüdükçe babaları ile yollarda bir hayat yaşamaya başlarlar. Yıllar geçer ve bir av sırasında kaybolan babalarını bulmak için kardeşler bir araya gelirler.Ancak, babaları normal bir avcı değildir: o hayaletler, vampirler, ve ruhlar gibi doğaüstü yaratıkları avlar ve aynı şeyi oğullarına da çok küçük yaşlardan itibaren öğretmiştir. Yol boyunca, Sam ve Dean, masum insanları yaratıklar ve hayaletlerden kurtarmak için büyük bir mücadeleye girerler ve babalarının nerede olduğuna dair ipuçlarını toplarlar.
https://www.filmizle.wtf/dizi/supernatural
submitted by filmizlewtf to FilmizleWtf [link] [comments]


2020.09.12 15:58 internette35 Whatsapp Durum Sözleri

Birbirinden güzel Whatsapp durum sözleri :
Değmeyen birine dönüp bakmam adamsa notunu hayvansa otunu verir giderim.
Tutamayacağın sözleri verdiğin kalpte tutunamayacağını da hesap etmeliydin.
Piyangonun sana çıkmadığına çok şaşırdım. Halbuki bütün numaralar sendeydi.
Gidiyor musun? Git! Soytarısı terk etti diye, kralın sarayı yıkılmaz.
Yalnızlık hep güzeldir. Ama şu sensizlik yok mu, gel canımı al diyor.
İz bırakmak için değil, kendini ifade etmek için doğdum.
Kendini beğenmiş insanları severim. Hiç kimsenin beğenmediği bir şeyi beğenmek, ayrıcalıktır.

Trip atmasın, dırdır etmesin, hep elimin altında olsun, nazlı nazlı süzülsün istiyorsanız, balık alıp besleyin.


Defterini dürdüğüm insanların muhasebesini tutmuyorum. İade faturasını kesip, hatalı mal olarak iade ediyorum.
Bazı insanların resimlerine bakıyorum, o kadar güzeller ki; hep resimlerde kalsınlar istiyorum. Çünkü karakterler objektife girmiyor.
Yalnızca tuvaletleri değil, birbirimizi de bulmak istediğimiz gibi bırakalım.
Bazı insanlar fotoğraf gibidir. Ne kadar büyütürsen kalitesi düşer!

devamı için :

whatsapp durum sözleri için linklerimiz
Whatsapp durum sözleri
en güzel whatsapp durum sözleri
en güzel whatsapp durum sözleri
whatsapp durum sözleri kısa komik whatsapp durum sözleri
ağır whatsapp durum sözleri
dini whatsapp durum sözleri
etkileyici whatsapp durum sözleri
anlamlı whatsapp durum sözleri
submitted by internette35 to u/internette35 [link] [comments]


2020.09.10 19:46 Small_Virus_5137 Eski bir Chadim

Throwaway account açtım sadece yazmak için subu bugün keşfettim biraz gezindim.Türklerde böyle bi subun olmasını nedense hiç beklemiyodum neyse konuya girecek olursak
Evet arkadaşlar ben eski bir Chadim 190 boyum var sarışınım mavi gözlüyüm.
Neredeyse geçen seneye kadar tanıştığım her insan bana gerçekten yakışıklı olduğumu söyledi.
Benden nefret eden insanların ben gibi olmak istediğini duydum çok sonralardan.
Sokakta gezerken gerçekten yüzde 80 oranla kesilen bir insandım.(bu söylediklerimi göt kalklıklıgı olarak algılamayın durumu anlamanız için yazıyorum ve hiçbiri benim görüşüm değildir tipim konusunda)

Evet lise 2den 22 yaşıma kadar böyle bi hayatım vardı,hayatımda hiçbir kıza merhaba demememe rağmen takıldığım kızlar oldu.(Aşırı soğuk bir insanım insanlar ne kadar kessede yanıma gelecek cesareti bulamadıklarını hissediyorum ve arkadaşlarımın neredeyse hepsi bunu bana söyledi)

Dünya sikimde değildi utanmaz arlanmaz bir orospu cocuguydum gerçekten ve bu insanları çekiyordu sanırım.

Sonradan uyuşturucu batağına düştüm ciddi anlamda çok zayıfladım,saçlarım dökülmeye başladı tipim kaydı yani bildiğin ama bu bana bıraktığı en az kötü şey oldu.

O utanmaz arlanmaz orospu cocugu piç eleman gitti ve yerine duygusal,alıngan bi insan geldi(Ciddi anlamda depresyona girdim ve anksiyetem başladı)

Topluluğun önünde kendini rezil etmekten çekinmeyen insan garsondan su isterken sesi falan kesilmeye başladı.

Neyse bi şekilde bıraktım uyuşturucuyu tipim falan düzeldi fakat mental etkileri 1 gram eksilmedi.
Saçma gelebilir ama bu aura muhabbetine inanıyorum amınakoyayım kafamın içi o kadar leş ki o kadar depresif ki karşıdaki insan daha benle konuşmadan anlıyor ve yaklaşmıyor.

Son 1 sene içinde beni keserken yakaladığım kız sayısı ciddi anlamda SIFIR.

Biliyorum kimsenin sikinde değil lan aq oğlu tipin düzgün konuşması kolay diyebilirsiniz ama ben şunu anladım ki tipiniz dahi olsa mental açıdan sağlıklı olmadıkça hiçbir şey olmuyor.(Herkesin ağzına pelesenk olan abi hiç iyi değilim kafası değil altını çizerim)

Bunu buraya niye yazdım bilmiyorum belki içimi dökmek istedim bilmiyorum kurduğıum cümleler mantıklı mı onun bile farkında değilim.

Kendini açabileceğin bir grup bulmak güzel ama size tek tavsiyem karakterinizi buna göre şekillendirmeyin.
submitted by Small_Virus_5137 to turkincel [link] [comments]


2020.09.05 22:41 Theunx En Yüce Değer Gerçekten Emek midir?

EMEĞİN EN YÜCE DEĞER OLDUĞU YALANI, EMEK KAVRAMI İRDELENDİĞİNDE VARILABİLECEK SAVLARDAN BİRİDİR
Emek, ardında yatan gerçeklikle birlikte tanımlanmadığı sürece içi boşaltılmış bir eylemden öteye gidemez. Bu gerçeklik ise emeğin ne için ortaya konduğunda yatmakla birlikte bunun ortaya konan fiil ile bağlantısı insanın arzuları, erdemleri gibi etmenlerle kurulmalıdır. Emek asil bir gerçekliğe dayansa dâhi insanın değerlerine uzanamadığı vakit askıda kalacaktır. günümüzde, özündeki değeri kaybetmiş ve dâhi insanların kalpleriyle bağını yitirmiş çalışmaya ve sarf edilen efora övgüler sunulup insanları sahte süreğenlik içinde atalete mahkum etmek temel anlayışlardan biri hâline gelmiştir. Bu övgülerin yarattığı sahte erdemin yanılsaması kullanılarak aynı emeğin kendisi gibi bir kabuktan meydana gelmiş ve netice olarak saygı duyulması imkânsız bir kalabalığı istenilen doğrultuda yönlendirmek gayet mümkündür ki, günümüz dünyasının klişe olarak "sistemin çarkları arasında sıkışıp kalmak" tabiri de bunu anlatır.
İnsanlar sistemin içindeki devinimde hareket hâlinde olduklarını düşünseler bile kendi arzuları, tutkuları, değerleri konusunda aslında yerlerinde saymaktadır. Özünde değersizleşmiş, yanılsama ile anlamlı görünen emeğin övülmesi, açlıkla terbiye, açlık korkusu ile birleştiğinde en etkili sonucunu verir. Bu topraklarda garibanizm felsefesinin bu denli kök salmasının en önemli nedenlerinden biri de budur. Garibanizm içinde bulunan birey yaşantısında harcadığı emeğin bir türlü tutkularına dokunamaması yüzünden isyan noktasındadır. Bu isyan öyle bir haddeye ulaşmıştır ki gariban tüm arzularını kaybetmiştir, elinde açlıkla terbiyenin sonucu olan geçim sıkıntısından başka tutunacak bir dalı kalmamıştır. İçten içe elde edilen her büyük imkânın ardında bir ahlâksızlık, bir suç olduğunu düşünür. Öfkelidir ve bu öfkesi onu sistemin günah keçisi haline getirir.
Tutkusuz bir çabanın, sadece yaşamı bir şekilde idame ettirmek üzerine kurulu bir anlayışın hayata dair tutkularını kaybetmiş, hırsları uyansa da öfkeleriyle perçinlemiş bir topluluğun üzerinden kendini aklamasına şahit oluyoruz. Emeği mevcut hâliyle kurgulayan söylem bu aklamanın ötesinde kendi sürekliliği sağlamak adına içi boş emeği saran kabuktan ibaret sözde değerler vasıtasıyla ya onu bir nevi zihinsel mastürbasyonun hasıl olduğu propaganda malzemesine çevirir -bu sistemin içinde yorulmuş toplumun küçük ya da büyük ölçekte deşarj olması için gereklidir. -ya da iş dünyasının vazgeçilmezi motivasyon kavramını tanımlamak için kullanır. Öyle ki bu motivasyon kavramının içinde gerçeğe dair bir kırıntı bulmak güçtür. Daha mevzunun temelindeki sorun insanların içindeki arzuların, tutkuların ve bunlara benzer bir çok hissin sahte hâle gelmesidir. Emeğin, bu yeniden kurgulanmış iç dünyalarıyla kurulabileceği bağlar da elbette sahte olacaktır ki, deney malzemesi olan bir çok bireyin adanmış çabalarını görmek can sıkıcıdır. Anlamı kayıp emek, iç huzurun ağlama duvarında bir taştan ibarettir.
TOPLUMUN BÜYÜK BİR KISMI HAYATIN AKIŞININ İÇİNDE UYKUYA DALMIŞTIR
Elbette uyku hâlinin bir çok nedeni var, gerçek olan değerlere riayet etmekte sergilenen riya gibi... "mış gibi yapmak" bile lâyıkıyla yerine getirilemiyor, bu yüzden. Gerçi iş dünyasının sözde etik değerlerini benimsemiş gibi yapıp "mış gibi yapmak"ta başarılı olanlar riyanın hakkını veren bir azınlık vardır ki, bunlar kendini uyanık sanan uyutulmuşlardır. Garibanlar ise bu uyku halinden uyanmaya en yakın olanlar. İçlerinde tutku kalmasa bile umut var, umut bulamamış olsalar bile mevcut olana karşı husumetleri var. Beklentilerin zehri karışmamış umut gibi husumet de insanı diri tutar. Bu yüzden narkozun etkisi garibanlarda tam olarak görülmüyor. Asıl değinmek istediğim güruh, düzenin gerekliliklerini bunun üzerine inşâ edilmiş değer yargılarını benimsemiş olanlar. "hayırlısı olsun", "çok şükür idare ediyoruz" gibi cümleler muhteviyatı haiz olunmadan dile getirilse dâhi içlerinde bir umut vardır ve hatta "bugün de ölmedik" gibi pesimist bir cümleye dair içinde ümit barındırır.
Lâkin "hayat devam ediyor" gibi bir cümle sadece hayatın mevcut akışına teslim olup sürüklenmeyi anlatır. Hayat akıp giderken onun sularına kapılıp gidenlerin durumlarını anlatmak için kullandıkları bir cümledir. Böyle bir hâl üzerine yaşayan insanların içinde çeşitli istekler yeşermeye çalışsa dâhi köklerini salabileceği uygun bir umut olmadığından mütevellit yaşamazlar. Hayatın içindeki zaman akışına teslimiyet vardır ve bu akışla gelen zaman programlanması. Her şey zamanında yapılmalıdır çünkü programın işleyişinde en ufak bir kırılma hayatı ıskalamak anlamına gelir. Yarıca bu çerçevede yaşayan insanlar refah düzeyleri ne olursa olsun açlıkla terbiyeyi tatmışlardır çünkü her dâim belirlenen standartlar yakalanmalıdır. Böyle insanlar kabul ettikleri standartların kendi iç huzurundan kopukluğunu bilse dâhi bir bağımlı gibi onların peşinden gider. Bu döngünün içinde kendi durumuna acısa da kendiyle dalga geçecek gücü kendinde bulamaz. Gülüp geçebilmek acıyla derinlemesine her cepheden yüzleşmek ile mümkündür. Öyle ki bir insan çok fazla acıyla yüzleşirse dışarıya yansıtabileceği tek duygu neşedir. Bu bir savunma mekanizması olmakla birlikte ilerlemek adına dayanacak bir güçtür. Kendine gülüp geçebilmek, kendiyle dalga geçebilmek ise ipini celladın elinden alıp kendi boynuna geçiren ve tabureyi kendi tekmeleyen idâm mahkumunun davranışına benzer. Acının en temelinde yani kendi içindekilerle yatanlarla yüzleşmek için kimseye fırsat tanımayacak kadar onurludur ve bunu gerçekleştirecek kadar güçlü.
Bundan daha da zoru ise insanın hayatın baştan çıkaran yönlerine tutku duyan ahmak ve de kibirli benliğiyle pazarlığa oturabilmesidir ki, bu düzenin dışında kalabilmiş insanların da az bir kısmının gerçekleştirebileceği bir tutumdur. Bu tutum başlangıçta bir çocuğu avutmak kadar kolay görünse de işin içine girince hiç de öyle olmadığı görülür. Son bahsettiğim davranış düzenin dışında kalabilmiş olanları ilgilendirdiği için bunu başka bir yerde açıklamak üzere bir kenara bırakıp düzenin içindeki umutsuzluktan bahsetmeye devam etmek yerinde olacaktır. Acısıyla yüzleşmek ve bunun ardından kendine gülüp geçmekte başarısız olup aciz kalmış insan hayatın en küçük detaylarına yani günlük yaşamdaki sıradan olaylara kadar inmiş yenilgilerle umudunu tamamen kaybeder. Burada en büyük hata umudu beklentilerle zehirlemektir, elde edilememiş her beklenti umudun toprağına zehir olarak geri döner. Bu durum öyle bir hâle gelir ki umut tamamen çürümüştür ve umudu kaybeden insan beklentilerini koyabileceği yer dâhi bulamaz.
Artık beklenti oluşması ihtimalinden ve bu ihtimale ortam sağlayacak her koşuldan nefret eder. Döngünün içinde kaybolmuştur, ona teslim olmuştur ve dışarı bir adım atmak dâhi ona acı verir hâle gelir. Çaresizliği öğrenmiştir ve bu çaresizlik içinde kendince kurduğu denge ile yaşamayı kabullenmiştir. Bu şekilde tek düze geçip giden hayatın seyrinde savaşçı ruhundan uzak, tüccar zihniyetiyle yapılmış küçük atılımlar insana biraz nefes aldırsa da filmin tamamı izlendiğinde duyulacak derin pişmanlığın önüne geçemeyecektir. Kendi asli isteklerinden, değerlerinden uzaklaştırılmış ve maruz kaldığı sahte bir çok değeri arada rahatsızlığını hissetse de benimsemiş insan, önüne konan düzene sakin, uysal bir devinim ile hizmet ederken kendi arzuları, ihtirasları ve hatta aşkları nezdinde aynı noktada kalacaktır. Neyse ki onu yürüdüğü yolda yalnız bırakmaz; ardındaki manayı yitirmiş, insanın gerçek değerleri ile bağlantısı kopuk ve bu sayede kalp (sahte) olana iliştirilmiş, özünden ırak emek gibi kavramlar. Yoksa çağdaş cinnet vakalarına çok sık rastlanırdı.
submitted by Theunx to KGBTR [link] [comments]


2020.08.15 23:12 yuzenpipi YURT DIŞINDA NASIL ÇIKILIR #1 ÖĞRENCİ

Evet merhabalar sevgili KGB üyeleri ben yuzenpipi ve sizler için bir seri başlatıyorum ve aşağıdaki sorularınıza yanıtlar vereceğim bu seriyi bir süre devam ettireceğim ve her gece ikide bu serinin bir partını atmak kaydıyla devam edecek. Umarım yazdıklarımı okuduğunuzda az da olsa kafanızdaki soru işaretlerini giderebilirim ve bişeyler anlamanızı sağlarım belki de birilerinin fikirlerini değiştiririm. Bu günkü konumuz başlıkta da yazdığı üzere "ÖĞRENCİ OLARAK YURT DIŞINDA GİTMEK VE O ÜLKELERDE YAŞAM KURMAK" adlı konuya bu gün elimden geldiğince değinmeye çalışacağım ve seri boyunca aşağıda da belirttiğim spesifik olarak değişkenlik gösteren sorulara kesin olmayan ama genel yanıtlar vermeye çalışacağım. Umarım beğenirsiniz ve işinize yarar, şimdi başlayalım. Uzun araştırmalarım ve deneyimlerim sonucunda çıkardığım bilgileri sizlerle paylaşıyorum bazı bilgiler için aşağıda yorumlar kısmında sizler için bir kaynakça link haritası olacak oraya da bir göz atmayı ihmal etmeyiniz. yuzenpipi gururla sunar.
  1. "Yurt dışına nasıl çıkılır? "
  2. "Yurt dışına gittiğimizde neler yapılmalıdır?"
  3. "Yurt dışında ne yapılır?"
  4. "Orada sağlık sorunları yaşarsam ilk olarak neye başvurmalıyım? "
  5. "Kur bu haldeyken orada nasıl yaşarım nasıl geçinirim? "
  6. "Dil yok ya da çok iyi değil ne yapabilirim insanlarla nasıl rahatlıkla bağ kurabilirim gitmeden bunu nasıl düzeltebilirim?"
  7. "Orada ya da başka bir ülkede öğrenimimi tamamladım orada yaşamaya nasıl devam ederim?"
  8. "Para nasıl kazanırım?"
  9. "Orada öğrencilere nasıl davranılıyor ya da ben öğrenciyken aldığım reaksiyonlar nasıl olacak alt tabaka gibi görülecek miyim?"
  10. "Gerçekten Türklere ve Müslümanla bir ırkçılık var mı eğer varsa bunun üstesinden nasıl gelirim?"
  11. "Can güvenliğimi kesin olarak sağlayabilecek miyim?"
  12. "Okuldan mezun olduktan sonra hemen iş bulabilecek miyim yoksa uzun bir iş arama serüveni beni mi bekliyor?"
  13. "Uluslararası sertifika/Mavi sertifika/Evrensel sertifika nedir ne işe yarar ne gibi avantajları dezavantajları vardır?"
  14. "Yurt mu ev mi ya da bizim gibi AB üyesi olmayan ülkelerin vatandaşlarından olan insanlar için yurt avantajı var mı?"
  15. "Ciddi bir kültürel fark var mı?"
  16. "Eğer ciddi bir kültürel fark varsa nasıl rahatlıkla bağ kuracağız püf noktaları nedir?"
  17. "Asimile nasıl olunur? İyi bir şey midir?"
  18. "Bursluluk için hangi sınavlara girmeliyiz Hangi okullar burs veriyor ve hangi şartları yerine getirmeliyiz?"
  19. "Sadece para kullanılarak hangi yolu izlenilerek gidilir orada okula nasıl başlanılır"
  20. "Amerika kıtasında mı yoksa Avrupa kıtasında mı okunmalı ne gibi avantajları var?"
  21. "Neden Türkiye değil?"
  22. "Türkiye ile aralarındaki net farklar nedir? "
  23. "Yurt dışında yaşayacağımız ve bizi baltalayacak sorunlar ne olacak çözümleri genel olarak nelerdir? "
  24. "Bu serüvene kimler katılmalıdır ve kimler galip ayrılabilir?"
  25. "Nelerden uzak durulmalı ve ne gibi kurumlarla bağlantılarımızı asla kesmemeliyiz?"
-Daha çok soru yazılabilir ama bunların yeterli olduğunu düşünüyorum eğer aklınızda kalan extra sorular olursa ben buradayım comment kısmında sorularınızı bana yöneltmenizi istiyorum aşırı bir soru olduğunu düşünüyorsanız özelden de ulaşabilirsiniz. Bu serinin ilgi göreceğini düşünüyor desteklerinizi bekliyorum. Follow atarak da attıklarımı daha hızlı görebilirsiniz. Her neyse soruları cevaplamaya başlayalım.
Evet ilk sorumuzu kendimize sorarak ve cevaplayarak başlayalım. "Yurt dışına nasıl çıkılır?" Yurt dışına çıkmak için bağzı yeterlilillerinizin olması gerekiyor: Pasaport sahibi olmak ülke vize istiyorsa vize almak, bolca para ve muhtemelen ingilizce olmakla beraber o ülkenin vatandaşlarıyla iletişim kurabileceğiniz bir dili bilmek/öğrenmek. Bu soruyu her gün sorup farklı şekillerde yanıtlayacağımdan bu gün öğrenci olarak gitmek konusunda yanıtlıyorum. Yabancı ülkeye Türkiyede okuduğunuz üniversitenin erasmus programına katılarak, yurt dışında okumak için o ülkenin üniversitelerinin yabancı öğrenci için ayrılan kontenjanına burslu girerek ya da para vererek. Bu soruya yeterince zaman ayırdık diğer sorumuza geçelim.
Evet ikinci sorumuzu da kendimize soruyor ve olabildiğince genel hatlarıyla yanıtlamaya çalışıyoruz. "Yurt dışına gittiğimizde neler yapılmalıdır?" Bu soru da her gün sorulacak ve farklı cevaplar verilerek noktalanacak bir soru olduğundan direkt öğrenci olarak gittiğimizde ne yapmalıyız adlı soruya yanaşıyoruz. Şu an Amerika, Almanya, Hollanda, Ukrayna, İtalya, İspanya, Rusya gibi ülkelerde okuyan bir çok yabancı uyruklu öğrenci var. Bu ülkeler en çok yabancı öğrenci çeken ülkeler arasında zirveyi paylaşan ülkeler. Şimdi diyelim ki biz oraya gitme kararı aldık ve burdaki işlemlerimizi tamamladık ardından uçağa bindik ve X ülkesinin Y şehrinin Z üniversitesine öğrenci olarak öğrenim görmek için gidiyoruz ve artık X ülkesinin havaalanındayız. Burdan sonra ne yapmalıyız? Başlangıç olarak konsoloslukla hemen iletişime geçip kendinizi konsolosluğa tanıtmanız gerekiyor ki bir sorun olduğunda size daha kolay yardım edebilsinler. Ardından çok zaman geçmeden üniversitenizle hemen yüz yüze iletişime geçin ve kayıt vs işlemlerinizi tamamlayın ki ileride size ciddi sorunlar doğurmasın. Ardından yurtta kalacaksanız özel ya da üniversitenin yurtlarından artık bakın başvurunuzu yapın (ki bunu daha önceden internet aracılığıyla yapmanız gerekiyor) artık kalacak yeriniz hazırdır. Evde kalmak istiyorum diyorsanız ülke değiştirmeden orada kiralık evlere bakmanızı öneririm ve o ülkede öğrenci statüsüyle ev nasıl kiralanır (bu konuda bilgim yok) konusunu derinlemesine araştırmanızı öneririm. Bu soruyu da yeteri kadar incelediğimize inanıyorum artık diğer soruya geçelim.
Evet üçüncü sorumuza da geldik. Sorumuz "Yurt dışında ne yapılır?". Cevabı çok uzun olmasa gerek. Suça bulaşmadığınız sürece özgürsünüz dikkatli olun çünkü evinizde değilsiniz. Eğer bir suç işlerseniz sınır dışı edilerek rüyanızdan uyandırılırsınız bunu yaşamak istemezsiniz. Uyuşturucudan ve aşırı alkolden uzak durun çünkü muhtemelen hayatınızı mahfedecek unsurlar bunlar olacak
Dördüncü sorumuza da geldik "Orada sağlık sorunları yaşarsam nereye baş vurmalıyım?" Öncelikle çok ciddi bir sorununuz yoksa kendi kendinizi tedavi etmeye çalışın. Ama biz uç noktaları konuşmaya geldik buraya. Tabii ki başlangıç olarak hastaneye başvurmanız ve yabancı uyruklu insan olarak girişinizi yapmanız gerekiyor. Bir sigortanız olmadığı için muhtemelen hastane masraflarınız biraz cebinizi titretebilir. Onun yerine okulunuza rapor verip kaydınızı geçici süreliğine onlineye alarak (her üniversitede olmadığını düşünğyorum online olayının) Türkiyeye geri dönüp burada sağlık sorunlarınızı daha kolay giderebilirsiniz. Tabii konsoloslukla da iletişime geçmeyi unutmayın. Bu sorumuzu da noktalıyor ve diğer sorumuza geçiyorum.
Beşinci sorumuza da gelmiş bulunmaktayız. "Kur bu haldeyken orada nasıl yaşarım nasıl geçinirim?" Evet ne yazıkki Türk Lirası gün geçmiyor ki değer kaybetmesin ama buna kişisel olarak hiçbir müdeahalede bulunamayacağımızdan yapacak bişi olmadığını düşünüyorum. Bu konuda Ukrayna revaçta çünkü 1 Ukrayna Hryvniası 0.27 türk lirası olduğundan ve bu ülkenin para birimi değersiz olduğundan orda biraz daha ucuza yaşarsınız. Güzel kızları ve alkol ucuzluğunun da bağzı yan güzelliklerinden olduğunu söyleyebilirim. Ama ne yazıkki sizin ilgilendiğiniz ev kiraları olsun okul masrafları olsun hepsi dolarla olduğundan yine de paçayı kurtarmış sayılmazsınız. Başka bir ülkede bu serüvene başlayacağım derseniz okul masrafları ve ev kirası konusunda eğer burs almazsanız ailenizden iyi bir maddi destek almanız gerek yoksa başka türlü hayatta kalmanız mümkün değil. Eğer burs kazanırsanız işiniz biraz daha rahatlar diye düşünüyorum aksi taktirde çalışmanız gerekiyor. Çalışmak için de çalışma iznine ihtiyacınız var o da ülkeyle bayağı bir dilekçeleşmeniz ve konsolosluktan yardım almanız manasına geliyor tam olarak nasıl alındığı konusunda net bir bilgim olmadığı için yine destekçiniz google olacak.
Ever altıncı sorumuza geldik hadi bunu da dillendirelim. "Dil yok ya da iyi değil insanlarla nasıl bağ kurabilirim ya da gitmeden nasıl düzeltebilirim" Evet ne yazıkki Türk öğrencilerinin genel problemi senelerce İngilizce dersi gösterilmesine rağmen iki cümleyi bir araya getiremiyoruz. Bu konuda bireysel olarak çabalamazsak, kendimize güvenmezsek ve istekli olmazsak ne yazıkki ne kadar uğraşırsak uğraşalım hep ikinci adımımız boşluğa basacaktır. Neyse hadi lafı biraz toparlayalım Yabancı dil hiç yok nasıl öğrenebilirim? Bu soruya cevaplar yine kollara ayrılıyor bundan dolayı ilk cevabımıza bakalım. Tabii ki çoğu insanın da aklına geldiği gibi dil öğretim kurslarına başvurmak. Bu kurslar ne yazıkki çok ucuz olmamakla birlikte başarısız olma şansınızı da işin içine eklenmesiyle biliniyor ama kendinize güveniyor ve bu konuda başarılı olacağınızı düşünüyorsanız ceplerinizi boşaltmaya hazır olun. Evet bu Dil bilmeme sorununun ikinci bir çözümü de var elbet bu da tabii ki evde kendi kendine öğrenmek. Başlangıç olarak kelime hazinenizi geliştirmeniz gerekiyor bunu da en kolay sözlük ezberleyerek yapabilirsiniz. Tabii ki dil şıp diye öğrenilmiyor çaba istiyor vakit istiyor ve sabır istiyor. O yüzden günde en az iki üç saatlik mesaileriniz için kahvelerinizi hazırlayın. Kelime öğrenmenin binlerce püf noktası var ama ben %99 akılda kalacak olan yöntemi söyleyeyim size, kelimeleri anlamlarıyla birlikte defalarca ve defalarca kez yazmak. Benim önerim bir sayfayı dolduracak şekilde bir kelimeye vakit ve enerji ayırırsanız muhtemelen ölüm döşeğindeyken bile o kelimeyi hatırlayabilirsiniz. Bu çok zor ve uğraştırıcı dediğinizi duyar gibiyim. Kimse kolay olacak demedi zaten unutmayın. Evet şimdi kelime sorununu çözdük ardından grammar dediğimiz cümle kurma sorununa gelelim. Ne yazıkki bu da ezber dışında hiçbir yolu yok ve bunun çözümü de sadece ve sadece pratikten geçiyor. Benim yine sizlere en etkili öğrenme metodu olarak göstereceğim yol defalarca kez cümle kurup bunu yazıya dökmek olacaktır. Grammar sorununu da hallettiğimizi düşünüyorsak artık telaffuz etmeye geldi diyeceksiniz merak etmeyin bunun da çözümü var. Bu kelimeleri yazarken yazmaya başlamadan nasıl telaffuz edildiğini öğrenmeniz ve yazarken sürekli içinizden tekrar etmeniz cümle kurarken de bu sürekli tekrar ettiğiniz kelimeleri birleştirerek kullanmanız sizi telaffuz açısından ileriye taşıyacaktır. Son olarak akıcı konuşmaya dökmek kaldı. Bunun için yine birden fazla yolumuz var ben hepsine değinmeyeceğim fakat bir ikisinden bahsetmeden de geçemem. İlk olarak aynaya karşı konuşmak. Bir aynanın karşısına oturarak kendinize doğru telaffuz etmek kaydıyla sorular yöneltip geri sorular ve cevaplar verirseniz konuşma konusunda ilerleme kat etmeye başlarsınız. İkinci yolumuz ise o dili bilen arkadaşlarımızla oturup sohbet etmek ama ne yazıkki Türkiyede yabancı dil bilen Türk sayısı az ve çoğumuzun böyle bir arkadaşı yok ondan dolayı olanlar kendini şanslı saymalı ve o kişiyle pratikler yapmalıdır. Üçüncü yolumuz para vererek internet üzerinden bağzı yabancı dil bilen hocalarla facetime konuşma gerçekleştirmek. Neden para veriyoruz? dediğinizi hissediyorum bunun sebebi de böyle platformlar olması ve çoğusunun paralı üyelik istiyor olması. Bu soruya çok vakit ayırdık umarım anlaşılır olmuştur.
Yedinci sorumuza geldik bu spesifik bir soru olduğundan kesin cevapları veremiyorum ne yazıkki . Fazla uzatmadan hemen soruya ve cevaplarına geçelim: "Orada ya da başka bir ülkede lisans/yüksek lisans eğitimimi tamamladım orada nasıl kalabilirim?". Evet sorumuz yine aşırı ucu açık olan ve cevapları ülkeden ülkeye değişebilecek bir soru ama biz uzatmadan genel cevapları verelim. Daha net cevaplar arayan arkadaşlar google uygulamasına sorularını yönelterek cevaplarına ulaşabilirler ben sadece burda sistem nasıl işliyor onu anlatmaya çalışıyorum. Neyse biz cevabımıza geçelim. Öncelikle o ülkenin vatandaşı olmak için gereken şartları yerine getirmemiz lazım. Bu şartları yerine getirdikten sonra muhtemelen bir miktar para ödeyerek ya da bir mülk sahibi olarak vatandaşlığı elde edebiliriz. Bunlar zor derseniz çoğu ülkede geçerli olan evlilik yoluyla vatandaşlık alabilirsiniz. Bu konuda yardımcı olan bağzı insanlar var antlaşmalı evlilik yaparak ve üzerine bir miktar para vererek hiçbir nafaka miras ya da mal mülk paylaşımı olmadan yapılıp sonlandırılan evlilikler var ve geçimini burdan sağlayan onca yabancı insan var bu insanlara da başvurarak düşük ücretlere vatandaşlık alabilirsiniz. Ya da birisini severek ve mutlu bir hayat yaşama ümidiyle de bir yuva kurabilirsiniz ve umarım da mutlu bir hayat yaşarsınız. Bir başka seçeneğimiz ise öğrenimimizin sonunda yaptığımız işe bağlı olarak çalıştığımız şirket aracılığıyla da vatandaşlık almak ve yerleşik düzene geçmek mümkün. Bu soruya da ayırdığımız vakit bu kadar.
Sekizinci sorumuza da geldik. Hadi bu sorunumuza da cevap vermeye çalışalım sorumuz gelsin. "Para nasıl kazanırım" herkesin cevabını rahatlıkla vereceği soruya biz yine de tüm kollarıyla cevap vermeye çalışalım. Öncelikle öğrenciyseniz ne yazıkki çalışma izninizi de daha alamamış olmanız yüksek ihtimalli. Bundan dolayı orada girdiğiniz işlerde size el altından düşük ücretler verecek ve muhtemelen çalışmamızın karşılığını bırakın beşte birini alacaksınız. Eğer bir Türk iş verene geldiyseniz maaşı alamamanız bile olası. Her neyse işlerin biraz daha yolunda gittiğini ve 1300 dolara yakın bir maaş aldığınız bir part time iş bulduğunuzu hayal edelim. Paranızın keyfini çıkarın. Bir başka seçenek sosyal medya üzerinden para kazanmak. Youtube/Twitch gibi platformlardan şansınızı deneyebilirsiniz. Bi de borsacılık var ama anlamadığımdan pek bişey yazamayacağım bu konu hakkında çünkü gerçekten hiçbir bilgim yok bilen arkadaşlar comment kısmına yazabilir borsa hakkında.
Evet hemen dokuzuncu sorumuzu da kendimize yönelterek yazımıza devam edelim. "Orada öğrencilere kötü davranılıyor mu alt tabaka haline geliyor muyuz?" Ülkeden ülkeye değişmek kaydıyla hem evet hem hayır. Türkler size muhtemelen kötü davranacak o yüzden uzak durun Türklerden ve çoğu insana öğrenci olduğunuzu belli etmemeye çalışın emin olun daha rahat edeceksiniz. Bu soru da bu şekilde noktalandı.
Onuncu sorumuzu da kendimize yöneltelim ve cevaplayalım. "Gerçekten Türklere ve Müslümanlara bir ırkçılık var mı üstesinden nasıl gelirim?" Yurt dışına çıkıp bir hayat kurmayı hedefleyen bir çok genç Türkün de aklında olan sorulardan bir tanesi, "ırkçılıkla karşılaşır mıyım?" ne yazıkki bu soru da değişkenlik gösterebildiği gibi evet cevaplarını da vermek mümkün keşke dünyada ırkçılık diye bir şey olmasa değil mi? Ama europa subunda bile Türk insanlarına nefret kusan insanları görebilirsiniz ondan dolayı bu soru bulunduğunuz yerden yere değişir. Almanyada ırkçılık yeme olasılığınız var ama bu muhtemelen Müslümanlığınızdan kaynaklı olacak ama Türklük de etkili bir etmen oluyor yediğiniz ırkçılık konusunda. Müslümanlara yapılan ırkçılığın nedenini az buçuk biliyorsunuzdur diye umuyorum ve zaten uzun olan bir yazıda buna da yer vermek istemiyorum merak edenler ufak araştırmalarla bulabilir. Irkçılığa maruz kalmamak için biraz daha karma toplumların yaşadığı yerleri tercih etmeniz ve ırkınızı dininizi dilinizi heryerde belli etmemenizi şiddetle tavsiye ederim yoksa bu zorbalıktan can tehlikenize kadar uzanan sonuçlar doğurabilir.
Yazıyı dün gece yarım bırakmıştım yorgunluktan şimdi devam ediyorum. Evet arkadaşlar diğer sorunumuza da gelelim. 11. sorumuzu kendimize yöneltiyoruz, "Can güvenliğimi kesin olarak sağlayabilecek miyim?". Evet bu sorunun cevabı ne yazıkki kesin olarak evet değil. Almanyada ve bir çok yabancı ülkede Türklerin öldürülmesi insanın içinde bir kuşku oluşturuyor ve acabalara yol açıyor. Bu konuda yine yapmanız gerekenler basit ve etkili yöntemler. Birinci adım olarak saçma ortamlara girmeyerek bir miktar kendinizi güvene alabilirsiniz. Uyuşturucu kullanılan ortamlardan uzak durmak gibi mesela. Bir başka adım olarak da ırkçılık görmenizi en aza indirmek için Türk olduğunuzu eğer Müslümansanız da dininizi de saklayarak sadece yakın olduğunuz kişilerle bir sırmış gibi paylaşarak yine zarar görme olasılığınızı azaltırsınız. Ülke değiştirmeden önce gideceğiniz ülkenin gideceğiniz il/semt/ilçe/eyalet/kasaba/köy/mevki artık her ne deniyorsa suç oranı araştırması yapabilir ve kiralayacağınız evin merkezi bir konumda olmasına özen gösterebilirsiniz. Son olarak bir gün içerisinde en az sizleri bir kere arayacak iletişim kuracak yakın dostluklar edinmenizi tavsiye ederim. Zaten ne yazıkki Türkiye'de de olmayan can güvenliğinizi orada da garanti edemiyor hiç kimse. Umarım şanslı olursunuz ve kimse size zarar vermeden yaşar gidersiniz. Bu soruya da ayırdığımız vakit bu kadar dikkatli olup tedbirli olmak da bizlerin elinde diğer sorunumuza geçmenin vakti geldi.
Onkinci sorumuzda bizi bekleyen önemli bir soru var. Gelecek kaygısından da olsa gerek bu soru için yine net bir cevap yok ama olabilecek en kesin cevapları vermeye çalışacağım. "İş bulabilecek miyim? Çalışabilecek miyim? İş şartları nasıl? Yoksa uzun bir iş arama serüveni beni mi bekliyor?" bu soruyu yabancı ülkeyi bırakın Türkiyede bile bol bol kendimize soruyoruz ne yazıkki. İş bulmak pek kolay değil ve çalışmanın da aynı şekilde kolay olmadığını söyleyebilirim. İş içim yine okuduğunuz bölüm çok önemli ama burgerking'te yerleri süpürerek almanyada 1.700(bin yediyüz) euro kazanmanız mümkün. İş için çok dert etmeniz gerekmiyor yani. Okuduğunuz bölümle doğru orantılı olarak iş seçenekleriniz ve maaş durumunuz değişkenlik gösterdiği gibi yazılımcılık konusunda bayağı etken rol oynayabilir ve yüksek ücretlerde iş bulabilirsiniz. İş bulmak genel olarak şans ve kişilik meselesi olduğundan kendinize güvenin ve iş aramaya şimdiden başlayın. Bu soruya da ayırdığımız vakit bu kadar googleden daha kesin bilgiler öğrenebileceğinizi eminim ki siz benden daha iyi biliyorsunuzdur.
On üçüncü sorumuza geldik şimdi de onu cevaplayalım." Uluslararası sertifika/Mavi sertifika/Evrensel sertifika nedir ne işe yarar ne gibi avantajları dezavantajları vardır?".Uluslararası sertifika, Mavi sertifika diye de adlandırılıyor, her ülkede bu sertifika ile iş bulmanıza olanak tanır. Çoğu Türk üniversitesinden alamadığınız bu sertifikayı Kiev, Cambridge... gibi üniversiteler (yazıyı uzatmamak için daha fazla örnekler vermeyeceğim) mavi sertifika veren üniversitelerdendir. Ukrayna fiyat bakımından biraz daha ucuz olduğundan tavsiye ederim ama ukrayna rüşvetler ülkesi olduğu için bir dersten geçmeniz için iyi bir para vermeniz gerekebilir ve bir çok yanıyla kötü bir ülke ukrayna fiyat bakımından Türk milletinin biraz daha erişebileceği bir ülke oluyor. Araştırmanızı ona göre yapmanız ve Almanya, İngiltere, Hollanda... gibi ülkeleri burs bakımından zorlamanızı tavsiye ederim. Bu sorumuzun da burda cevaplandığına inanıyorum ve diğer soruya geçiyorum.
On dördüncü sorumuz da yine akılları kurcalayan ve acaba derdirten sorulardan olmakla birlikte kesinliği yine belli olmayan bir "Yurt mu ev mi ya da bizim gibi AB üyesi olmayan ülkelerin vatandaşlarından olan insanlar için yurt avantajı var mı?" Bu sorumuzun çok kısa bir cevabı var. Hem evet hem hayır olmakla birlikte ülkeden ülkeye üniversiteden üniversiteye değişiyor ve bunu da Google ile araştırmanızı öneririm.
On beşinci sorumuza da gelelim hemen. "Ciddi bir kültürel fark var mı?". Soru saçma ya da basit gelebilir ama ne yazıkki kültürel farklar ciddi çatışmaları da beraberinde getirebiliyor. Biz Türk insanları olarak çoğu batı ülkesinden farklı olduğundan bu çatışmaların doğması çok doğal ama bu konuda yine yapacağınız bazı şeyler var. Üniversite seçimini yapacağınız ülkenin yerel kültürünü araştırıp biraz daha hakim olarak oraya gidip çok göze batabilecek hareketleri yapmanızı önleyebilir. Bu sorumuzu da bu şekilde noktalandırmış bulunmaktayız.
On altıncı sorumuzda ise bizi bir önceki sorumuzla alakalı bir soru bekliyor. "Eğer ciddi bir kültürel fark varsa nasıl rahatlıkla bağ kuracağız püf noktaları nedir?" Bu soru yine kısa cevap vereceğimiz uzun uzadıya gitmeyecek sorularımızdan olacak. Bizler Türkiyede büyümüş ve genel olarak Türk ve Arap karışımı örf görenek ve adetlerle yetişmiş ve bunlara alışık insanlar olarak (çevrenizden bunları gördük ne de olsa hep.) orada yabancılık çekmemiz doğal olacak. Bağzı davranışları bize benzemesine rağmen çoğunlukla net ayrımlar yaşayacağımız ülkede kendi örf adet ve geleneklerimizden uzak kalmak zorunda kalacağız. Benim için çok problem değil açıkcası zaten bu şekilde ben yetiştirilmedim ve bunları bilmiyorum ams bu şekilde yetişip gören arkadaşlar için zor ve uzun bir adapte olma süreci bekliyor. Çoğunluğun sizden olmayan yerlere kendi bildiklerinizi götürmeye uğraşmayın çünkü dışlanırsınız benden de bir tavsiye olsun bu. Bu soruyu bence yeterince cevapladığıma inanıyorum diğer soruya geçiyorum.
Diğer bir sorumuz olan On Yedinci sorumuza geldik. Bu sorumuz da yine son iki sorumuzla bağıntılı bir soru oluyor. "Asimile nasıl olunur? İyi bir şey midir?". Öncelikle asimile kelimesinin anlamına bakmak gerekiyor. Bilmeyenler için birebir TDK dan aldığım çeviri aynen şöyle diyor : "Asimile olmak kendi benliğini kaybetmek anlamına gelir. Kendi özünü, kendi yaşam biçimine ket vurup başka benlikleri özümsemek ve onlar gibi yaşamaya çalışmak asimile olmaktır. kendi benliğini, değerlerini, özünü kaybetmektir." yani lafın kısası kendi benliğini yitirip ve kendi milletinin özünü yitirmek anlamına da gelebilir. Asimile olmak belki burda yaşayan ailelerinize göre kötü bir şey olabilir ama siz orada bir hayat kuracak yeni bir sayfa açacaksanız asimile olmazsanız ne yazıkki tam anlamıyla oraya uyum sağlayamazsınız. Çok iyi bir olay olmamasına rağmen bağzen mecbur ve gerekli olabiliyor. Yine sizlere kalmış bir seçenek olacak. Bu sorumuzu da burda noktalayabiliriz. Bu sorumuzu da burda noktalayalım.
Bu soru daha ilgi çekici ve daha önemli olan ve herkesin aklına daha çok takılan bir soru."Bursluluk için hangi sınavlara girmeliyiz Hangi okullar burs veriyor ve hangi şartları yerine getirmeliyiz?" Ne yazıkki herkes bu konu hakkında çok bilgili değil ben yine sizi biraz aydınlatmaya çalışacağım. Unutmayın bu hangi adımları atmanız ve neleri araştırmanız ile ilgili bir seri burada herşey ile ilgili net ve tam bilgiler yok. Sizlere verdiğim konu başlıklarını sizlerin googleden daha derinlemesine araştırmanız gerekiyor. Şimdi sorumuzun cevabına gelelim. Ne yazıkki burs almak o kadar kolay değil her kurum burs vereceği öğrencileri belirlediği kriterlere göre değerlendirmektedir. Bu kriterlerin en başında akademik başarı yer alsa da spor veya sanat alanlarındaki başarılar da burs almak için yeterlidir.
Yurtdışı eğitim bursları son derece rekabetçi olmasıyla bilinir. Her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden binlerce öğrenci bu sınırlı sayıdaki burslara başvurmaktadır. Bu yüzden burs veren kuruma öğrencinin profesyonel kişiler rehberliğinde başvurması kendini daha doğru ifade edebilmesi için son derece önemli oluyor. Burs almak için ihtiyacınız olan şeyleri aşağıda madde halinde yazıyorum.
Öğrencinin gideceği ülkenin dilini biliyor olması,
Akademik başarılar, not döküm belgesi (transkript), sportif başarılar (madalya, sertifika, lisans)
Eğer öğrenci başka bir kurumdan burs alıyorsa, burs aldığı kurumdan neden bursa seçildiğine dair referans mektubu
Niyet mektubuna ihtiyaç var
Burslar konusunda, akademik başarı, spor veya özel yeteneğe dayalı burslar için Amerikan Üniversiteleri daha cömert davranmaktadır. Yüksek lisans ve doktora burslarında Amerika, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda daha çok akademik başarıya dayalı burslarda yoğunlaşmışlardır. Üniversiteler özel bir alanda projesi olan ve/veya akademik kariyer hedefleyen öğrencilere öncelik tanımaktadır. Avrupa ülkelerinde ise üniversiteler burs konusunda öğrencinin, ülkenin dilini ne kadar iyi kullanabildiğine bakmaktadır. Avrupa Birliği Bakanlığı ise Avrupa Birliği alanında yüksek lisans yapmak isteyen öğrencileri burs imkanları sağlamaktadır.Yurtdışında öğrenciler çeşitli maliyetleri karşılamak zorundadır. Hiçbir ödeme yapmaksızın her şeyi kurumun ödemesi genellikle söz konusu değil tabii ki. Ancak yine de Yıllık kırk (40)bin, aylık bin(1000) dolara kadar ulaşan tam ya da kısmı burs imkanlarına eğitim, seyahat, yemek, konaklama ve vize masrafları gibi pek çok konu dahil edilebilmektedir. Ayrıca Amerika ve Kanada’daki pek çok üniversite akademik başarısı yüksek olan lisans öğrencilerine ve mezunlarına ücretli staj imkanları sunmaktadır.
Şimdiyse yurt dışı bursluluk başvuru şartlarına bakıyoruz. Aşağıda madde madde yazacağım. Yurtdışında burslu üniversite okumak isteyen öğrenciler için başvuru sırasında istenen belgeler farklılık gösterebilmektedir. Yine de temel başvuru evraklarını sıralamak gerekirse:
*Başvuru formu *Not döküm belgesi *Diploma *En az iki referans mektubu *Referans mektuplarının yeminli tercüman tarafından yapılmış çevirisi
*Yabancı dil seviyesini gösteren sınav sonuçları
Yine tabii ki şansınızı arttırmak için yapmanız gereken bağzı şeyler hala var. Başvuru sürecinde belgelerinin eksiksiz tamamlanması, son başvuru tarihinden önce gönderilmesi ve iyi yazılmış niyet mektubu başvuru sürecinde en çok dikkat edilmesi gerekenlerdir. Evet biliyorum bu sorunun uzun bir cevabı oldu ama açıklayıcı olduğuna inanıyorum.
Şimdi diğer sorumuza gelelim On Dokuzuncu sorumuzla da devam ediyoruz tabii ki de. Sorumuz ise "Sadece para kullanılarak hangi yolu izlenilerek gidilir orada okula nasıl başlanılır" Bu sorumuz da ilgi çekici bir soru ben yine kısa bilgileri vereyim. Parayla okumak için bir dilekçe yazmanız ve muhtemelen bir şirket aracılığıyla gitmeniz gerekiyor. Bunun için biçilmiş kaftan Ukrayna oluyor çünkü çok çok çok daha ucuz olmasıyla biliniyor bu ülke. Yıllık iki(2) bin dolar($)'a okuyabilirsiniz ve tıptan pilotluğa bir çok bölüm seçebilirsiniz bu konuda sizlere bir çok şirket yardımcı olabilir ve ufak araştırmalarla bulabilirsiniz. Onun dışında bir çok ülkenin üniversitesine para vererek yabancı öğrenci statüsüyle öğrenim hayatınıza başlatabilirsiniz. Bu sorumuzu da bu şekilde noktalıyor diğer sorumuza geçiyoruz.
Yirminci sorumuzu da kendimize yöneltiyoruz. "Amerika kıtasında mı yoksa Avrupa kıtasında mı okunmalı ne gibi avantajları var?". Bu sorunun değişkenlik gösteren cevapları olabilir ama ben sizlere yine de kendi fikrimi söyleyeyim. Bu sorunun cevabı biraz daha objektif kaçacaktır. Avrupada biraz daha kolay yaşayıp iş bulma olasılığınız artacağından sizleri okurken biraz daha maddi refaha eriştirecektir. Avrupanın hava şartları olsun ve Amerika/Kanada gibi ülkelere kıyasla bir tık daha ucuz olmasıyla mutlu edecek olan bir detay olacak ve ulaşımın da daha kolay ve rahat olması da ek bir "+" olacaktır. Şu an daha aklıma gelen bir ek olmadı ama hatırladıkça yorumlara yazmaya çalışacağım. Bu soruyu da noktalıyorum ve diğer soruyu cevaplamak üzere diğer soruya geçiyorum.
Yirmi Birinci sorumuzu da hızlıca kendimize sorup yanıtlayalım. "Neden Türkiye değil?" yani bu soruyu herkesin rahatlıkla yanıtlayacağını biliyorum ama bir iki örnek vererek yanıtlayayım. İğrenç okullar, yurtlar ve yemekhaneleri. Öğrenciye değer verilmemesi ve çoğu öğrencinin okumaya değil sex vs şeyler yapmak için okulları doldurup insanları yanlış yönlendirmeleri. Öğretim veremeyen rektör ve hocalar. Kütüphanesi olmayan koğuştan bozma "üniversiteler" halkın sürekli öğrencileri kazıklayıp herşeyi pahalıya satmaya, kiralamaya çalışması. Hayattan bezdiren bir psikolojik baskı, alım gücünün düşük olması. Ekonomik yetersizlikten iğrenç beslenmek ve mutsuz yaşamak. Üniversite mezunu olduktan sonra bile yüksek ihtimal iş bulamama sorunu yani işsizliğin hat safhada olması. Başınıza saçma bir olay gelip ölmeniz. Her an yaptığınız bir paylaşımdan dolayı hapsi boylamanız. Çoğu üniversitenin uluslararası sertifika verememesi ve daha sayılabilecek binlerce kötü özelliğiyle türkiye okumak için zengin olmanız gereken bir ülke. O yüzden daha fazla uzatmanın manası olmadığını düşünüyor diğer soruya geçiyorum.
Yirmi İkinci sorumuzla devam ediyor lafı daha fazla uzatmıyorum. Sorumuz şöyle "Türkiye ile aralarındaki net farklar nedir? " Daha deminki sorumuzun cevaplarında olabildiğince belli oldu gibi duruyor ama ben yine de ufak bir şekilde sizlere özet geçeyim. Okul statüsünün çok çok yüksek olması, uluslararası sertifika veriyor olması, öğrenciye verilen değerin fazla olması, zengin kütüphanler ve yüksek yaşam standartları Avrupanın/Amerikanın Türkiyeden öne çıkan özellikleri oluyor. Bu kısa soruyu da bitirip diğer bir sorumuza geçiyoruz.
Yirmi Üçüncü sorumuzda ise bizi "Yurt dışında yaşayacağımız ve bizi baltalayacak sorunlar ne olacak çözümleri genel olarak nelerdir? " bekliyor bu sorumuzun da cevapları çok uzun ve ilginç olmasa gerek çünkü çoğumuz bu sorunun cevabını biliyoruz. Kur farkından dolayı ailemizden ya da birikmiş paramız vasıtasıyla gittiğimiz ülkede paramız neredeyse onda birine (1/10) düşüyor. İşin maddi boyutu bir yana (muhtemelen) senelerce birlikte yaşadığımız ailemizden uzak kalmak ve bu uzun okuma yılları içerisinde ailenizden birisini kaybetme olasılığınız psikolojik olarak sizi aşırı yıpratabilir. Kendi benliğinizi mecburen erittiğiniz yabancı topraklarda sizlere ikinci (2.) sınıf insan muamelesi yapmaları da söz konusu olduğu gibi kalbi ve duyguları hassas olan kişiler için zor zamanlar bekliyor olacaktır. Bu sorumuzu da atlattık ve diğer sorumuza geçiyoruz.
Yirmi dördüncü sorumuzda bizleri karşılayan şu soru dikkat çekiyor. Yine kilit bir soru olan bu sorunun cevabı bu yazıyı okuyan herkes için bir dönüm noktası olabilir. "Bu serüvene kimler katılmalıdır ve kimler galip ayrılabilir?" evet bu soruyu başta sorup cevaplamam lazımdı ama ancak sıra geldi diyebilirim. Sorumuzun cevabı basit olacak yine. Unutmayın bu soru öğrencilik için geçerli olduğundan seri boyunca cevabı gelecek sorulardan olacak. Bu serüven için uygun adaylarımız yabancı dili iyi olan, parası olan (aylık bin (1000) dolar kazancı olan (ailesinin ya da kendisinin)), birikmiş parayla gidilecekse ( Ukrayna için bile neredeyse üç yüz bin (300.000) Türk Lirası gerekiyor) yüksek meblağlarda paraya ihtiyacınız olacak. Yaşınız 17den büyük ve tahminimce 28den küçük olmalı ki orada rahat ediniz. Ama kesin bir yaş sınırı yok ben sadece kendi düşüncemi söylüyorum unutmayın. Sabıkanızın olmaması ve iyi bir eğitim başarınızın olması da sizi bu yönde bayağı bir etkileyecek bir husus olacak. Bu soruyu da cevapladık sanıyor diğer sorumuza geçiyorum.
Yirmi Beşinci sorumuza geldik. Buraya kadar geldiysen neredeyse finale gelmişsin demektir. Çok az kaldı biraz daha okumaya devam et ve sonunu getir. Bu uzun yazıyı yazarken olabildiğince imla kurallarına dikkat etmeye çalıştım ve anlaşılabilir yazmaya çalıştım. Eksiklerimin olduğunun ben de farkındayım ama umarım senin için bilgilendirici bir yazı olmuştur. Hadi şimdi sorumuza geçelim "Nelerden uzak durulmalı ve ne gibi kurumlarla bağlantılarımızı asla kesmemeliyiz?" bu sorumuz ülkeden ülkeye değiştiği için sizleri yine yeni bir google sekmesi bekliyor. Ben hızlıca ama gereklileri yazmaya çalışacağım. Türkleri koruma dernekleri gibi dernekler olabiliyor onlarla yine iletişimde olmanız gerekiyor. Okulun müdüriyet kısmıyla Türk konsolosluğuyla ve de polis merkezleriyle iletişiminizi gerçekleştirmeniz ve bir problem olduğunda bu gibi yerlere bilgilendirme sağlamanız lazım. Evet bu soru da burda biterek bu yazının sonuna geliyoruz. Umarım bağzı fikirleriniz yerine oturmuş sizleri bilgilendirmiş bir yazı olmuştur. Daha sorularınız olursa ben buralardayım bana sorularınızı yöneltebilirsiniz. Ben yuzenpipi ve sizlere iyi geceler diliyorum.
submitted by yuzenpipi to KGBTR [link] [comments]


2020.07.24 22:03 White_Griffon İnternet ve Devletler

Her insanın duyguları ve düşünceleri vardır. Bu yüzden insanlar bunları yaymak ve kendi gibi düşünenleri bulmak için çabalar. Sosyal medyada bu amaç için çıkarılmış bir araç yada araçtı. İnsanlar istediklerini yapmakta özgürdü ve Anonimlerdi.
Tabi ki bu devletler için korkunç bir sorundu. İnsanlar düşüncelerini belirtiyor istediklerini yapıyorlardı. Burada devletler için üç yol ayrımı vardı.
  1. Hafif Baskı
  2. Kısıtlama
  3. Yasak
Hafif Baskı: Liberal ve Demokratik ülkelerin uyguladığı kontrol. İnsanları etiketlemek üzerine kurulmuş bir düşünce yapısı
Kısıtlama: Yarı Baskıcı ülkelerin ( İran, Pakistan, Çin) uyguladığı yönetim şeklidir. İnsanları etiketlemek ayrıca bazı bölümleri kapatıp bazı düşüncelerin yasaklanması üzerine kuruludur.
Yasak: İnternetin komple yasaklanması
Biz Türkiye olarak 2. deyiz hep öyleydik kendimizi kandırmayalım ama üçüncüye geçme ihtimali beni korkutuyor. Gerçekten 3. olasılık her anlamda bir düşünce suikastidir.
Eğer konuşmaktan korkuyorsanız, çoktan kaybetmişsinizdir.
Asla unutmayın Türk milleti bir düşmeden daha sağ çıkamaz.
Tehlikesiz bir fikir, fikir denemeyecek kadar değersizdir. - Oscar Wilde

Türkler için ekstra şanslar bitmiştir. Ya yok olucaz yada karşı çıkıcaz



O arada ben White_Griffon beni tanımıyorsanız yakında tanırsınız
Cesur,Cezalandırıcı,Jelibon








submitted by White_Griffon to KGBTR [link] [comments]


2020.07.19 19:27 susmayiznet Cinsel Sohbet ve Gabile sohbet odalari

Cinsel sohbet ve gabile sohbet chat odaları günümüz erkeklerin en cok arattırdıgı ve girmek istedigi chat odaları arasında ilk sırada olmakla beraber daha cok tercih edilen siteler arasına girmektedir.Peki bu sitelere nasıl girilir en çok kızların bulundugu ve bayanların tercih ettigi sohbet odalarini bulmak artık bizimle daha kolay.O zaman gelelim bu siteleri nasıl bulacagımızı ve neler yapabilecegimizi gösterelim.

Cinsel sohbet

Günümüz internet çagında en çok popüler olan sosyal paylasım siteleri ile bireber İrc ve sesli sohbet sitelerine rehabet azaldı gibi görünse de kızların ve özellikle dul bayanların en çok tercih ettigi ve zaman geçirdigi kısım asla inkar edilemicek kadar iyi bir istatistik yakalıyor.İnsanların boş zamanları oldukça fazla olmakla beraber günümüzün kara belası corona virüs ve pandemi insanları oldukça sıktı bundan ötürü sesli sohbet ve irc sohbet sitelerine girişler bir o kadar da fazlalaştı diyebilirim.Cinsel sohbet odalari açısından sizlere bir kaç öneri de ve benimde zaman geçirdigim ve iyi dostluklar yakaladıgım bir kaç site söyleyebilirim arkadaşlar.
1-) www.sohbeteuro.net 2-) www.sohbetdm.com
📷
Bu iki site oldukca parlak ve düzen olarak gayet elt bir ortam olarak gözükmekle beraber kaliteli insanların takıldıgı nadir siteler arasında yer almaktadır.Bayanların gözü kapalı girdigi ve huzur içinde sohbetini edebilmek özelligine sahip bu siteler canlı radyo oyun kanallları ve mukemmel dj lere sahip olduklarını altını çizerek belirtmek isterim.

Cinsel sohbet odalari

Gabile sohbet odalari aratırken insanlar bir tedirgin ve birazda muammada kalabiliyor.Bunun nedeni tabiki insanlar cinsel sohbet edebilmeli reel yaşantıda ki cinsel hayatın zorlugunu sanal alemde atmak isteyebilir. Bundan asla ben hor görmüyorum aksine hoş karşılarım burası çünkü özgür bir ülke ve sanal alemde insanların neler yaptıgı da asla ve asla kimseyi ilgilendirmez düşüncesindeyim. sohbet odalari olarak 2 verdigim site de gayet dallarında başarılı ve belirli bir çizgisi olan sanal alemde eskiden beri insanlara hizmet eden sıcak ortamlara sahip sitelerdir.Sizlerinde bu sitelerde zaman geçirmesini ve güzel arkadaşlıklara şahitlik edebilmenin hissiyatını yaşamak en büyük amacımdır.Saygılar sevgiler selam ve dua ile.
submitted by susmayiznet to chat [link] [comments]


2020.07.09 12:19 Baphomet-exe Satanistler kedi keser mi? sude andaş olayı nedir?

Esenlikler dostlarım, geçtiğimiz günlerde bu konu hakkında bazı postlar gördüm ve o postlarda açıkladım fakat kendim özel bir post atmamın daha sağlıklı olacağını düşündüm. Konumuza dönecek olursam;
Arkadaşlar belirtmek isterim ki bu ilgi isteyen aptal ergen satanist değil, iblistapar. Ailesinden göremediği ilgiyi internette arayan insan kalıbına sokamadığım rezil bir canlı. Peki bahsettiğim iblistaparlık nedir? Ve satanizmden farkı nedir?
İblistaparlar semavi dinlerdeki kötülüğün kaynağı olan şeytana taparlar, ve bu konuda semavi dinlerin kitaplarına katılırlar, yani bizden çok semavi dinlere yakındırlar aslında, tek yaptıkları sapık sadistliklerini efendi şeytanın adı altında yaşamaya çalışıp satanizmin adını kirletmek, satanist olmayan insanlar bu grubu çok kişi zannediyor fakat bir elin parmaklarını geçmez sayıları, satanizme oranla %0,5 inden az bir kısmı oluştururlar, ilk iblistapar faaliyetleri orta çağın sonu ile yeni çağın başına denk gelir, aforoz edilen tapınak şovalyeleri tanrıdan da kiliseden de nefret etmeye başlamışlardır, bu yüzden kötülük yaparak tanrıdan uzaklaşıp şeytana yaklaşmak istemişlerdir, ama bu yaptıklarının bir dayanağı yok, mantıkları “hmm kitapta şeytan kötü diyor o zaman kötüdür, ben de hawalı olmak için satanistim diyip kedi kesmeliyim” hayvanlar ve tabiat, bütün canlılar bizde kutsaldır. Günümüzde medya bu grubu kullanarak insanları satanizmden korkuttuğu için insanlar böyle sanıyor, keşke halkımız duyduklarına değil araştırdıklarına inansa, insanlarımız araştırmaktan bile korkar oldu ne yazık ki. Efendi şöyle der;
  1. Kurban istemez benim ibadetim; ki çok ender zamanlarda bir iki tanesi müstesna. Sizin kurbanınız, kendinizi anlamaktır ve teninizi yaşamaktır ve diğerlerinin ihtirasına da saygı göstermektir. Ama kurban vermeniz gerekirse o müstesna zamanlarda, asla ve asla öldürmek için öldürmeyin! Yiyemeyeceğiniz hayvanı öldürmeyin.
  2. Benim ihtiyacım yok kurbanlarınıza, ama onun faydası sizedir. Et olarak da, ruh olarak da. Ben, çöle gömülecek olan milyonlarca kurbanı kesmenizi emreden ve de buna ihtiyaç duyan, Sahte Tanrı değilim! Kan sarhoşluğu içinde ve tatmin edilmemiş şehvevi zevklerin tatmini ile öldürülür o kurbanlar ve cennet umulur bunun için. Ne kadar riyakarca!
  3. Her sembol benimdir ve her hayvan benimdir. Severim bütün hayvanları çünkü onlar kirletilemezler kötü tanrı tarafından. Kurban istemem ibadetinizde; ama bazı özel zaman ve durumlar da olabilir bunun için. O zaman, asla ama asla yiyemeyeceğiniz veya yenmesi alışılmış olmayan bir hayvanı kurban etmeyin bana! Ziyan da etmeyin etini.
  4. Dünyanın değişik yerlerinde, benim yolumu bulmak isteyenler zaman zaman kanlı törenler yaparlar. İnsan da öldürülür benim adıma. Ama ben istemem aslında bunu. Ben, ölümün ve dehşetin tanrısı değilim ve sadece kötülüğün tanrısı ister insan kurbanını. Eski törenler ve usuller hükmünü kaybetmiştir artık. Her şey çağa uymalıdır daima.
  5. Yine de kızmam veya kınamam, bana yakın olmak için yapılanları. Bazı takipçilerim uzak ülkelerdeki, öldürürler dışarıdakileri. Bazıları da sadisttir açıkça; ama bu benim öğretimin değerini düşürmez. Arabın dininde din adına öldürülmez mi insanlar. Arabın dininde veya Kilisenin ya da Yahudinin dininde hiç mi sapık veya sadist veya katil yoktur. O zaman genelleme yapılmaz da, neden benim bir takipçim bunu yaptı mı, kötülük sembolü olarak bütün takipçilerim karalanıyor. Ama yine de kızmam ben kanlı ayinler yapanlara; çünkü bu da yapılır bana yakın olmak için. Ama şimdi söylüyorum işte. Çok özel durum olmadıkça yapmasın böyle şeyler seçkinlerim ve sevenlerim.
  6. Ama varsa bir kininiz ve sadistseniz ve zevk alırsanız böyle şeylerden, onu kendiniz için yapın; ben aldırmam istenenin yapılmasına; ama asla! benim adıma yaptığınızı söyleyerek ve düşünerek ve beni bahane ederek ve benden vahiy aldığınızı iddia ederek, yapmayın özel zevkinizi. Asla karalamayın bütün takipçilerimin toplumunu! Lanet olsun bundan sonra bunu yapana! Lanet olsun insanların benden ve benim doğru yoluma girmekten korkmasına sebep olana; ister benden olsun, ister dışardan! Ama bilmeyerek, yapmış olanlar teveccühümü kazanmak için ya da bu öğretim henüz eline geçmediği için bilmeyerek yapmaya devam edenler, dünyanın herhangi bir yerinde suçlu görülmezler hiçbir zaman.
  7. Hayvanların da hepsi benimdir. Her hayvanı severim aslında. Onlar, tabiatın masum çocuklarıdır daima. Kötü tanrının ve kötülüğün tanrısının ve kanlı tanrının ve kölelerin tanrısının dinlerine tapanlar değil midir, hayvanların neslini kurutan ve yuvalarını iki kuruşluk menfaat uğruna dağıtan?
  8. Her hayvan kutsaldır bana; ama bazı hayvanlar bana atfedildikleri için daha kutsal gelir gözüme. İnsanların bana yakıştırdığı hayvanlardır bunlar. Keçi kutsaldır bana; çünkü yüzyıllardır insanlar benimle özleştirdiler onu bir çok ülkede. Piramitlerin ülkesinde ve binyıllar önce Eşek benim hayvanım sayıldı. Bu yüzden de kutsaldır bana. Ve gene aynı ülkede çakal ve sırtlan benim hayvanım sayıldılar. Ve çölün hayvanları yılan ve akrep bana ithaf edildiler, Seth ismimle tanınırken. Ve hipopotam benim sayıldı ve timsah. Bu yüzden kutsaldır bana bu hayvanlar.
  9. Yüzyıllarca Avrupa kıtasında ve değişik yerlerde kedi, benim sayıldı. Daima kara büyü ve şeytan tapınımıyla birleştirildi. Engizisyon yakmadı mı bir çok ihtiyarı ve kadını, sadece kedisi var diye. Kediyi büyü sembolü saydılar ve benim sembolüm olarak gördüler; hele rengi siyahsa şeytanın kendisi olarak nitelendirdiler. Bu yüzden de kutsaldır o hayvan benim için.
  10. Kim ki, zarar verir veya acı çektirir veya gereksiz yere öldürürse bu hayvanları, lanet olsun ona! Kim, bu hayvanları bana kurban olarak ve takdime olarak görürse, binlerce defa lanet olsun ona! Ama yaşamak için etinden veya derisinden veya kemiğinden istifade edebilmek için öldürülebilir her hayvan; ama sadece gerektiği kadar! Asla bir zevk ve kurban olmamalı bunlar.
  11. Bütün ağaçlar ve tabiat kutsaldır, ayırım yapmadan. Ormanlar, benim gerçek alemim ve katım ve yurdum değilse de dünyada en sevdiğim yerlerdir. Lanet olsun ağaçları kesenlere! Lanet olsun yağmur ormanlarını tüketenlere! Bunları yapanlar değil midir kötü tanrının kulları? Lanet olsun bir ağacın ruhunu öldürene!
  12. Denizleri kirletenlere ve dünyayı, maddenin cennetini yaşanır yer olmaktan çıkaranlara lanet olsun! Bu dünya ödülünüzdür. Onu yok edene lanet olsun! Gelecek olan altın çağda, benim insanlarım ve benim dinim ve benim hükmüm bu dünyada hüküm sürecektir. Lanet olsun dünyaya zarar verene! Lanet olsun güzellikleri çöpüyle kirleten kötülük tanrısının takipçilerine ki, hepsi cezalanacaktır; ya kendileri ya da kendilerinden gelen nesilleri. Ama asla dönemeyeceklerdir dünyaya, ikinci bir bedenlenme ile. Bu, bilinmelidir!
Gördüğümüz üzere Satanizmde hiçbir canlıya ve tabiata sebepsizce zarar vermek yoktur. İblistaparlığın satanizm ile hiçbir alakası yoktur, Satanizmin her kolunu araştırabilirsiniz Ateistik Satanizm, Spritüel Satanizm... hiçbirinde böyle bir şey bulamazsınız, bu satanizmin adını kirletmek için söylenen kirli bir iftiradır.
Bitirmeden önce, Sana bir sorum var. Satanizm nedir biliyor musun? Seni bir araştırmaya davet ediyorum. "Yüzyıllardır insanlara yanlış olarak lanse edilen Satanizm aslında nedir?". Bana özelden veya bu posttan aklına gelen her soruyu sorabilirsin. İyi günler dilerim.
Efendinin laneti canlılara eziyet edenlerin ve tabiata zarar verenlerin üzerine olsun.
Ave Satanus Amen!
submitted by Baphomet-exe to ifadeozgurlugu [link] [comments]


2020.07.08 11:55 Baphomet-exe Satanistler kedi keser mi? Sude Andaş olayı nedir?

Esenlikler dostlarım, geçtiğimiz günlerde bu konu hakkında bazı postlar gördüm ve o postlarda açıkladım fakat kendim özel bir post atmamın daha sağlıklı olacağını düşündüm. Konumuza dönecek olursam;
Arkadaşlar belirtmek isterim ki bu ilgi isteyen aptal ergen satanist değil, iblistapar. Ailesinden göremediği ilgiyi internette arayan insan kalıbına sokamadığım rezil bir canlı. Peki bahsettiğim iblistaparlık nedir? Ve satanizmden farkı nedir?
İblistaparlar semavi dinlerdeki kötülüğün kaynağı olan şeytana taparlar, ve bu konuda semavi dinlerin kitaplarına katılırlar, yani bizden çok semavi dinlere yakındırlar aslında, tek yaptıkları sapık sadistliklerini efendi şeytanın adı altında yaşamaya çalışıp satanizmin adını kirletmek, satanist olmayan insanlar bu grubu çok kişi zannediyor fakat bir elin parmaklarını geçmez sayıları, satanizme oranla %0,5 inden az bir kısmı oluştururlar, ilk iblistapar faaliyetleri orta çağın sonu ile yeni çağın başına denk gelir, aforoz edilen tapınak şovalyeleri tanrıdan da kiliseden de nefret etmeye başlamışlardır, bu yüzden kötülük yaparak tanrıdan uzaklaşıp şeytana yaklaşmak istemişlerdir, ama bu yaptıklarının bir dayanağı yok, mantıkları “hmm kitapta şeytan kötü diyor o zaman kötüdür, ben de hawalı olmak için satanistim diyip kedi kesmeliyim” hayvanlar ve tabiat, bütün canlılar bizde kutsaldır. Günümüzde medya bu grubu kullanarak insanları satanizmden korkuttuğu için insanlar böyle sanıyor, keşke halkımız duyduklarına değil araştırdıklarına inansa, insanlarımız araştırmaktan bile korkar oldu ne yazık ki. Efendi şöyle der;
  1. Kurban istemez benim ibadetim; ki çok ender zamanlarda bir iki tanesi müstesna. Sizin kurbanınız, kendinizi anlamaktır ve teninizi yaşamaktır ve diğerlerinin ihtirasına da saygı göstermektir. Ama kurban vermeniz gerekirse o müstesna zamanlarda, asla ve asla öldürmek için öldürmeyin! Yiyemeyeceğiniz hayvanı öldürmeyin.
  2. Benim ihtiyacım yok kurbanlarınıza, ama onun faydası sizedir. Et olarak da, ruh olarak da. Ben, çöle gömülecek olan milyonlarca kurbanı kesmenizi emreden ve de buna ihtiyaç duyan, Sahte Tanrı değilim! Kan sarhoşluğu içinde ve tatmin edilmemiş şehvevi zevklerin tatmini ile öldürülür o kurbanlar ve cennet umulur bunun için. Ne kadar riyakarca!
  3. Her sembol benimdir ve her hayvan benimdir. Severim bütün hayvanları çünkü onlar kirletilemezler kötü tanrı tarafından. Kurban istemem ibadetinizde; ama bazı özel zaman ve durumlar da olabilir bunun için. O zaman, asla ama asla yiyemeyeceğiniz veya yenmesi alışılmış olmayan bir hayvanı kurban etmeyin bana! Ziyan da etmeyin etini.
  4. Dünyanın değişik yerlerinde, benim yolumu bulmak isteyenler zaman zaman kanlı törenler yaparlar. İnsan da öldürülür benim adıma. Ama ben istemem aslında bunu. Ben, ölümün ve dehşetin tanrısı değilim ve sadece kötülüğün tanrısı ister insan kurbanını. Eski törenler ve usuller hükmünü kaybetmiştir artık. Her şey çağa uymalıdır daima.
  5. Yine de kızmam veya kınamam, bana yakın olmak için yapılanları. Bazı takipçilerim uzak ülkelerdeki, öldürürler dışarıdakileri. Bazıları da sadisttir açıkça; ama bu benim öğretimin değerini düşürmez. Arabın dininde din adına öldürülmez mi insanlar. Arabın dininde veya Kilisenin ya da Yahudinin dininde hiç mi sapık veya sadist veya katil yoktur. O zaman genelleme yapılmaz da, neden benim bir takipçim bunu yaptı mı, kötülük sembolü olarak bütün takipçilerim karalanıyor. Ama yine de kızmam ben kanlı ayinler yapanlara; çünkü bu da yapılır bana yakın olmak için. Ama şimdi söylüyorum işte. Çok özel durum olmadıkça yapmasın böyle şeyler seçkinlerim ve sevenlerim.
  6. Ama varsa bir kininiz ve sadistseniz ve zevk alırsanız böyle şeylerden, onu kendiniz için yapın; ben aldırmam istenenin yapılmasına; ama asla! benim adıma yaptığınızı söyleyerek ve düşünerek ve beni bahane ederek ve benden vahiy aldığınızı iddia ederek, yapmayın özel zevkinizi. Asla karalamayın bütün takipçilerimin toplumunu! Lanet olsun bundan sonra bunu yapana! Lanet olsun insanların benden ve benim doğru yoluma girmekten korkmasına sebep olana; ister benden olsun, ister dışardan! Ama bilmeyerek, yapmış olanlar teveccühümü kazanmak için ya da bu öğretim henüz eline geçmediği için bilmeyerek yapmaya devam edenler, dünyanın herhangi bir yerinde suçlu görülmezler hiçbir zaman.
  7. Hayvanların da hepsi benimdir. Her hayvanı severim aslında. Onlar, tabiatın masum çocuklarıdır daima. Kötü tanrının ve kötülüğün tanrısının ve kanlı tanrının ve kölelerin tanrısının dinlerine tapanlar değil midir, hayvanların neslini kurutan ve yuvalarını iki kuruşluk menfaat uğruna dağıtan?
  8. Her hayvan kutsaldır bana; ama bazı hayvanlar bana atfedildikleri için daha kutsal gelir gözüme. İnsanların bana yakıştırdığı hayvanlardır bunlar. Keçi kutsaldır bana; çünkü yüzyıllardır insanlar benimle özleştirdiler onu bir çok ülkede. Piramitlerin ülkesinde ve binyıllar önce Eşek benim hayvanım sayıldı. Bu yüzden de kutsaldır bana. Ve gene aynı ülkede çakal ve sırtlan benim hayvanım sayıldılar. Ve çölün hayvanları yılan ve akrep bana ithaf edildiler, Seth ismimle tanınırken. Ve hipopotam benim sayıldı ve timsah. Bu yüzden kutsaldır bana bu hayvanlar.
  9. Yüzyıllarca Avrupa kıtasında ve değişik yerlerde kedi, benim sayıldı. Daima kara büyü ve şeytan tapınımıyla birleştirildi. Engizisyon yakmadı mı bir çok ihtiyarı ve kadını, sadece kedisi var diye. Kediyi büyü sembolü saydılar ve benim sembolüm olarak gördüler; hele rengi siyahsa şeytanın kendisi olarak nitelendirdiler. Bu yüzden de kutsaldır o hayvan benim için.
  10. Kim ki, zarar verir veya acı çektirir veya gereksiz yere öldürürse bu hayvanları, lanet olsun ona! Kim, bu hayvanları bana kurban olarak ve takdime olarak görürse, binlerce defa lanet olsun ona! Ama yaşamak için etinden veya derisinden veya kemiğinden istifade edebilmek için öldürülebilir her hayvan; ama sadece gerektiği kadar! Asla bir zevk ve kurban olmamalı bunlar.
  11. Bütün ağaçlar ve tabiat kutsaldır, ayırım yapmadan. Ormanlar, benim gerçek alemim ve katım ve yurdum değilse de dünyada en sevdiğim yerlerdir. Lanet olsun ağaçları kesenlere! Lanet olsun yağmur ormanlarını tüketenlere! Bunları yapanlar değil midir kötü tanrının kulları? Lanet olsun bir ağacın ruhunu öldürene!
  12. Denizleri kirletenlere ve dünyayı, maddenin cennetini yaşanır yer olmaktan çıkaranlara lanet olsun! Bu dünya ödülünüzdür. Onu yok edene lanet olsun! Gelecek olan altın çağda, benim insanlarım ve benim dinim ve benim hükmüm bu dünyada hüküm sürecektir. Lanet olsun dünyaya zarar verene! Lanet olsun güzellikleri çöpüyle kirleten kötülük tanrısının takipçilerine ki, hepsi cezalanacaktır; ya kendileri ya da kendilerinden gelen nesilleri. Ama asla dönemeyeceklerdir dünyaya, ikinci bir bedenlenme ile. Bu, bilinmelidir!
Gördüğümüz üzere Satanizmde hiçbir canlıya ve tabiata sebepsizce zarar vermek yoktur. İblistaparlığın satanizm ile hiçbir alakası yoktur, Satanizmin her kolunu araştırabilirsiniz Ateistik Satanizm, Spritüel Satanizm... hiçbirinde böyle bir şey bulamazsınız, bu satanizmin adını kirletmek için söylenen kirli bir iftiradır.
Bitirmeden önce, Sana bir sorum var. Satanizm nedir biliyor musun? Seni bir araştırmaya davet ediyorum. "Yüzyıllardır insanlara yanlış olarak lanse edilen Satanizm aslında nedir?". Bana özelden veya bu posttan aklına gelen her soruyu sorabilirsin. İyi günler dilerim.
Efendinin laneti canlılara eziyet edenlerin ve tabiata zarar verenlerin üzerine olsun.
Ave Satanus Amen!
submitted by Baphomet-exe to ToplumsalTartishma [link] [comments]


2020.07.05 15:34 Baphomet-exe Satanistler kedi keser mi? Sude andas olayı nedir?

Esenlikler dostlarım, bugün birkaç postta açıkladım fakat kendim bir post atmamın daha sağlıklı olacağını düşündüm. Konumuza dönecek olursam, Arkadaşlar belirtmek isterim ki bu ilgi isteyen ergen satanist değil, iblistapar. Ailesinden göremediği ilgiyi internette arayan insan kalıbına sokamadığım rezil bir canlı. Peki bahsettiğim iblistaparlık nedir? Ve satanizmden farkı nedir?
İblistaparlar semavi dinlerdeki kötülüğün kaynağı olan şeytana taparlar, ve bu konuda semavi dinlerin kitaplarına katılırlar, yani bizden çok semavi dinlere yakındırlar aslında, tek yaptıkları sapık sadistliklerini efendi şeytanın adı altında yaşamaya çalışıp satanizmin adını kirletmek, satanist olmayan insanlar bu grubu çok kişi zannediyor fakat bir elin parmaklarını geçmez sayıları, satanizme oranla %0,5 inden az bir kısmı oluştururlar, ilk iblistapar faaliyetleri orta çağın sonu ile yeni çağın başına denk gelir, artık kilisenin baskısından bıkmış fransız rahip-rahibeler öyle bir raddeye gelmiştir ki artık “tanrıdan” da isadan da nefret etmeye başlamışlardır, bu yüzden kötülük yaparak tanrıdan uzaklaşıp şeytana yaklaşmak istemişlerdir, ama bu yaptıklarının bir dayanağı yok, mantıkları “hmm kitapta şeytan kötü diyor o zaman kötüdür, ben de hawalı olmak için satanistim diyip kedi kesmeliyim” hayvanlar ve tabiat, bütün canlılar bizde kutsaldır. Günümüzde medya bu grubu kullanarak insanları satanizmden korkuttuğu için insanlar böyle sanıyor, keşke halkımız duyduklarına değil araştırdıklarına inansa, insanlarımız araştırmaktan bile korkar oldu ne yazık ki. Efendi şöyle der;
  1. Kurban istemez benim ibadetim; ki çok ender zamanlarda bir iki tanesi müstesna. Sizin kurbanınız, kendinizi anlamaktır ve teninizi yaşamaktır ve diğerlerinin ihtirasına da saygı göstermektir. Ama kurban vermeniz gerekirse o müstesna zamanlarda, asla ve asla öldürmek için öldürmeyin! Yiyemeyeceğiniz hayvanı öldürmeyin.
  2. Benim ihtiyacım yok kurbanlarınıza, ama onun faydası sizedir. Et olarak da, ruh olarak da. Ben, çöle gömülecek olan milyonlarca kurbanı kesmenizi emreden ve de buna ihtiyaç duyan, Sahte Tanrı değilim! Kan sarhoşluğu içinde ve tatmin edilmemiş şehvevi zevklerin tatmini ile öldürülür o kurbanlar ve cennet umulur bunun için. Ne kadar riyakarca!
  3. Her sembol benimdir ve her hayvan benimdir. Severim bütün hayvanları çünkü onlar kirletilemezler kötü tanrı tarafından. Kurban istemem ibadetinizde; ama bazı özel zaman ve durumlar da olabilir bunun için. O zaman, asla ama asla yiyemeyeceğiniz veya yenmesi alışılmış olmayan bir hayvanı kurban etmeyin bana! Ziyan da etmeyin etini.
  4. Dünyanın değişik yerlerinde, benim yolumu bulmak isteyenler zaman zaman kanlı törenler yaparlar. İnsan da öldürülür benim adıma. Ama ben istemem aslında bunu. Ben, ölümün ve dehşetin tanrısı değilim ve sadece kötülüğün tanrısı ister insan kurbanını. Eski törenler ve usuller hükmünü kaybetmiştir artık. Her şey çağa uymalıdır daima.
  5. Yine de kızmam veya kınamam, bana yakın olmak için yapılanları. Bazı takipçilerim uzak ülkelerdeki, öldürürler dışarıdakileri. Bazıları da sadisttir açıkça; ama bu benim öğretimin değerini düşürmez. Arabın dininde din adına öldürülmez mi insanlar. Arabın dininde veya Kilisenin ya da Yahudinin dininde hiç mi sapık veya sadist veya katil yoktur. O zaman genelleme yapılmaz da, neden benim bir takipçim bunu yaptı mı, kötülük sembolü olarak bütün takipçilerim karalanıyor. Ama yine de kızmam ben kanlı ayinler yapanlara; çünkü bu da yapılır bana yakın olmak için. Ama şimdi söylüyorum işte. Çok özel durum olmadıkça yapmasın böyle şeyler seçkinlerim ve sevenlerim.
  6. Ama varsa bir kininiz ve sadistseniz ve zevk alırsanız böyle şeylerden, onu kendiniz için yapın; ben aldırmam istenenin yapılmasına; ama asla! benim adıma yaptığınızı söyleyerek ve düşünerek ve beni bahane ederek ve benden vahiy aldığınızı iddia ederek, yapmayın özel zevkinizi. Asla karalamayın bütün takipçilerimin toplumunu! Lanet olsun bundan sonra bunu yapana! Lanet olsun insanların benden ve benim doğru yoluma girmekten korkmasına sebep olana; ister benden olsun, ister dışardan! Ama bilmeyerek, yapmış olanlar teveccühümü kazanmak için ya da bu öğretim henüz eline geçmediği için bilmeyerek yapmaya devam edenler, dünyanın herhangi bir yerinde suçlu görülmezler hiçbir zaman.
  7. Hayvanların da hepsi benimdir. Her hayvanı severim aslında. Onlar, tabiatın masum çocuklarıdır daima. Kötü tanrının ve kötülüğün tanrısının ve kanlı tanrının ve kölelerin tanrısının dinlerine tapanlar değil midir, hayvanların neslini kurutan ve yuvalarını iki kuruşluk menfaat uğruna dağıtan?
  8. Her hayvan kutsaldır bana; ama bazı hayvanlar bana atfedildikleri için daha kutsal gelir gözüme. İnsanların bana yakıştırdığı hayvanlardır bunlar. Keçi kutsaldır bana; çünkü yüzyıllardır insanlar benimle özleştirdiler onu bir çok ülkede. Piramitlerin ülkesinde ve binyıllar önce Eşek benim hayvanım sayıldı. Bu yüzden de kutsaldır bana. Ve gene aynı ülkede çakal ve sırtlan benim hayvanım sayıldılar. Ve çölün hayvanları yılan ve akrep bana ithaf edildiler, Seth ismimle tanınırken. Ve hipopotam benim sayıldı ve timsah. Bu yüzden kutsaldır bana bu hayvanlar.
  9. Yüzyıllarca Avrupa kıtasında ve değişik yerlerde kedi, benim sayıldı. Daima kara büyü ve şeytan tapınımıyla birleştirildi. Engizisyon yakmadı mı bir çok ihtiyarı ve kadını, sadece kedisi var diye. Kediyi büyü sembolü saydılar ve benim sembolüm olarak gördüler; hele rengi siyahsa şeytanın kendisi olarak nitelendirdiler. Bu yüzden de kutsaldır o hayvan benim için.
  10. Kim ki, zarar verir veya acı çektirir veya gereksiz yere öldürürse bu hayvanları, lanet olsun ona! Kim, bu hayvanları bana kurban olarak ve takdime olarak görürse, binlerce defa lanet olsun ona! Ama yaşamak için etinden veya derisinden veya kemiğinden istifade edebilmek için öldürülebilir her hayvan; ama sadece gerektiği kadar! Asla bir zevk ve kurban olmamalı bunlar.
  11. Bütün ağaçlar ve tabiat kutsaldır, ayırım yapmadan. Ormanlar, benim gerçek alemim ve katım ve yurdum değilse de dünyada en sevdiğim yerlerdir. Lanet olsun ağaçları kesenlere! Lanet olsun yağmur ormanlarını tüketenlere! Bunları yapanlar değil midir kötü tanrının kulları? Lanet olsun bir ağacın ruhunu öldürene!
  12. Denizleri kirletenlere ve dünyayı, maddenin cennetini yaşanır yer olmaktan çıkaranlara lanet olsun! Bu dünya ödülünüzdür. Onu yok edene lanet olsun! Gelecek olan altın çağda, benim insanlarım ve benim dinim ve benim hükmüm bu dünyada hüküm sürecektir. Lanet olsun dünyaya zarar verene! Lanet olsun güzellikleri çöpüyle kirleten kötülük tanrısının takipçilerine ki, hepsi cezalanacaktır; ya kendileri ya da kendilerinden gelen nesilleri. Ama asla dönemeyeceklerdir dünyaya, ikinci bir bedenlenme ile. Bu, bilinmelidir!
Gördüğümüz üzere Satanizmde hiçbir canlıya ve tabiata sebepsizce zarar vermek yoktur. İblistaparlığın satanizm ile hiçbir alakası yoktur, Satanizmin her kolunu araştırabilirsiniz Ateistik Satanizm, Teistik Satanizm... hiçbirinde böyle bir şey bulamazsınız, bu satanizmin adını kirletmek için söylenen kirli bir iftiradır. Bitirmeden önce, Sana bir sorum var. Satanizm nedir biliyor musun? Seni bir araştırmaya davet ediyorum. "Yüzyıllardır insanlara yanlış olarak lanse edilen Satanizm aslında nedir?". Bana özelden veya bu posttan aklına gelen her soruyu sorabilirsin. İyi günler dilerim. Efendinin laneti canlılara eziyet edenlerin tabiata zarar verenlerin üzerine olsun.
Ave Satanus Amen!
submitted by Baphomet-exe to KGBTR [link] [comments]


2020.06.25 17:25 griljedi (Tespit) Euron Greyjoy “Ateş mi Buz mu?”

Dikkat, 6. kitaptan SPOILER içerir.

Burada Euron’un tarafını tartışmak istiyorum. Aslında temel düşüncem Euron’un kendi tarafında olduğu, yani kişisel hırs ve çıkarları için güçlü olduğunu düşündüğü tarafla ittifak içine girdiği yönünde. Peki, bu hangi taraf? %100 şudur diye bir iddiam var diyemem ama benim görüşlerimde bir ağırlık değişimi oldu.
Şimdi bizim sosyopat karakterimiz Euron hakkında ciddi beklentilere sahibiz. Adamın çılgınlığı, gizemli oluşu ve nihai hedefini biliyor gibi görünsek de o hedefe ulaşmasını sağlayacak tertip ve niyetlerini bilmemek ister istemez bizde böyle etki yarattı.
Euron, kişiliğine baktığımızda kötü bir karakter olarak kabul ediliyor. Eh, acımasızlığı ve kardeş katili olması gibi şeylere bakınca hakkında iyi şeyler söyleyecek bir şeyler bulmak zor olduğu gerçek.
Kendisini bir çeşit ilah gibi görüp (veya dönüştürüp) Demir Taht’a oturarak hükmetmek istediğini söylediğini, biliyoruz. Muhtemelen de bu konuda gerçeği söyledi, zaten serinin ana teması “güç” ve “gücün yozlaştırıcı etkisi” idi, GRRM’in ifadesine göre.
Haliyle Euron’u iki taraf arasında doğruca “buz” tarafına gönderip, “Ötekiler” ile bir bağlantısı olduğuna inandık. Peki niye böyle yaptık? Cevabı çok basit; bunun temel sebebi hem bizim “algımız” hem de Melisandre karakterinin bu geleneksel algımızı kullanarak yaptığı “maniple” sonucu…
Geleneksel algımız nedir? Her hikayede bir iyi-kötü taraf vardır; karanlık lordlar ve ona karşı savaşan aydınlık lordlar var. Melisandre de sürekli olarak “ateş” tarafını ölüm ile savaşan, yaşamı temsil eden taraf olarak; “buz” tarafını da her şeyi öldürmeye niyetli olan, kötü-ölüm tarafı olarak lanse etti. Benerro ve Moqorro da az destek çıkmadı, denebilir. Sonuçta insanlar “ölümden” nefret eder ve ölüm de korkulacak bir şey olarak bizim için kötü bir şeydir.
Bu yüzden Euron’u ölüm saçan, kötü adamların yani “buz”’un tarafına salladık. Aksi de olamaz, diye düşünüp alternatif hiçbir düşünceyi aklımıza getirmedik. Ben dahil… Kaldı ki sizden daha farklı düşünüyor olmama rağmen bu, buz ve ateş meselesinde. Buz ve Ateşin Savaşı 1 2 bu başlığı hatırlar iseniz ASOIAF evreninde var olan bu buz-ateş savaşını iyi ve kötünün savaşı olarak görmek hata idi. Zira GRRM’in mantığına göre artık “karanlık lordlara” ihtiyaç yoktu; kötüler siyah ile iyiler beyaz ile temsil edilmesine gerek yoktu… Her karakter iyi-kötü şeyler yapabilir. Nasıl ki Stark-Lannister savaşında -okuyucu olarak- iki tarafın da yanında olanlar var ve kimse karşı tarafa gerçek anlamda kötü taraf diyemiyor ama günahsız da diyemiyor, aynı şey bunun için de geçerli.
Haliyle geçenlerde niye böyle yaptığımı sorguladım.
Şimdi Euron’un şurada söylediği sözlerin bazısına bakalım.
“…Yalnızca bir deniz canavarı Gölge’nin yanındaki Asshai’ye yelken açtı ve tasavvur bile edilemeyecek harikalar ile dehşetler gördüHepsini alalım derim! Batıdiyar’ ı alalım derim.”
Elbette bunu sorguluyorlar, nasıl olabilir ki bu? Daha Kuzey’i bile ellerinde tutamıyorlar iken.
“Aegon?” Victarion, kollarını zırhlı göğsünde birleştirdi. “Fatih’in bizimle ne ilgisi var?” “Savaşlar hakkında senin bildiğin kadar şey biliyorum Kargagöz,” dedi Asha. “Aegon Targaryen, Batıdiyar’ı ejderhalarla kazandı.” “Biz de öyle yapacağız,” diye söz verdi Euron Greyjoy. “Sesini duyduğunuz şu boruyu, bir zamanlar Valyria olan dumanlı yıkıntıların arasında buldum, benden başka hiçbir adam orada yürümeye cesaret edemedi. Borunun çağrısını duydunuz ve gücünü hissettiniz. Bu bir ejderha borusu, kasnakları kırmızı altından ve üstüne tılsımlar kazınmış Valyria çeliğinden yapıldı. Ejderha lordları, Kıyamet tarafından yok edilmeden önce bu çeşit borular üflerdi. Bu boruyla ejderhaları kendi irademe bağlayabilirim.” Asha yüksek sesle güldü. “Keçileri senin iradene bağlayacak bir boru daha faydalı olur Kargagöz. Artık ejderhalar yok.” “Yine yanılıyorsun kızım. Uç ejderha var ve ben onları nerede bulacağımı biliyorum. Bu malumatın değeri ahşap bir taçtır şüphesiz.”
Euron’un sözlerini doğru kabul eder isek Asshai’ye ve Valyria’ya gitmiş. Valyria kısmı bizi şüpheye düşürse de Asshai’ye gittiğine şüphe etmem zira ipini koparan gidebiliyor zaten. Ejderha Borusunu ve Valyria çeliği zırhı olduğunu biliyoruz.
Asshai ve Valyria’yı “ateş” tarafının şehirleri olarak görmek yanlış bir çıkarım değil hatta Asshai, R’hllor inancının ana merkezi olarak görüyorum, dinin çıktığı yer burası olsa gerek ki AA efsanesi de ilk buradan çıkıp Batı’ya doğru yayılmış. İlk ejderhaların Gölge Topraklardan ve Yeşim Denizin’den çıktığı efsanelerini de unutmaz ise bu bölgeler ateş, ejderha, aa, ejderha çeliği, ateş ve kan büyüsü gibi şeylerin ana merkezi olarak kabul edilebilir. Özetle Euron, ateş taraflarında geziniyor sürekli…
Euron, ateş gücünü elinde bulunduran Dany’nin ve onun ejderhalarının peşinde. O gücü ondan çalma niyeti olduğu aşikar. Asshai’ye gidip, Gölge Toprakları gezmiş ve burada AA meselesini, Ötekiler ve gelen savaş meselesini görüp, öğrendiğine şüphe yok gibi.
Sonra Dany ile olan evlenme isteği ve sebebine değiniyor.
“…Demir Taht şöyle dursun, o oğulların hiçbiri Deniztaşı Tahtı’nda oturmaya uygun değil. Hayır, tahta uygun bir vârisimin olması için başka bir kadına ihtiyacım var. Deniz canavarı, ejderhayla evlendiğinde bütün dünya korksun kardeşim.”
Burada taht olarak çevrilen şey ingilizce’de him olarak belirtilmiş. Muhtemelen öncesinde tahttan bahsettiği için doğrudan onu kast ettiği düşünüldü çeviri yapılırken ama it demesi gerekirdi him değil, yani bir şahsın kendinden bahsediyor. “Ona layık bir varis” Gerçi narsist olduğu için kendisini de kast ediyor, olabilir. Sonuçta kendinden başka şahıs gibi konuşan tipler de görmedik değil. (Bknz: Jaqen)
“So are the contents of my chamber pot. None is fit to sit the Seastone Chair, much less the Iron Throne. No, to make an heir that’s worthy of him , I need a different woman. When the kraken weds the dragon, brother, let all the world beware.”
Bu “him” konusunda bir hata yok ise ve doğruysa Euron’un kast ettiği, kendisinden büyük gördüğü bir şahıstan bahsediyor. Bu da akla kafadan R’hllor ve Kebir Öteki’yi getiriyor, değil mi?
Pekala, Kebir Öteki ise neden Dany? Dany ve ejderhaları ateş ve ateş, KÖ’nin düşmanıdır. Yani ona uygun bir varis için Dany yerine “buz” tarafından birini bulması icap eder. Lakin R’hllor’ın takipçisi ise bu durumda Dany uygun bir seçim olacaktır.
Elbette biz Euron’un Dany’yi istemesi konusunda doğru söylediğini farz ederek bu yorumu yapıyoruz. Ejderhasına talip ise Dany’ye sahip olmayı arzulaması olağan. Euron’un ayrıca Daario olduğu ile ilgili bir kuram da vardı, doğru ise olay biraz daha ilginçleşiyor.
Bana göre Euron’un oynaştığı tarafın ateş olmasındaki en önemli işaret 6. kitaptaki Aeron POV’u. Ünlü rüyadan alıntılara bakacağız.
Euron’un gülümseyen, saklı gözleriydi. Dünyaya şimdi kanlı gözünü gösteriyordu. Karanlık ve korkutucu. Baştan topuğa örtülüydü ve karanlık bir onikse benziyordu. Kararmış kafataslarından oluşan tepenin üstünde oturuyordu ve cüceler ayaklarının etrafında hoplayıp zıplarken arkasında bir orman yanıyordu. “Kanayan yıldız kıyamete delalet idi.” dedi Aeron’a. “Bunlar son günler, dünya parçalanıp yeniden yapıldığında, yeni bir tanrı mezarlar ve ceset çukurlarından doğacak.” Euron dudaklarına büyük bir boru yaklaştırıp üfledi ve ejderhalar, krakenler, sfenksler emrine girip önüne eğildi. “Diz çök kardeşim.” diye emretti Kargagöz. “Kralın benim. Tanrın benim. Bana tap ve seni rahibim olarak ayağa kaldırayım.” “Asla. Tanrısız bir adam Deniztaşı Tahtı’nda oturamaz.” “Neden o sert, kara kayayı isteyeyim ki? Kardeşim, tekrar bak ve nereye oturduğumu gör.” Buharsaçlı Aeron baktı. Kafatası tepesi gitmişti. Kargagöz’ün altındaki artık metaldi. Büyük, uzun bir tahttı. Kırılmış kılıçlar, ucu keskin demirler vardı ve hepsinin ucundan kan damlıyordu. Uzun mızrakların üstünde tanrıların cesetleri duruyordu. Bakire oradaydı ve Baba, Anne, Savaşçı, Yaşlı Bilge, Demirci, hatta Yabancı bile oradaydı. Pek çok tuhaf ve yabancı tanrıyla yan yana asılmışlardı, Büyük Çoban, Kara Keçi, Üç Başlı Trios ve Bakkalon’un Soluk Çocuğu, Işık Tanrısı, Naath’ın Kelebek Tanrısı ve daha niceleri. Ve ileride şişmiş ve yeşil yengeçler tarafından yiyip bitirilmiş Boğulmuş Tanrı, Kızıl Deniz Atı’yla beraber çürüyordu, hala saçlarından su damlıyordu. Sonra Kargagöz tekrar güldü ve Rahip Sükunet’in içinde çığlık atarak uyandı. … Rüyalar bu kez daha kötüydü. Dargemileri kaynayan, kan kırmızısı bir denizde başıboş ve yanarken gördü. Kardeşini yine Demir Taht’ta görüyordu, ama Euron artık insan değildi. Daha çok bir kalamara benziyordu, babası derinlerdeki kraken olan bir canavar gibiydi. Yüzünde burulmuş dokunaçlar vardı. Arkasında bir kadın silüeti görünüyordu, uzun ve korkutucuydu, elleri soluk alevle yanıyordu. Cüceler eğlenceleri için hoplayıp zıplıyorlardı, dişi ve erkek, cinsel bir şölene hapsedilmiş, birbirlerini ısırıp parçalaıyorlardı ve Euron’la eşi gülüyor, gülüyor ve gülüyorlardı.
Karanlık bir oniks bana siyah taşları anımsattı. Zamanında kendi kardeşini öldürüp, hakkını gasp eden Kan Taşı İmparatoru’nun taptığı… Euron da Balon’u öldürüp, yerine geçmişti. Deniztaşı Tahtı, yağlı siyah taştan yapılma ve özünde Euron, kendine tapan bir narsist. Diğer bir olay da POV sonunda Aeron’un gördüğü duman kadar siyah dediği Valyria zırhı olabilir.
“Kanayan yıldız kıyamete işaretti…” sözü manidar sözlerden biri çünkü bu, ejderhayı temsil eden bir alamet. Dany ve ejderhaları büyüyor, güçleniyor ve R’hllor tarafı da aynı şekilde. Savaş geliyor, dünyanın sonu geliyor, her şeyin sonu geliyor; bunlar son günler… Euron’un baskın gelecek gücün “ateş” yanı olacağına inanıyormuş gibi bir hali yok mu?
Yeni bir tanrının ceset vb. çukurdan çıkması, yükselmesi meselesi… Aslında mezar ve ceset elbette ki bir ölüm durumunu ifade ediyor. Savaş geliyor ve savaş sonunda dünya yeniden yapılanacak Euron’un ifadesiyle… Benerro’ya göre AA’nın yanında savaşan ve ölenler, yeniden dirilecekler ve yaşayacaklar. Mel’e göre buz tarafı her şeyi öldürmeye, yok etmeye geliyor. Euron, ölüp gitmeye razı olur mu? Yok olmuş, ölmüş bir dünyada kime nasıl hükmedeceksin? Bu kısımlar ateş tarafının iddiası üzerine yorumlanmıştır. Ateş tarafı ise “ölümsüzlük” vaat ediyor. Ölmeyen biri bir çeşit ilah olmaz mı? En azından kendini öyle görmez mi? Bilhassa Euron gibi bir sosyopat narsist? Bence görür. Ölüm, bu tipin işine gelmez. Yaşamak gelir, sonsuza kadar yaşamak…
Kraken ve Ejderhalar hatta Sfenksler geliyor ve diz çöküyor; önünde eğiliyor boru ile çağırıyor bunları. Kraken, Euron’un olduğu şey iken ejderha “ateş” tarafına ait… Onun derdi kraken-ejderha evliliği ve bundan doğacak bir varis ile hükmetmek… sfenks bana Aemon’un sözünü anımsattı… Hala gizemini koruyor, nedir bu sfenks? Sfenksler Valyria sfenks’i olarak seride öne çıkmıştır aslında. Yarı insan yarı başka bir şeydir…
Cüceler deyince hemen akla Çocuklar geliyor ve arkadaki yanan orman(ilahları sanki) bunu destekler gibi hava yaratıyor ve arkasından bütün ilahların yere çalındığını gösteren bir sahne geliyor. Yani yine ilk uzun gece’ye sebep veren tipin yaptığı gibi tüm ilahları alaşağı ediyor ve kendi seçtiği yeni bir ilaha (bu durumda bu kişi Euron’un kendisi) tapıyor. Yalnız cüce kısmını Ölümsüzler evinde gördüğümüz şeklinde yorumlamak daha sağlıklı olabilir. Orada 4 cüce vardı ve bir kadına tecavüz edip, orasını burasını çiğneyip yiyorlardı. Buradaki cüceler de hoplayıp zıplıyor Euron’un karşısında ve birbirlerini yiyor. Muhtemelen Westeros lordları, insanları olabilir. Birbirlerini yemek, cinsel şölen birbirleri ile olan savaşı simgelese gerek. Bu şu an olan bir şey aslında ve devam edecek olan bir şey.
Gemilerin yanıyor olması ve denizin kana bulanmış olması kan-ateş sözlerini anımsatıyor. Muhtemelen Euron’un sonraki hamlesini gösteren bir FS ama kan-ateş birleşimi ilgimi çekti. Euron’un yanındaki kadının soluk da olsa alevli ellere sahip olması dikkate değer.
Aslında İngilizcesinde geçen ifade tam olarak şu; Beside him stood a shadow in woman’s form, long and tall and terrible, her hands alive with pale white fire.
Bir kadın gölge görüntüsü ve ellerinde canlı (gölge olduğu için herhalde) soluk soluk- beyaz alev var.
Alev yerine soğuk buz, kar vb. bir şey olsa kadının uzun olmasından dolayı Ötekiler vs. aklıma gelirdi ki ilk okuduğumda “alevi” sorgulamadan aklıma Gece’nin Kraliçesi türü bir şey gelmişti, dedim ya en başta ben de onu Ötekilerle işbirliği içinde sanıyordum. Fakat ortada “alev” var, buz ve kuzey güçleri ateşten nefret eder. Ateş de yanlış anlamadıysam eğer “canlı”… Nasıl ki Ötekiler, buzun yaşayan hali ise sanki bu kadın da ateşin canlı hali gibi… Yahut işte bu sadece simge olduğu için görülen şeyleri doğrudan bu şekilde algılamak da yanlış, sonuçta Euron da kalamar yüzlü olacak değil. Bu yüzden ateş tarafından bir kadın, Euron’u destekleyecek yahut halihazırda destekliyor, denebilir. Kantaşı’nın da bir karısı vardı, onu destekleyen, kaplan kadın; pek bilgi sahibi değiliz kendisi hakkında o yüzden bir yorumda bulunmak zor… Euron’un ensest, eşcinsellik, yamyamlık ve elbette ki büyülere ilgi duyması da bana yine aynı adamı hatırlatıyor, onda da vardı bunlar. Bu yüzden Euron’un Kantaşı İmp. gibi bir şey olduğunu düşünmek garip kaçmaz herhalde, özellikler vs. benziyor.
Aslında tam da kuram oldu bu ya, hem Euron’un ittifak ettiği taraf hem de Kantaşı İmp. bağlantısı… Neyse bunlar birer fikir, yorum… Siz de fikir ve yorumlarınızı ihmal etmeyin efem. Aslen burada yayımlandı.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.06.24 08:54 bilgibirikim Beylikdüzü ve Esenyurt Çiçek Satış Rekorları Kırıyor

Beylikdüzü ve Esenyurt Çiçek Satış Rekorları Kırıyor

Beylikdüzü ve Esenyurt Çiçek Satış Rekorları Kırıyor

Çiçekler insanların hayatını güzelleştiren en güzel canlılardır. Hemen her türlü ziyaret için çiçeklerin tercih edilmesi kolay bir hediye olurken bu çiçeklerin verilen kişilerin yüzünü güldürmesi de ayrı bir sevinç kaynağıdır. Beylikdüzüve Esenyurt çiçekçilerinin de son dönemde yaşanan çiçek artışı ile yüzleri gülüyor. Dört mevsim hizmet veren ve birçok farklı çiçek türünün satışının yapıldığı çiçekçilerde istenilen her çiçeği bulmak mümkün oluyor. Bazen saksılı olarak satılan bu çiçekler kişilerin özel taleplerine göre çok güzel aranjmanlar ile de satışa sunulabiliyor. Bu güzel çiçekler hem kokuları ile ilgi çekerken hem de güzellikleri ile insanları cezp ediyor.

https://preview.redd.it/mr78tuqr2t651.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=75c6abcf81fa2dd7144b97a4ad4ca41b00c05be7

Beylikdüzü ve Esenyurt Çiçekçileri

Son dönemde çiçekçilerin satış rakamlarına bakıldığında çiçek satışlarının artış kazandığı söylenebilir. İnsanların çiçek alımlarına yönelmesi çiçekçiler açısından son derece sevindirici haberler arasında yer almaktadır. Yükselen satış hacmi ile hem çiçekçilerin yüzü gülüyor hem de sektörün dinamik olması sürekli olarak taze ve yeni çiçek türlerinin tüketici ile buluşturulmasını sağlıyor. Beylikdüzü’nde ve Esenyurt’ta bulunan çiçeklerin satış oranları diğer bölgedeki çiçekçilere göre biraz daha fazla denilebilir. İnsanların çiçeklerin kıymetini bilmesi ve sevdiklerine en güzel hediyelerden biri olarak çiçekleri vermesi çiçek satış oranlarının da hızla artmasını sağlamıştır. Çiçek satın alanlar ise genelde belli türden çiçeklere yönelmekle birlikte amaca göre bu türler farklılık göstermektedir.

https://preview.redd.it/6a66cwos2t651.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=2b4e6ab66a740fb75670a4dc0bf0a4b3708c9892

En Çok Alınan Çiçek Türleri

Çiçek satın alırken kişilerin belli türlere yönelmesi çiçekçilerin de o yönde çiçek satışı yapmasını gerekli hale getirmiştir. Öğretmenler günü, anneler günü, doğum ziyaretleri, yıldönümleri, doğum günü ve sevgililer günü gibi en özel günlerde çiçek satışlarının yükselmesi her çiçekçinin beklediği durumlar arasındadır. Çiçek türleri arasında en fazla satışı yapılan çiçekler genelde güzel aranjman şeklinde tasarlanabilen çiçeklerdir. Kırmızı ve beyaz gül çok satılanlar arasında yer alırken aynı zamanda, demet papatyalar, karanfil, orkide gibi çiçeklerde de çok fazla satışlar meydana geliyor. Her çiçeğin özel şekilde aranjman haline getirilmesi de bu satış rakamlarını etkileyen önemli hizmet unsurları arasındadır.
Kaynak: https://xn--ieksalonu-p3ab.com/
submitted by bilgibirikim to u/bilgibirikim [link] [comments]


2020.06.20 12:22 emrecann150 E Ticaret Seo Nedir? Nasıl Yapılır

[caption id="attachment_1820" align="alignnone" width="523"]📷 e-ticaret seo[/caption]
[toc]

E-Ticaret SEO Nedir?

e-ticaretSEO; Tanımlanmış hedeflere uygun olarak, e-ticaret web sitelerinde potansiyel müşterilere satışa sunulan ürün veya hizmetleri sunmak için arama motorlarında yapılan marka çalışmalarını ifade eder.

E ticaret Seo neden önemli?

[caption id="attachment_1828" align="alignnone" width="448"]📷 e ticaret[/caption]
e-ticaret Büyük bir sektöre dönüşen ve rekabetin şiddetli olduğu e-ticarette, beklenen verimliliği sağlamak için bazı kurallar uygulanmalıdır. Bunlar arasında kullanılabilecek ana strateji SEO çalışmalarına gerekli anlamı vermektir. SEO e-ticaret desteğiyle, marka bilinirliğini artırabilecek arama motorlarının en üstünde olabilirsiniz.
SEO stüdyoları öncelikle ilgili anahtar kelimeyi analiz etmelidir. En önemli noktalardan biri, analiz edilecek anahtar kelimenin sunulan hizmet veya ürünle ilgili olmasıdır. Anahtar kelimelerin yanlış seçimi SEO çalışmasını yeterince verimli hale getirebilir. Anahtar kelime analizinden sonra, rekabetçi analiz zamanı. Rakiplerden daha iyi performans göstermek ve bir fark yaratmak için çalışmalarınız gözden geçirilmeli ve uygun bir strateji oluşturulmalıdır.
Tamamen orijinal içerikle yapılacak SEO çalışmaları sağlam ve başarılı bir altyapı ile oluşturulursa, dijital dünyada hiçbir zaman ön plana çıkacak ve marka bilinirliği artacaktır.
Birçok alanda iş yükünü azaltan ve müşterileriyle her zaman, her yerde iletişim kurmalarını sağlayan e-ticaret sistemleri, özellikle bugünün perakende dünyasındaki küçük ve orta ölçekli işletmeler için hayatlarını kurtarıyor. Ziyaretçilerin şirkete istedikleri zaman kolay ve zahmetsizce ulaşmasını sağlayan e-ticaret sistemleri markanın imajını geliştirir ve şirkete etkileyici kalite ve tasarım vizyonu kazandırır.

E-Ticaret SEO çalışmasıyla nereden başlamalıyım?

[caption id="attachment_1827" align="alignnone" width="415"]📷 e ticaret seo[/caption]
Rakiplerinizden sıyrılmak istiyorsanız, her gün yüzlerce yeni e-ticaret web sitesinin açıldığı günümüz İnternet dünyasında hayal ettiğiniz sipariş oranlarına ulaşın. Tek yapmanız gereken doğru ve etkili pazarlama yöntemlerini kullanmak. Google AdWords ve Facebook Marketing gibi ücretli reklam kanalları bütçeniz için önemli maliyetlere neden olduğundan; Çok daha kalıcı bir alana yatırım yapmanızı tavsiye ederim.
SEO çalışmaları şirketler ve markalar için organik trafik çekmek için gereklidir. Doğru ve düzenli SEO çalışmaları sayesinde yatırımcılar e-ticaret web sitelerinden hak ettikleri değeri kazanabilirler. Doğru SEO stratejilerini belirlemek ve uygulamak önemlidir. Arama motorlarına ve kullanıcı kullanımına odaklanarak, e-ticaret web siteniz için SEO çalışmalarındaki tüm adımları atmalısınız.

E-Ticarette Seo Çalışmalarının Avantajları

SEO faaliyetleri e-ticaret web sitelerine ziyaretçi sayısını artırmak ve yeni potansiyel gruplara ulaşmak için çok önemlidir. Pazarlama ve reklam önlemleriyle desteklenen SEO çalışmaları, e-ticaret sistemindeki herkes için çok önemli avantajlar sunuyor.
SEO çalışması, yani, web sitelerini arama motorları için uygun hale getirmek, doğru ve doğru kullanıldığında daha kısa sürede daha etkili sonuçlar sunar. SEO çalışmaları sonucunda, web sitesi internet aramalarında görünür hale gelir ve rekabetin bir adım ötesine geçme fırsatı sunar.
Google ile uyumlu siteler, ziyaretçi sayısını buna göre artırır. Daha yüksek bir arama sıralamanız varsa, kullanıcıları siteye daha hızlı çekebilirsiniz. Web sitesine giriş yapan ziyaretçiler web sitesinde zaman geçirir ve bazı ürünleri satın alma eğiliminde olan ürünleri inceleme fırsatı bulurlar.
Başka bir hedef gruba ulaşmada da önemli olan SEO çalışmaları, dikkate değer reklam çalışmaları ile desteklenirse daha etkili sonuçlara katkıda bulunur. Potansiyel kitleyi çok daha kolay kullanılacak güçlü ve başarılı içerikle çekme fırsatı sunan SEO hizmetlerinin entegrasyonu, her zaman daha başarılı bir yol sağlar.
E-Ticaret SEO Çalışmalarında Uygulanan Teknikler
[caption id="attachment_1821" align="alignnone" width="491"]📷 e-ticaret seo teknikleri[/caption]
Eğer e-ticaret platformunuz ile satışlarınızı rakiplerinize kıyasla niteliksel ve niceliksel olarak artırmak istiyorsanız, SEO e-ticaret web sitesinin ne olduğunu ve e-ticaret web sitesi için nasıl çalıştığını bilmeniz gerekir. tarzinburda olarak, deneyimlerimize dayanarak hazırladığımız e-Ticaret web sitelerine uygulanacak SEO tekniklerini öğretiyoruz.
İndustry Öncelikle, endüstrinizde gerçekten üstün başarı istiyorsanız, mükemmel bir e-ticaret web sitesine ve bir IOS ve Android mobil uygulamasına sahip olmalısınız. E-Ticaret web sitelerine güven oluşturan ve satın almayı teşvik eden özel bir web sitesi tasarımı tasarlamak önemlidir. Kullanımı kolay olmayan e-ticaret web siteleri, SSL sertifikaları yüklemez, yavaş açılır ve başarısız olmaya devam eder, satış performansı üzerinde olumsuz bir etkisi olan kişilerde güvensizlik yaratır. (E-Ticaret web sitelerindeki özellikleri blog yayınımızı ziyaret ederek okuyabilirsiniz
İlk olarak, web sitesi için doğru anahtar kelimeleri veya kelime öbeklerini bulun. Yerel SEO teknikleri e-Ticaret web sitelerine doğru bir şekilde uygulanmalıdır.
Mutlaka SEO'ya başlamadan önce her zaman negatif sektör anahtar kelimelerinizi belirleyin. Google web yöneticisi platformundan web sitenize gelen tüm bağlantıları ve metinleri takip edin. Google'ın uygun gördüğü metin belgesine uygunsuz bağlantılar eklerken, "Google backlink ret
https://www.google.com/webmasters/tools/disavow-links
E-ticaret web siteleri için gerekli olan yerinde SEO ölçütleri karşılandıktan sonra, web sitesinin SEM ve sosyal medya reklamlarıyla uyumlu olması gerekir. Planlanan ve planlanan reklam önlemleri, kısa vadeli e-ticaret web sitelerinin satışı için vazgeçilmez bir faaliyettir. Bu çalışmalar çok önemlidir çünkü ürünleri kaliteli ve şirketiniz bunları tanıyabilir.
Google Analytics ve Google Search Console hesaplarınızla ilgilenin. Bu platformlar size tıklamalar, yönlendirmeler, spam, uyarılar, kusurlar vb. Sunar. arama motorlarından. Burada tüm değerler gösterilir. Pazarlama faaliyetlerinize rehberlik eden ayrıntıları, ör. Örneğin, kullanıcıların sattığınız ürün veya ürün grupları için e-Ticaret web sitenizde nasıl arama yaptıkları. Hesaplarınızı düzenli olarak kontrol ederken kafanızda yanıp sönen flaşların (parlak fikirler) görünmesini bekleyin.
Görselin elektronik ticaret üzerinde çok farklı bir olumlu etkisi vardır. Ürünü müşteri sanal bir ortamdaymış gibi gösteren yüksek kaliteli grafikler satış kapasitelerini artırır. Yüksek kaliteli grafikleri yalnızca ürünler için değil, web sitesindeki veya dışındaki her türlü kurumsal kampanya için de kullanın. Web sitesindeki tüm fotoğraflarınız, sembolleriniz ve öğeleriniz daha önce hiç bir İnternet ortamında kullanılmamış olmalıdır.
Başka web sitelerinde yayınlanan fotoğrafları kopyalamayın veya yayınlamayın. Web sitenize yüklediğiniz videolar ve fotoğraflar gibi medya dosyalarına alakalı adlar verin. Rakipleriniz tarafından kullanılan fotoğrafları analiz ederek görüntülerinizden daha kaliteli ve daha etkili görüntüler hazırlayın. Aynı ada sahip ikinci bir fotoğraf yüklememeye dikkat edin. Web sitesindeki görüntü boyutlarına dikkat edin ve https://imagecompressor.com/ gibi web sitelerinde optimize ederek bunları ilgili web sitelerinize yükleyin. Ziyaretçileri ürünlerinizi e-ticaret web sitenizde paylaşmaya teşvik eden metin ve talimatları kullanın.
Doğru E-ticaret web sitelerinin URL yapılarının doğru Yapılandırma, arama motorları için önemli bir kriterdir. URL'lerin başlığa veya ürün adına başvurduğundan emin olun ve önce ilgili sayfalardaki açıklama alanlarındaki başlığı veya ürün adını kullanarak sayfanızı anlamak için arama motoru sürecini hızlandırın.
Oluşturulması Satış sayfanızda doğru kategori oluşturma ve ürün sistemi de kullanıcı odaklılık açısından çok faydalıdır. Sitede uygulanırsa tüm başlıkların, açıklamaların ve etiket tasarımının mükemmel bir şekilde oluşturulduğundan emin olun. Orijinal ve kullanıcı odaklı içerik üretin. Farklı başlıklar, öğeler ve farklı semboller ekleyerek aynı teknik varyasyon sistemini kullanarak ürün açıklamalarını olası satışlarla özelleştirin.
Mutlaka Aradığınız ürünlerin fiyatlarını bildiğinizden emin olun
E-ticaret Web Sitelerinde Yerel SEO Çalışmasının Önemi Yerel SEO, bölgesel SEO veya yerel SEO olarak bilinen çalışmalar, e-Ticaret web sitelerinin çevrimiçi dünyada en iyi işlerini yapmaları için önemli adımlardır.
Yerel SEO nedir?
Potansiyel müşterilerin yerel aramalarda ürününüzü veya hizmetinizi bulmasına yardımcı olan SEO çalışmaları.

E-Ticaret Web Siteleri İçin Uygulanabilecek SEO Önerileri

[caption id="attachment_1823" align="alignnone" width="428"]📷 E-Ticaret SEO Önerileri[/caption]
Anahtar kelime E-ticaret web sitelerinde kullanılan anahtar kelimeler (hem ana sayfada hem de ürün sayfalarında) SEO yöntemin temelini oluşturur. Arama motorları, kullanıcı arama çubuğuna bir kelime veya kelime öbeği yazdığında milyonlarca web sitesinde arama yaparak en uygun içeriği bulmaya odaklanır.
Bu şu şekilde çalışır. Bu durumda, arama motorlarında en sık aranan kelimeleri veya kelime öbeklerini bulmak ve bunları e-ticaret web sitesinin kullanılabilirliğini artırmak için web sitesine dahil etmek önemlidir. Bunun için kullanılabilecek çeşitli araçlar vardır. Ayrıca istek üzerine profesyonel yardım da alabilirsiniz. Anahtar kelimeler kümesi, içerikle uyumlu olması için blog ve forum gibi web sitesi platformlarında kullanılmalıdır.
Anahtar kelime yamyamlığı Aynı web sitesinin her sayfasında kullanılanların aksine, kullanıcıların sık aradığı anahtar kelimeler kullanılabilirliği azaltır. Bunun nedeni, arama motorlarının her sayfada anahtar kelimeleri taramasıdır. Başka bir deyişle, anahtar kelimeler kullanan her sayfa, web sitesi trafiğini azaltarak birbirleriyle rekabet eder.
Rekabetçi araştırma Anahtar kelime araştırması, rakip e-Ticaret web sitelerinin en sık kullandığı anahtar kelimelerden kaçınmalıdır. Bu özellikle rekabet eden yüksek trafikli e-ticaret web sitelerinin arama motorlarının gösterdiği sonuçların başında ve kullanıcılar doğal olarak ziyaret ettikleri için SEO uygulamaları ile başlayan web siteleri için geçerlidir. bu web siteleri. Web sitenizin daha fazla tıklama almasını istiyorsanız, büyük rakiplerinize meydan okumadan daha orijinal ve yeni içeriğe sahip anahtar kelimeler ayarlamanız gerekir.
Sosyal medya entegrasyonu E-ticaret web sitelerindeki sosyal medya hesaplarından ve web sitesinden sosyal medya hesaplarına (web sitesi içindeki ve dışındaki bağlantıları kullanarak) bağlantı paylaşmak web sitesi trafiğini artırır. Daha fazla müşterinin web sitesini tıklamasına ve sosyal medyada içerik paylaşmasına izin veren sosyal medyanın entegrasyonu, sosyal medya kullanımının artmasıyla kaçınılmaz hale geldi.
Blog sayfaları Web sitesinde açılacak blog sekmeleri hariç, birçok kişinin bildiği ve dolaylı olarak kullandığı bilinen bloglama web sitelerinde açılması ve aktif olarak bloglanması, arama motoru optimizasyonu kullanan anahtar kelimeler
Video siteleri Ürün tanıtım videoları şu anda bilinen video web sitelerinde yayınlanmalıdır. Ayrıca, yayınlanan bu videolardan bağlantılar web sitesine eklenebilir. Bu, ürün tanımayı artırır ve pazarlama faaliyetlerine katkıda bulunur. Video web sitelerine ürün videoları göndermek de dolaylı olarak arama motoru optimizasyonu çabalarına yol açabilir. Web yöneticileri ve analitik hesaplar için araç
Ana arama motorları olan Google, Yandex ve Bing web yöneticisi aracının hesabı, web sitesinin arama motorlarında bulunmasını ve arama motoru algoritmalarında saklanmasını kolaylaştırmak için açılmalıdır. Bu sayede arama motoru ile ilgili gelişmeler izlenebilir ve yeni eklenen sayfalar daha hızlı bir şekilde indekse kaydedilebilir. Analiz hesapları (bu hesaplar, siteye giren kullanıcı sayısını ve ilgili raporları kontrol etmek için kullanılabilir
Yararlı SEO araçlarını kullanın İçerik web sitesinde haberler, resimler ve videolar gibi dikey alanlarda oluşturuluyorsa, site haritasının oluşturulması ve Google ve Bing web yöneticisi araçları kullanılarak sistemlere yüklenmesi gerekir. Web sitesinin tarayıcı ile daha iyi çalışması için, W3C'nin HTML sayfasının yapılarıyla uyumluluğu doğrulanmalıdır.
Uluslararası kullanım Şirketler için e-ticaret yöntemlerini kullandıklarında en büyük avantaj, küresel bir pazarın oluşturulmasıdır. Ancak, e-ticaret web sitesi uluslararası kullanım için uygun değilse, bu bir avantaj olarak kullanılamaz. Bu nedenle, Hreflang yapısını web sitesindeki farklı diller ve bölgeler için kullanmak ve ilgili sayfalar için doğru adresleri tanımlamak gerekir.
Web sitesi için yapılan çevirilerin doğruluğu doğrulanmalıdır. Redaksiyon hizmetleri bu amaçla satın alınabilir. Ayrıca, her ülkenin sayfasından ülkenin diğer sayfalarındaki sayfalarına olan bağlantıların doğru olduğundan emin olmak da önemlidir. Aynı sayfa farklı bir dilde görünmelidir. Seçilen sitedeki düğme

E-Ticaret Site İçi SEO Optimizasyon

[caption id="attachment_1824" align="alignnone" width="290"]📷 e ticaret[/caption]
Site dışı arama motoru optimizasyonu, site optimizasyonu kadar önemlidir. SEO çalışmalarında başarılı sonuçlar elde etmek için, e-Ticaret web sitenizin tüm sayfaları SEO kuralları çerçevesinde optimize edilmelidir. Web sitenizin tüm sayfalarını optimize ederken; "Sayfa etiketleri, sayfa başlıkları, başlık alanları, açıklamalar, sayfa bağlantı yapıları, URL'ler, bozuk bağlantılar, yönlendirme bağlantıları, H etiketleri, resim optimizasyonu, sayfa içeriği optimizasyonu, sayfa, başlık başlıkları, başlık alanları, açıklamalar. " Bu parçaların tümü parçalardır ve parçalar doğru bir şekilde birleştirildiğinde başarılı bir bütün oluşturulur. E-Ticaret web sitenizin başarıyla optimizasyonu, web sitenizin SEO uyumluluğunu artırır.
Başlıkları aşağıda kısaca açıklayınız;
SEO e-ticaret Başlık ve açıklama alanları şey arıyorsanız, size en çok başlık ve açıklama veren makaleyi tıklarız. Bu nedenle, başlık alanına "spor ayakkabılar, yüksek topuklu ayakkabılar, azaltılmış spor ayakkabılar" gibi kelimeler yazdığınız "erkek spor ayakkabı modelleri" yazabiliriz. Açıklayıcı bölümde, başlığınızla eşleşen bir anahtar kelimeyle kısa bir makale yazın. Örneğin, "Erkek spor ayakkabı modellerinde yüzlerce farklı seçenek, süresi dolmadan 8 taksit." Bu şekilde SEO ve kullanıcı ile uyumlu bir yapı oluşturur.
SEO e-ticaret çalışması için; URL yapısı Google'ın resmi açıklamasına göre, Google'ın doğruladığı içerik URL yapısındaki ilk içeriktir. URL yapısında 3-5 kelimeden sonra 3-5 kelime çok önemlidir, bu nedenle URL yapınızın ilk 5 kelimesi Google için önemlidir.
Bu durumda, Google'a URL yapısının ilk 5 kelimesinde ne istediğini vermek çok önemlidir. Bu, URL yapınızı olabildiğince kısa tutmanız ve odaklandığınız anahtar kelimeye odaklanmanız gerektiği anlamına gelir. URL yapınızın ilk 5 kelimesini girmelisiniz. Aslında, yalnızca URL yapınıza odaklandığınız anahtar kelimeyi eklemek daha sağlıklıdır. Bu nedenle çoğu SEO uzmanı, "siteadi.com/deneme-sayfasi" URL yapısına sahip bir web sitesini doğru URL yapısı olarak kabul eder. Bu şekilde, karmaşık bir URL yapısıyla daha az sayfa tıklanır: "siteadi.com/id=1234?trial-page".
SEO e-ticaret çalışması için; Büyük Boy İçerik Hazırlayın İçeriğin sadece SEO için yazılmadığını biliyoruz. Yukarıdan aşağıya metin içeren bir site girdiniz. Bütün bu metinleri okuyabilir misin? Kullanıcıların fotoğraf ve video içeren sayfalarda olma olasılığı daha yüksektir. Kullanıcıları web sitenizde tutmaya çalışın. İçeriğinizle ilgili resim, grafik veya videolarla insanları ne kadar yanınızda tutarsanız; Sitede SEO optimizasyonunu optimize ederler. Sonuç olarak, skor tablosunda daha üst sıralarda yer alabilir.
SEO e-ticaret çalışması için; Alt kategori oluşturma (Breadcrumbs Bavigasyon) Bu, sitedeki en önemli optimizasyon uygulamalarından biridir. Örneğin, alışveriş sayfasına girdiniz ve spor ayakkabı kategorisine gitmek istiyorsunuz. Gösteriler; Ekmek kırıntılarının kullanımı aşağıdaki gibi olmalıdır. "Ana Sayfa> Ayakkabılar> Erkek ayakkabıları> Spor ayakkabıları"
SEO e-ticaret çalışması için; Görüntüleri optimize edin, alt etiketler atayın; Web sitenize yüklemeden önce fotoğraflarınızı adlandırın. Sitenize yüklediğiniz resimler bilgisayarınıza IMG01234 veya imgjk2ams olarak kaydedildiyse, bunları yeniden adlandırın. Lütfen resminizin ne hakkında olduğunu belirtin. Türkçe karakter kullanmayın ve boşluk yerine - işaretini kullanmayın. Web sitenizde görüntülenen boyuttan daha büyük resimler yüklemeyin. İçeriğinize 800 piksel genişliğinde bir resim yüklerseniz ve resim içeriğini görüntülediği alan 600 pikseldir. Evet. Görüntünün 600 pikseli var gibi görünse de, ziyaretçinin tarayıcısı resmi 800 piksel olarak web sitelerine indirir.
Bu kurala uymazsanız, Google sayfa hızı puanınız düşecek ve web sitenizin hızı etkilenecektir. Her zaman en az bir kez odaklandığınız anahtar kelimeyi Başlık, Altyazılar ve Alternatif Metin bölümünde kullanın. Google'ın resimleri görüntüleyemeyeceğini veya okuyamayacağını lütfen unutmayın. Bu yüzden Google'a, görüntülerin ne hakkında olduğunu bilmesi için bir şeyler vermeliyiz.
SEO e-ticaret çalışması için; İçeriğinize H1, H2, H3 verin ... Başlık etiketli H1 etiketi, sitede SEO için sahip olunması gereken bir başka etikettir. H1, H2 ve H3 adlarını makalenizde hiyerarşik bir sırayla kullanın. Önce H1, sonra H2 ve sonra H3 başlıklarını kullanın. Her sayfada veya makalede yalnızca bir "H1" etiketi kullandığınızdan emin olun.
SEO tek seferlik bir çalışma değildir. SEO için uzun zaman alır, ancak faydaları buna değer. Umarım bu makale, e-ticaret web sitenizin satışlarını artırmak için doğru SEO stratejinize yardımcı olur.
SEO çalışmalarında başarılı olmak için, sizden hangi arama motorlarını istediğini bilmeniz gerekir. Sonuçta, tüm SEO çalışmaları arama motorlarında mevcut olmalıdır. Bu nedenle, her zaman algoritma ve arama motorlarından gelen güncellemeler hakkındaki bilgileri takip edin
Nasıl e-ticaret SEO yapabilirim ve satışlarınızı 6 adımda artırmaya hazır mısınız? Şimdi başlayalım!
Kapsamlı anahtar kelime araştırması yapın Ürün sayfalarınızı optimize edin Kaliteli ve doğal geri dönüşler elde edin Neredeyse mükemmel bir site yapısı oluşturun En iyi kullanıcı deneyimini sunar Güncellenmiş ve etkileşimli içerik ekleyin
1. Kapsamlı anahtar kelime araştırması yapın
[caption id="attachment_1825" align="alignnone" width="300"]📷 google arama[/caption]
SEO e-ticaret nasıl yapılır? İlk kural, anahtar kelimeler ve arama hacimleri için sektöre özgü ayrıntılı bir arama yapmaktır. Her halükarda, Google'ın sunduğu endüstri, ürün veya hizmetler için ne tür bir arama yaptığını aramalısınız. Başarılı e-ticaret SEO çalışmalarının en büyük sırrı doğru anahtar kelimeleri bulmaktır.
Sattığınız ürünler için genel anahtar kelimeler yerine, uzun kuyruk olarak adlandırdığımız uzun kuyruklu anahtar kelimeler kullanmalısınız. Aradığınız ürünler için uzun kuyruklu anahtar kelimeleri aramalı ve hedeflemelisiniz.
[caption id="attachment_1826" align="alignnone" width="300"]📷 google aramaa[/caption]
O nasıl çalışır? Detaylar burada!
Genel anahtar kelimelere odaklanmanız sizi rekabette bırakacak ve satın alma işleminden yalnızca bir adım uzakta olan kişilere ulaşacaktır. Örneğin, anneler ve bebekler için ürün satan bir web sitesinde e-ticaret SEO çalışması yapmak isteyebilirsiniz.
Satmak istediğiniz bebek arabası için bir markalama işlevi ekleyerek daha spesifik aramalar yapmalısınız. En çok aranan bebek arabası modeli olan "Chicco Baston Bebek Arabası" gibi uzun kuyruklu anahtar kelimeleri hedeflemelisiniz.
Uzun kuyruklu anahtar kelimeleri nasıl buluruz?
İlgili aramaların çoğu, Google aramalarının ilk sayfasındaki sonuçların sonunda bulunan uzun kuyruk aramalardır. Google "bebek arabaları" olduğunda, aşağıdaki uzun kuyruk aramaları aşağıdaki gibidir.
Uzun kuyruk anahtar kelime arama yöntemleri (uzun kuyruk) Google ile ilgili aramalar dışında, aşağıdaki yöntemleri kullanarak uzun kuyruklu anahtar kelimelere kolayca erişebilirsiniz.
Ubersuggest kullanın
Google arama çubuğuna her harfi yazdığımızda otomatik olarak kapanır. Übersuggest aracıyla ilgili tüm aramaları büyük miktarlarda görüntüleyebilirsiniz. Übersuggest, yüzlerce uzun kuyruklu anahtar kelimeyi, anahtar kelimemiz için Google ile ilgili arama sonuçlarından aynı anda kaldırır.
Ubersuggest - Uzun kuyruklu anahtar kelimeler - E-ticaret SEO Nasıl Yapılır? E-Ticaret web siteleri için en büyük arama motorunu kullanın. Hepsiburada, yok, n11, sahibi gibi e-ticaret web sitelerinin arama çubuğundaki sonuçları kontrol edin. Satmak istediğiniz ürünlerin başlıklarına bakın.
Rekabette öne çıkan arama hacimlerini ve kelimeleri seçin ve kullanın Ürününüz için bulduğunuz anahtar kelimelerin aylık arama hacmini kontrol edin. Bulunan anahtar kelimelerin aylık arama hacmini kontrol etmek için en iyi kaynak yine Google'dır. Tüm anahtar kelimelerinizi Google AdWords Anahtar Kelime Planlayıcı'ya girerseniz, aylık arama hacimleri alırsınız. Etkin bir AdWords hesabınız varsa, arama hacmini aşağıdaki gibi net bir şekilde görebilirsiniz. Ancak, etkin bir AdWords hesabınız yoksa, aylık arama hacminiz bir aralık olarak görünür. Yine de size bir fikir verecektir.
2. Ürün sayfalarınızı optimize edin SEO e-ticaret nasıl yapılır? İkinci önemli adım, sayfalarınızı SEO için uygun ölçütlere göre optimize etmektir. Ürünlerinizin Google'da sıralanmasını istiyorsanız, bunu yapmanın en iyi yolu, yerel SEO ölçütlerine göre her ürün için oluşturduğunuz sayfayı oluşturmaktır. Sayfalarınızı e-Ticaret web sitenizdeki her ürün için optimize etmediyseniz, birçok SEO avantajını kaçırırsınız.
Google arama sonuçlarında üst sıralarda yer almak için ürün sayfalarınızın e-ticaret SEO durumunu kesinlikle geliştirmelisiniz. Ürün sayfalarınız Google'ın sonuçlarında belirgin bir şekilde öne çıkıyorsa, e-ticaret web sitenizin daha fazlasını satıyorsunuz demektir.
Fotoğraflarınızı optimize edin Google sonuçlarındaki sıralamanızı yükseltmek için, kullandığınız ürün için kullandığınız resimleri optimize etmelisiniz.
Bunu yapmanın birkaç yolu vardır. En etkili ilk yöntem, her ürün fotoğrafına bir "Alt" etiketi eklemek ve anahtar kelimenizle görsel bir açıklama eklemektir.
URL'nizi girin ve anahtar kelimenizi girin Google'ın ilk sayfasının sonuçlarında görünmek ve SEO ile ayda binlerce ücretsiz ziyaretçi almak büyük bir başarı oldu. Bu büyük başarı aslında küçük faktörler bir araya geldiğinde ortaya çıkar. Bu faktörlerden biri, hedef anahtar kelimenizin ürünlerinizin URL yapısında bulunmasıdır.
Ürün sayfalarınızda hedeflediğiniz anahtar kelimeleri içeren bir URL yapısı oluşturmanız gerekir. E-ticaret SEO'nun nasıl yapılacağı sorusu için, doğru URL yapısı altın cevaplardan biridir.
URL yapınızı, ürün sayfalarınıza hedeflediğiniz anahtar kelimeleri içerecek şekilde yapılandırmanız gerekir. URL yapısı örneği:
Anahtar kelimeli bir URL yapısı örneği En iyi sonuçlar için, ürün sayfasının URL yapısını, ürün sayfasının başlığını ve ürün açıklamalarında hedeflediğiniz anahtar kelimeyi geçirmeniz gerekir.
Ürün açıklamalarınız için orijinal ve kapsamlı içerik oluşturun. Google sonuçlarını ve farklı temalar ve farklı varyasyonlardaki sıralama faktörlerini incelersek bunu görürsünüz. Google kapsamlı içeriği tercih eder ve yukarıda gördüğümüz sonuçlar kapsamlı içerik barındırır.
Bu durum yalnızca içerik pazarlaması için geçerli değildir. E-ticaretsayfanızın kategorisini ve ürün sayfalarını sıralayın güncellemek için aynı teknikleri kullanabilirsiniz.
Ayrıca içerik pazarlama, yani blog çalışmaları için SEO teknikleri başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz.
Ürün sayfalarınız için hedefiniz, kullanıcıya bu ürün hakkında en az 500 kelime sağlamak olmalıdır. Ayrıca Google, bu sayfadaki içeriğin, ürün sayfasına eklediği kullanıcı inceleme bölümlerinden gelen yorumlarla geliştirildiğine inanmaktadır.
Ürün açıklamaları hakkında bir video bile ekleyebilirsiniz. Ziyaretçi ne kadar yararlı bilgi ve açıklama bulursa, sitede o kadar uzun süre kalır ve satın almaya hazır hale gelir.
Alakalı kelimeler anlamına gelen LSI'nın ürün içeriğine dahil edildiğinden emin olun Google'ın yalnızca eklediğiniz anahtar kelimeye göre sıralandığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Google'ın ürün sayfanızda izlediği diğer kelimeleri kullanarak sayfanızı derecelendirin.
Anahtar kelimenizle ilgili, gizli anlamsal dizin oluşturma (LSI) olarak bilinen diğer gizli anahtar kelimeler içeriğinize dahil edilmelidir. Temel olarak bu kelimeler, listelediğiniz ürünle ilgili anahtar kelimelerdir.
.
.
Anahtar kelimenizle ilgili, gizli anlamsal dizin oluşturma (LSI) olarak bilinen diğer gizli anahtar kelimeler içeriğinize dahil edilmelidir. Temel olarak bu kelimeler, listelediğiniz ürünle ilgili anahtar kelimelerdir.
Ürün açıklamalarınıza bazı temel LSI anahtar kelimeleri eklemek, Google Botların tam olarak neler sunduğunu size göstermenin harika bir yoludur.
Bu LSI anahtar kelimelerini nerede bulabiliriz? Bunu bulmanın en iyi yolu yine Google'dan. Anahtar kelimenizle Google'ı kullandığınızda, ilgili aramalar ilk sayfanın altında görünebilir. Örneğin, bir tıraş seti ararken, LSI anahtar kelimeleri ilk sayfanın altında görünür.
LSI Anahtar Kelimeleri Sayfanıza bu LSI'yi, yani ilgili kelimeleri ekleyerek arama motoru optimizasyonunda daha hızlı bir artış elde edebilirsiniz.
"Tıraş seti" ve "tıraş seti çantası" nın tıraş seti için ürüne dahil edilip edilmediğini eklemelisiniz.
Ürün derecelendirme şeması ekle
Birçok e-ticaret sitesi, ürün sayfalarındaki 5 yıldızlı derecelendirme ve geri bildirim özelliğini çok etkili bir şekilde kullanır. Bir e-ticaret web siteniz varsa, Google'ın Ürün Derecelendirme Düzeni özelliğini kullanabilirsiniz.
Bu özellik, ürününüzün Google arama sonuçlarındaki derecelendirmesini gösterir. Arama sonuçlarında şaşırtıcı bir sonuç olarak görünür ve daha fazla tıklama alırsınız. Derecelendirmeye sahip sonuçların tıklama oranları daha yüksektir.
Google, ürün değerlendirme şemasının işlevini nasıl kullanabileceğinizi ayrıntılı olarak açıklamaktadır.
Bu özelliği tüm ürün sayfalarınıza entegre ederek, arama sonucu tıklama oranınızın artması garanti edilir.
Burada bu özelliği çok iyi kullanıyor. Samsung Note 8'e benzersek, Hepsiburada.com'daki sonuç rekabetten daha şaşırtıcı görünüyor.
3. kaliteli doğal geri almak SEO e-ticaret nasıl yapılır? Üçüncü adım, doğal olarak yüksek kaliteli geri bağlantılar elde etmektir. İçeriğinizin ve sayfanızın ne kadar iyi olduğuna bakılmaksızın, başka bir web sitesi bağlantı vermezse, Google'ın sıralamasında çok geridedir.
Düzenli olarak doğal yöntemler ve beyaz şapka SEO teknikleri kullanarak web sitenize yüksek kaliteli geri bağlantılar olmalıdır. Asla backlink paketleri satın almayın. Google olmayan bağlantıları cezalandırır
Rakiplerinizin backlink kaynaklarını tanıyın SEO performansınızı iki katına çıkarmak için, en iyi rakiplerinizi anahtar kelimeler açısından inceleyebilirsiniz.
Rakiplerinizin aldığı backlink kaynaklarını kontrol edebilirsiniz. Daha sonra e-ticaret web sitenizdeki kategori, ürün ve içerik sayfalarına bağlantılar sağlayan kaynaklara erişebilirsiniz.
Backlink analizi için en iyi kaynaklardan biri Majestic'dir.
Rakiplerinizin aldığı backlink kaynaklarını kolayca görebilirsiniz. Bu kaynaklardan gelen güven akışı ve atıf akışı değerlerini görüntüleyebilir ve önce SEO performansınız için değerli olanları seçebilirsiniz.
Majestic - Backlink Kaynakları
4. Neredeyse mükemmel bir site oluşturun SEO e-ticaret nasıl yapılır? Dördüncü adım, mükemmel bir yerleşim yapı oluşturmak Ürünlerinizin sayfaları mükemmel olsa bile, arama motorlarının ve ziyaretçilerin kolayca gezinebileceği bir site yapısı oluşturmak çok önemlidir.
Tüm sayfalarınızın Google Botlar ve gelen ziyaretçiler için önemli bir seviyeye sahip olduğundan emin olmalısınız.
Bu önemli yapı nasıl üretilir?
Site mimarinizi basit ve anlaşılır hale getirin
Site mimarisi nedir ve site mimarisi nasıl üretilir? Ne dediğini duyuyor gibiyiz.
Site mimarisi temel olarak sayfalarınızın nasıl bağlandığını ve site hiyerarşinizin nasıl olduğunu gösterir. Bir e-ticaret web sitesi on binlerce ürün sayfası içerebilir. Tüm sayfalar bir hiyerarşi etrafında site mimarisinde olmalıdır.
Başka bir deyişle, tüm ürünlerin bağlı olduğu bir kategori ve alt kategori sayfası olmalıdır. Bunun en iyi örneğini Hepsiburada.com e-ticaret web sitesinde bulabilirsiniz.
Hepsiburada site mimarisi örneği Örneğin, döşemeli mama sandalyesi ürünü Bebek Oyuncakları> Bebek Ürünleri> Mama Sandalyeleri> Portatif Mama Sandalyeleri kategorisindedir.
Zayıf bir site mimarisiyle, farklı ve birçok ürün tek bir daha yüksek kategoriye ait olabilir. Web sitesi düzenlemeyi kolaylaştırmanın birçok yolu vardır. Bununla birlikte, tutarlı ve net olmak önemlidir.
Ana sayfanızda genel kategorilerde alt kategoriler oluşturun ve alt kategorilerde farklı ürün grupları için farklı alt kategori grupları tanımlayın.
Kategoriler ve ürünler arasında gezinmeyi kolaylaştırmak için kırıntı yapısını da kullanabilirsiniz.
Tüm içeriğinizi ana sayfadan en fazla üç tıklama alın Mükemmel bir site yapısı için en iyi kural, tüm sayfalarınızı en fazla üç tıklama ile ön sayfadan erişilebilir hale getirmektir.
Bu yapı, Google Botlarının her sayfaya bir bağlantıdan diğerine tararken erişmesine olanak tanır.
Örneğin, Hepsiburada ana sayfasında 2 tıklama ile, yüksek sandalye alt kategorisine erişebilir ve taşınabilir ayak sandalyesini tıklayarak ürün sayfasına erişebilirsiniz. 3 tıklama ile görmek istediğiniz ürüne kolayca erişebilirsiniz.
Ziyaretçiler ve Google için basit ve anlaşılır bir web sitesi mimarisi oluşturabilirsiniz.
Yinelenen sayfaları kaldırma (yinelenen içerik) En yaygın sorunlardan biri, yinelenen içeriğin kullanılmasıdır. Bu, e-ticaret web siteleri için özellikle önemli bir sorundur çünkü ürün sayfaları genellikle otomatik olarak oluşturulur.
Veritabanınızdaki bir ürün, web sitenizde bilginiz olmadan çoğaltılan içeriğe sahip birden çok sonuçta ve URL'de görünebilir. Aynı içerik birden fazla yerde tekrarlanır.
Bu sorunu çözmek için siteyi dikkatlice analiz etmelisiniz. Yinelenen içerik bulmanın en kolay yolu: Siteliner. Ana sayfanızı girin ve Git seçeneğine basın.
Yinelenen sayfaları, yinelenen içerikte görebilirsiniz. Yinelenen içeriğin, Yani, yinelenen sayfalar genellikle kategori sayfalarıdır veya otomatik olarak oluşturulan diğer sayfalar olduğunu kolayca görebilirsiniz.
Bu çoğaltmayı önlemek için e-ticaret ayarlarınızı yapabilir veya Standart Etiket kullanımını genişletebilirsiniz.
5. en iyi kullanıcı deneyimi sunmak SEO e-ticaret nasıl yapılır? Beşinci adım, ziyaretçilere en iyi deneyimi sunmaktır. E-ticaret web sitenizde çok iyi bir kullanıcı deneyimine sahip olmalısınız. Arama motoru optimizasyonunun önümüzdeki yıllarda nasıl değiştiğine bakılmaksızın Google, sonuçlar için en iyi kullanıcı deneyimini sunan web sitelerine her zaman öncelik verecektir.
Google sonuçlarında içeriğinizin sürekli yüksek olduğundan emin olmak için içeriğinizin ziyaretçiler için yüksek değerli olduğundan emin olun.
Yüksek kaliteli içerik oluşturmalı ve
Sosyal medya paylaşımını artırın Müşterilerin en sevdikleri ürünleri sosyal medyada kolayca paylaşabilmeleri için her bir ürün sayfasına sosyal medya paylaşım düğmeleri de ekleyebilirsiniz.
Bu, e-ticaret web siteniz için kullanıcı etkileşimini ve mükemmel bir backlink kaynağını teşvik eder
Diger Makalelere ulaşmak için buraya tıklayınız
submitted by emrecann150 to blogs [link] [comments]


2020.06.20 12:21 emrecann150 E Ticaret Seo Nedir? Nasıl Yapılır


E-Ticaret SEO Nedir?

e-ticaretSEO; Tanımlanmış hedeflere uygun olarak, e-ticaret web sitelerinde potansiyel müşterilere satışa sunulan ürün veya hizmetleri sunmak için arama motorlarında yapılan marka çalışmalarını ifade eder.

E ticaret Seo neden önemli?

[caption id="attachment_1828" align="alignnone" width="448"]📷 e ticaret[/caption]
e-ticaret Büyük bir sektöre dönüşen ve rekabetin şiddetli olduğu e-ticarette, beklenen verimliliği sağlamak için bazı kurallar uygulanmalıdır. Bunlar arasında kullanılabilecek ana strateji SEO çalışmalarına gerekli anlamı vermektir. SEO e-ticaret desteğiyle, marka bilinirliğini artırabilecek arama motorlarının en üstünde olabilirsiniz.
SEO stüdyoları öncelikle ilgili anahtar kelimeyi analiz etmelidir. En önemli noktalardan biri, analiz edilecek anahtar kelimenin sunulan hizmet veya ürünle ilgili olmasıdır. Anahtar kelimelerin yanlış seçimi SEO çalışmasını yeterince verimli hale getirebilir. Anahtar kelime analizinden sonra, rekabetçi analiz zamanı. Rakiplerden daha iyi performans göstermek ve bir fark yaratmak için çalışmalarınız gözden geçirilmeli ve uygun bir strateji oluşturulmalıdır.
Tamamen orijinal içerikle yapılacak SEO çalışmaları sağlam ve başarılı bir altyapı ile oluşturulursa, dijital dünyada hiçbir zaman ön plana çıkacak ve marka bilinirliği artacaktır.
Birçok alanda iş yükünü azaltan ve müşterileriyle her zaman, her yerde iletişim kurmalarını sağlayan e-ticaret sistemleri, özellikle bugünün perakende dünyasındaki küçük ve orta ölçekli işletmeler için hayatlarını kurtarıyor. Ziyaretçilerin şirkete istedikleri zaman kolay ve zahmetsizce ulaşmasını sağlayan e-ticaret sistemleri markanın imajını geliştirir ve şirkete etkileyici kalite ve tasarım vizyonu kazandırır.

E-Ticaret SEO çalışmasıyla nereden başlamalıyım?

[caption id="attachment_1827" align="alignnone" width="415"]📷 e ticaret seo[/caption]
Rakiplerinizden sıyrılmak istiyorsanız, her gün yüzlerce yeni e-ticaret web sitesinin açıldığı günümüz İnternet dünyasında hayal ettiğiniz sipariş oranlarına ulaşın. Tek yapmanız gereken doğru ve etkili pazarlama yöntemlerini kullanmak. Google AdWords ve Facebook Marketing gibi ücretli reklam kanalları bütçeniz için önemli maliyetlere neden olduğundan; Çok daha kalıcı bir alana yatırım yapmanızı tavsiye ederim.
SEO çalışmaları şirketler ve markalar için organik trafik çekmek için gereklidir. Doğru ve düzenli SEO çalışmaları sayesinde yatırımcılar e-ticaret web sitelerinden hak ettikleri değeri kazanabilirler. Doğru SEO stratejilerini belirlemek ve uygulamak önemlidir. Arama motorlarına ve kullanıcı kullanımına odaklanarak, e-ticaret web siteniz için SEO çalışmalarındaki tüm adımları atmalısınız.

E-Ticarette Seo Çalışmalarının Avantajları

SEO faaliyetleri e-ticaret web sitelerine ziyaretçi sayısını artırmak ve yeni potansiyel gruplara ulaşmak için çok önemlidir. Pazarlama ve reklam önlemleriyle desteklenen SEO çalışmaları, e-ticaret sistemindeki herkes için çok önemli avantajlar sunuyor.
SEO çalışması, yani, web sitelerini arama motorları için uygun hale getirmek, doğru ve doğru kullanıldığında daha kısa sürede daha etkili sonuçlar sunar. SEO çalışmaları sonucunda, web sitesi internet aramalarında görünür hale gelir ve rekabetin bir adım ötesine geçme fırsatı sunar.
Google ile uyumlu siteler, ziyaretçi sayısını buna göre artırır. Daha yüksek bir arama sıralamanız varsa, kullanıcıları siteye daha hızlı çekebilirsiniz. Web sitesine giriş yapan ziyaretçiler web sitesinde zaman geçirir ve bazı ürünleri satın alma eğiliminde olan ürünleri inceleme fırsatı bulurlar.
Başka bir hedef gruba ulaşmada da önemli olan SEO çalışmaları, dikkate değer reklam çalışmaları ile desteklenirse daha etkili sonuçlara katkıda bulunur. Potansiyel kitleyi çok daha kolay kullanılacak güçlü ve başarılı içerikle çekme fırsatı sunan SEO hizmetlerinin entegrasyonu, her zaman daha başarılı bir yol sağlar.
E-Ticaret SEO Çalışmalarında Uygulanan Teknikler
[caption id="attachment_1821" align="alignnone" width="491"]📷 e-ticaret seo teknikleri[/caption]
Eğer e-ticaret platformunuz ile satışlarınızı rakiplerinize kıyasla niteliksel ve niceliksel olarak artırmak istiyorsanız, SEO e-ticaret web sitesinin ne olduğunu ve e-ticaret web sitesi için nasıl çalıştığını bilmeniz gerekir. tarzinburda olarak, deneyimlerimize dayanarak hazırladığımız e-Ticaret web sitelerine uygulanacak SEO tekniklerini öğretiyoruz.
İndustry Öncelikle, endüstrinizde gerçekten üstün başarı istiyorsanız, mükemmel bir e-ticaret web sitesine ve bir IOS ve Android mobil uygulamasına sahip olmalısınız. E-Ticaret web sitelerine güven oluşturan ve satın almayı teşvik eden özel bir web sitesi tasarımı tasarlamak önemlidir. Kullanımı kolay olmayan e-ticaret web siteleri, SSL sertifikaları yüklemez, yavaş açılır ve başarısız olmaya devam eder, satış performansı üzerinde olumsuz bir etkisi olan kişilerde güvensizlik yaratır. (E-Ticaret web sitelerindeki özellikleri blog yayınımızı ziyaret ederek okuyabilirsiniz
İlk olarak, web sitesi için doğru anahtar kelimeleri veya kelime öbeklerini bulun. Yerel SEO teknikleri e-Ticaret web sitelerine doğru bir şekilde uygulanmalıdır.
Mutlaka SEO'ya başlamadan önce her zaman negatif sektör anahtar kelimelerinizi belirleyin. Google web yöneticisi platformundan web sitenize gelen tüm bağlantıları ve metinleri takip edin. Google'ın uygun gördüğü metin belgesine uygunsuz bağlantılar eklerken, "Google backlink ret
https://www.google.com/webmasters/tools/disavow-links
E-ticaret web siteleri için gerekli olan yerinde SEO ölçütleri karşılandıktan sonra, web sitesinin SEM ve sosyal medya reklamlarıyla uyumlu olması gerekir. Planlanan ve planlanan reklam önlemleri, kısa vadeli e-ticaret web sitelerinin satışı için vazgeçilmez bir faaliyettir. Bu çalışmalar çok önemlidir çünkü ürünleri kaliteli ve şirketiniz bunları tanıyabilir.
Google Analytics ve Google Search Console hesaplarınızla ilgilenin. Bu platformlar size tıklamalar, yönlendirmeler, spam, uyarılar, kusurlar vb. Sunar. arama motorlarından. Burada tüm değerler gösterilir. Pazarlama faaliyetlerinize rehberlik eden ayrıntıları, ör. Örneğin, kullanıcıların sattığınız ürün veya ürün grupları için e-Ticaret web sitenizde nasıl arama yaptıkları. Hesaplarınızı düzenli olarak kontrol ederken kafanızda yanıp sönen flaşların (parlak fikirler) görünmesini bekleyin.
Görselin elektronik ticaret üzerinde çok farklı bir olumlu etkisi vardır. Ürünü müşteri sanal bir ortamdaymış gibi gösteren yüksek kaliteli grafikler satış kapasitelerini artırır. Yüksek kaliteli grafikleri yalnızca ürünler için değil, web sitesindeki veya dışındaki her türlü kurumsal kampanya için de kullanın. Web sitesindeki tüm fotoğraflarınız, sembolleriniz ve öğeleriniz daha önce hiç bir İnternet ortamında kullanılmamış olmalıdır.
Başka web sitelerinde yayınlanan fotoğrafları kopyalamayın veya yayınlamayın. Web sitenize yüklediğiniz videolar ve fotoğraflar gibi medya dosyalarına alakalı adlar verin. Rakipleriniz tarafından kullanılan fotoğrafları analiz ederek görüntülerinizden daha kaliteli ve daha etkili görüntüler hazırlayın. Aynı ada sahip ikinci bir fotoğraf yüklememeye dikkat edin. Web sitesindeki görüntü boyutlarına dikkat edin ve https://imagecompressor.com/ gibi web sitelerinde optimize ederek bunları ilgili web sitelerinize yükleyin. Ziyaretçileri ürünlerinizi e-ticaret web sitenizde paylaşmaya teşvik eden metin ve talimatları kullanın.
Doğru E-ticaret web sitelerinin URL yapılarının doğru Yapılandırma, arama motorları için önemli bir kriterdir. URL'lerin başlığa veya ürün adına başvurduğundan emin olun ve önce ilgili sayfalardaki açıklama alanlarındaki başlığı veya ürün adını kullanarak sayfanızı anlamak için arama motoru sürecini hızlandırın.
Oluşturulması Satış sayfanızda doğru kategori oluşturma ve ürün sistemi de kullanıcı odaklılık açısından çok faydalıdır. Sitede uygulanırsa tüm başlıkların, açıklamaların ve etiket tasarımının mükemmel bir şekilde oluşturulduğundan emin olun. Orijinal ve kullanıcı odaklı içerik üretin. Farklı başlıklar, öğeler ve farklı semboller ekleyerek aynı teknik varyasyon sistemini kullanarak ürün açıklamalarını olası satışlarla özelleştirin.
Mutlaka Aradığınız ürünlerin fiyatlarını bildiğinizden emin olun
E-ticaret Web Sitelerinde Yerel SEO Çalışmasının Önemi Yerel SEO, bölgesel SEO veya yerel SEO olarak bilinen çalışmalar, e-Ticaret web sitelerinin çevrimiçi dünyada en iyi işlerini yapmaları için önemli adımlardır.
Yerel SEO nedir?
Potansiyel müşterilerin yerel aramalarda ürününüzü veya hizmetinizi bulmasına yardımcı olan SEO çalışmaları.

E-Ticaret Web Siteleri İçin Uygulanabilecek SEO Önerileri

[caption id="attachment_1823" align="alignnone" width="428"]📷 E-Ticaret SEO Önerileri[/caption]
Anahtar kelime E-ticaret web sitelerinde kullanılan anahtar kelimeler (hem ana sayfada hem de ürün sayfalarında) SEO yöntemin temelini oluşturur. Arama motorları, kullanıcı arama çubuğuna bir kelime veya kelime öbeği yazdığında milyonlarca web sitesinde arama yaparak en uygun içeriği bulmaya odaklanır.
Bu şu şekilde çalışır. Bu durumda, arama motorlarında en sık aranan kelimeleri veya kelime öbeklerini bulmak ve bunları e-ticaret web sitesinin kullanılabilirliğini artırmak için web sitesine dahil etmek önemlidir. Bunun için kullanılabilecek çeşitli araçlar vardır. Ayrıca istek üzerine profesyonel yardım da alabilirsiniz. Anahtar kelimeler kümesi, içerikle uyumlu olması için blog ve forum gibi web sitesi platformlarında kullanılmalıdır.
Anahtar kelime yamyamlığı Aynı web sitesinin her sayfasında kullanılanların aksine, kullanıcıların sık aradığı anahtar kelimeler kullanılabilirliği azaltır. Bunun nedeni, arama motorlarının her sayfada anahtar kelimeleri taramasıdır. Başka bir deyişle, anahtar kelimeler kullanan her sayfa, web sitesi trafiğini azaltarak birbirleriyle rekabet eder.
Rekabetçi araştırma Anahtar kelime araştırması, rakip e-Ticaret web sitelerinin en sık kullandığı anahtar kelimelerden kaçınmalıdır. Bu özellikle rekabet eden yüksek trafikli e-ticaret web sitelerinin arama motorlarının gösterdiği sonuçların başında ve kullanıcılar doğal olarak ziyaret ettikleri için SEO uygulamaları ile başlayan web siteleri için geçerlidir. bu web siteleri. Web sitenizin daha fazla tıklama almasını istiyorsanız, büyük rakiplerinize meydan okumadan daha orijinal ve yeni içeriğe sahip anahtar kelimeler ayarlamanız gerekir.
Sosyal medya entegrasyonu E-ticaret web sitelerindeki sosyal medya hesaplarından ve web sitesinden sosyal medya hesaplarına (web sitesi içindeki ve dışındaki bağlantıları kullanarak) bağlantı paylaşmak web sitesi trafiğini artırır. Daha fazla müşterinin web sitesini tıklamasına ve sosyal medyada içerik paylaşmasına izin veren sosyal medyanın entegrasyonu, sosyal medya kullanımının artmasıyla kaçınılmaz hale geldi.
Blog sayfaları Web sitesinde açılacak blog sekmeleri hariç, birçok kişinin bildiği ve dolaylı olarak kullandığı bilinen bloglama web sitelerinde açılması ve aktif olarak bloglanması, arama motoru optimizasyonu kullanan anahtar kelimeler
Video siteleri Ürün tanıtım videoları şu anda bilinen video web sitelerinde yayınlanmalıdır. Ayrıca, yayınlanan bu videolardan bağlantılar web sitesine eklenebilir. Bu, ürün tanımayı artırır ve pazarlama faaliyetlerine katkıda bulunur. Video web sitelerine ürün videoları göndermek de dolaylı olarak arama motoru optimizasyonu çabalarına yol açabilir. Web yöneticileri ve analitik hesaplar için araç
Ana arama motorları olan Google, Yandex ve Bing web yöneticisi aracının hesabı, web sitesinin arama motorlarında bulunmasını ve arama motoru algoritmalarında saklanmasını kolaylaştırmak için açılmalıdır. Bu sayede arama motoru ile ilgili gelişmeler izlenebilir ve yeni eklenen sayfalar daha hızlı bir şekilde indekse kaydedilebilir. Analiz hesapları (bu hesaplar, siteye giren kullanıcı sayısını ve ilgili raporları kontrol etmek için kullanılabilir
Yararlı SEO araçlarını kullanın İçerik web sitesinde haberler, resimler ve videolar gibi dikey alanlarda oluşturuluyorsa, site haritasının oluşturulması ve Google ve Bing web yöneticisi araçları kullanılarak sistemlere yüklenmesi gerekir. Web sitesinin tarayıcı ile daha iyi çalışması için, W3C'nin HTML sayfasının yapılarıyla uyumluluğu doğrulanmalıdır.
Uluslararası kullanım Şirketler için e-ticaret yöntemlerini kullandıklarında en büyük avantaj, küresel bir pazarın oluşturulmasıdır. Ancak, e-ticaret web sitesi uluslararası kullanım için uygun değilse, bu bir avantaj olarak kullanılamaz. Bu nedenle, Hreflang yapısını web sitesindeki farklı diller ve bölgeler için kullanmak ve ilgili sayfalar için doğru adresleri tanımlamak gerekir.
Web sitesi için yapılan çevirilerin doğruluğu doğrulanmalıdır. Redaksiyon hizmetleri bu amaçla satın alınabilir. Ayrıca, her ülkenin sayfasından ülkenin diğer sayfalarındaki sayfalarına olan bağlantıların doğru olduğundan emin olmak da önemlidir. Aynı sayfa farklı bir dilde görünmelidir. Seçilen sitedeki düğme

E-Ticaret Site İçi SEO Optimizasyon

[caption id="attachment_1824" align="alignnone" width="290"]📷 e ticaret[/caption]
Site dışı arama motoru optimizasyonu, site optimizasyonu kadar önemlidir. SEO çalışmalarında başarılı sonuçlar elde etmek için, e-Ticaret web sitenizin tüm sayfaları SEO kuralları çerçevesinde optimize edilmelidir. Web sitenizin tüm sayfalarını optimize ederken; "Sayfa etiketleri, sayfa başlıkları, başlık alanları, açıklamalar, sayfa bağlantı yapıları, URL'ler, bozuk bağlantılar, yönlendirme bağlantıları, H etiketleri, resim optimizasyonu, sayfa içeriği optimizasyonu, sayfa, başlık başlıkları, başlık alanları, açıklamalar. " Bu parçaların tümü parçalardır ve parçalar doğru bir şekilde birleştirildiğinde başarılı bir bütün oluşturulur. E-Ticaret web sitenizin başarıyla optimizasyonu, web sitenizin SEO uyumluluğunu artırır.
Başlıkları aşağıda kısaca açıklayınız;
SEO e-ticaret Başlık ve açıklama alanları şey arıyorsanız, size en çok başlık ve açıklama veren makaleyi tıklarız. Bu nedenle, başlık alanına "spor ayakkabılar, yüksek topuklu ayakkabılar, azaltılmış spor ayakkabılar" gibi kelimeler yazdığınız "erkek spor ayakkabı modelleri" yazabiliriz. Açıklayıcı bölümde, başlığınızla eşleşen bir anahtar kelimeyle kısa bir makale yazın. Örneğin, "Erkek spor ayakkabı modellerinde yüzlerce farklı seçenek, süresi dolmadan 8 taksit." Bu şekilde SEO ve kullanıcı ile uyumlu bir yapı oluşturur.
SEO e-ticaret çalışması için; URL yapısı Google'ın resmi açıklamasına göre, Google'ın doğruladığı içerik URL yapısındaki ilk içeriktir. URL yapısında 3-5 kelimeden sonra 3-5 kelime çok önemlidir, bu nedenle URL yapınızın ilk 5 kelimesi Google için önemlidir.
Bu durumda, Google'a URL yapısının ilk 5 kelimesinde ne istediğini vermek çok önemlidir. Bu, URL yapınızı olabildiğince kısa tutmanız ve odaklandığınız anahtar kelimeye odaklanmanız gerektiği anlamına gelir. URL yapınızın ilk 5 kelimesini girmelisiniz. Aslında, yalnızca URL yapınıza odaklandığınız anahtar kelimeyi eklemek daha sağlıklıdır. Bu nedenle çoğu SEO uzmanı, "siteadi.com/deneme-sayfasi" URL yapısına sahip bir web sitesini doğru URL yapısı olarak kabul eder. Bu şekilde, karmaşık bir URL yapısıyla daha az sayfa tıklanır: "siteadi.com/id=1234?trial-page".
SEO e-ticaret çalışması için; Büyük Boy İçerik Hazırlayın İçeriğin sadece SEO için yazılmadığını biliyoruz. Yukarıdan aşağıya metin içeren bir site girdiniz. Bütün bu metinleri okuyabilir misin? Kullanıcıların fotoğraf ve video içeren sayfalarda olma olasılığı daha yüksektir. Kullanıcıları web sitenizde tutmaya çalışın. İçeriğinizle ilgili resim, grafik veya videolarla insanları ne kadar yanınızda tutarsanız; Sitede SEO optimizasyonunu optimize ederler. Sonuç olarak, skor tablosunda daha üst sıralarda yer alabilir.
SEO e-ticaret çalışması için; Alt kategori oluşturma (Breadcrumbs Bavigasyon) Bu, sitedeki en önemli optimizasyon uygulamalarından biridir. Örneğin, alışveriş sayfasına girdiniz ve spor ayakkabı kategorisine gitmek istiyorsunuz. Gösteriler; Ekmek kırıntılarının kullanımı aşağıdaki gibi olmalıdır. "Ana Sayfa> Ayakkabılar> Erkek ayakkabıları> Spor ayakkabıları"
SEO e-ticaret çalışması için; Görüntüleri optimize edin, alt etiketler atayın; Web sitenize yüklemeden önce fotoğraflarınızı adlandırın. Sitenize yüklediğiniz resimler bilgisayarınıza IMG01234 veya imgjk2ams olarak kaydedildiyse, bunları yeniden adlandırın. Lütfen resminizin ne hakkında olduğunu belirtin. Türkçe karakter kullanmayın ve boşluk yerine - işaretini kullanmayın. Web sitenizde görüntülenen boyuttan daha büyük resimler yüklemeyin. İçeriğinize 800 piksel genişliğinde bir resim yüklerseniz ve resim içeriğini görüntülediği alan 600 pikseldir. Evet. Görüntünün 600 pikseli var gibi görünse de, ziyaretçinin tarayıcısı resmi 800 piksel olarak web sitelerine indirir.
Bu kurala uymazsanız, Google sayfa hızı puanınız düşecek ve web sitenizin hızı etkilenecektir. Her zaman en az bir kez odaklandığınız anahtar kelimeyi Başlık, Altyazılar ve Alternatif Metin bölümünde kullanın. Google'ın resimleri görüntüleyemeyeceğini veya okuyamayacağını lütfen unutmayın. Bu yüzden Google'a, görüntülerin ne hakkında olduğunu bilmesi için bir şeyler vermeliyiz.
SEO e-ticaret çalışması için; İçeriğinize H1, H2, H3 verin ... Başlık etiketli H1 etiketi, sitede SEO için sahip olunması gereken bir başka etikettir. H1, H2 ve H3 adlarını makalenizde hiyerarşik bir sırayla kullanın. Önce H1, sonra H2 ve sonra H3 başlıklarını kullanın. Her sayfada veya makalede yalnızca bir "H1" etiketi kullandığınızdan emin olun.
SEO tek seferlik bir çalışma değildir. SEO için uzun zaman alır, ancak faydaları buna değer. Umarım bu makale, e-ticaret web sitenizin satışlarını artırmak için doğru SEO stratejinize yardımcı olur.
SEO çalışmalarında başarılı olmak için, sizden hangi arama motorlarını istediğini bilmeniz gerekir. Sonuçta, tüm SEO çalışmaları arama motorlarında mevcut olmalıdır. Bu nedenle, her zaman algoritma ve arama motorlarından gelen güncellemeler hakkındaki bilgileri takip edin
Nasıl e-ticaret SEO yapabilirim ve satışlarınızı 6 adımda artırmaya hazır mısınız? Şimdi başlayalım!
Kapsamlı anahtar kelime araştırması yapın Ürün sayfalarınızı optimize edin Kaliteli ve doğal geri dönüşler elde edin Neredeyse mükemmel bir site yapısı oluşturun En iyi kullanıcı deneyimini sunar Güncellenmiş ve etkileşimli içerik ekleyin
1. Kapsamlı anahtar kelime araştırması yapın
[caption id="attachment_1825" align="alignnone" width="300"]📷 google arama[/caption]
SEO e-ticaret nasıl yapılır? İlk kural, anahtar kelimeler ve arama hacimleri için sektöre özgü ayrıntılı bir arama yapmaktır. Her halükarda, Google'ın sunduğu endüstri, ürün veya hizmetler için ne tür bir arama yaptığını aramalısınız. Başarılı e-ticaret SEO çalışmalarının en büyük sırrı doğru anahtar kelimeleri bulmaktır.
Sattığınız ürünler için genel anahtar kelimeler yerine, uzun kuyruk olarak adlandırdığımız uzun kuyruklu anahtar kelimeler kullanmalısınız. Aradığınız ürünler için uzun kuyruklu anahtar kelimeleri aramalı ve hedeflemelisiniz.
[caption id="attachment_1826" align="alignnone" width="300"]📷 google aramaa[/caption]
O nasıl çalışır? Detaylar burada!
Genel anahtar kelimelere odaklanmanız sizi rekabette bırakacak ve satın alma işleminden yalnızca bir adım uzakta olan kişilere ulaşacaktır. Örneğin, anneler ve bebekler için ürün satan bir web sitesinde e-ticaret SEO çalışması yapmak isteyebilirsiniz.
Satmak istediğiniz bebek arabası için bir markalama işlevi ekleyerek daha spesifik aramalar yapmalısınız. En çok aranan bebek arabası modeli olan "Chicco Baston Bebek Arabası" gibi uzun kuyruklu anahtar kelimeleri hedeflemelisiniz.
Uzun kuyruklu anahtar kelimeleri nasıl buluruz?
İlgili aramaların çoğu, Google aramalarının ilk sayfasındaki sonuçların sonunda bulunan uzun kuyruk aramalardır. Google "bebek arabaları" olduğunda, aşağıdaki uzun kuyruk aramaları aşağıdaki gibidir.
Uzun kuyruk anahtar kelime arama yöntemleri (uzun kuyruk) Google ile ilgili aramalar dışında, aşağıdaki yöntemleri kullanarak uzun kuyruklu anahtar kelimelere kolayca erişebilirsiniz.
Ubersuggest kullanın
Google arama çubuğuna her harfi yazdığımızda otomatik olarak kapanır. Übersuggest aracıyla ilgili tüm aramaları büyük miktarlarda görüntüleyebilirsiniz. Übersuggest, yüzlerce uzun kuyruklu anahtar kelimeyi, anahtar kelimemiz için Google ile ilgili arama sonuçlarından aynı anda kaldırır.
Ubersuggest - Uzun kuyruklu anahtar kelimeler - E-ticaret SEO Nasıl Yapılır? E-Ticaret web siteleri için en büyük arama motorunu kullanın. Hepsiburada, yok, n11, sahibi gibi e-ticaret web sitelerinin arama çubuğundaki sonuçları kontrol edin. Satmak istediğiniz ürünlerin başlıklarına bakın.
Rekabette öne çıkan arama hacimlerini ve kelimeleri seçin ve kullanın Ürününüz için bulduğunuz anahtar kelimelerin aylık arama hacmini kontrol edin. Bulunan anahtar kelimelerin aylık arama hacmini kontrol etmek için en iyi kaynak yine Google'dır. Tüm anahtar kelimelerinizi Google AdWords Anahtar Kelime Planlayıcı'ya girerseniz, aylık arama hacimleri alırsınız. Etkin bir AdWords hesabınız varsa, arama hacmini aşağıdaki gibi net bir şekilde görebilirsiniz. Ancak, etkin bir AdWords hesabınız yoksa, aylık arama hacminiz bir aralık olarak görünür. Yine de size bir fikir verecektir.
2. Ürün sayfalarınızı optimize edin SEO e-ticaret nasıl yapılır? İkinci önemli adım, sayfalarınızı SEO için uygun ölçütlere göre optimize etmektir. Ürünlerinizin Google'da sıralanmasını istiyorsanız, bunu yapmanın en iyi yolu, yerel SEO ölçütlerine göre her ürün için oluşturduğunuz sayfayı oluşturmaktır. Sayfalarınızı e-Ticaret web sitenizdeki her ürün için optimize etmediyseniz, birçok SEO avantajını kaçırırsınız.
Google arama sonuçlarında üst sıralarda yer almak için ürün sayfalarınızın e-ticaret SEO durumunu kesinlikle geliştirmelisiniz. Ürün sayfalarınız Google'ın sonuçlarında belirgin bir şekilde öne çıkıyorsa, e-ticaret web sitenizin daha fazlasını satıyorsunuz demektir.
Fotoğraflarınızı optimize edin Google sonuçlarındaki sıralamanızı yükseltmek için, kullandığınız ürün için kullandığınız resimleri optimize etmelisiniz.
Bunu yapmanın birkaç yolu vardır. En etkili ilk yöntem, her ürün fotoğrafına bir "Alt" etiketi eklemek ve anahtar kelimenizle görsel bir açıklama eklemektir.
URL'nizi girin ve anahtar kelimenizi girin Google'ın ilk sayfasının sonuçlarında görünmek ve SEO ile ayda binlerce ücretsiz ziyaretçi almak büyük bir başarı oldu. Bu büyük başarı aslında küçük faktörler bir araya geldiğinde ortaya çıkar. Bu faktörlerden biri, hedef anahtar kelimenizin ürünlerinizin URL yapısında bulunmasıdır.
Ürün sayfalarınızda hedeflediğiniz anahtar kelimeleri içeren bir URL yapısı oluşturmanız gerekir. E-ticaret SEO'nun nasıl yapılacağı sorusu için, doğru URL yapısı altın cevaplardan biridir.
URL yapınızı, ürün sayfalarınıza hedeflediğiniz anahtar kelimeleri içerecek şekilde yapılandırmanız gerekir. URL yapısı örneği:
Anahtar kelimeli bir URL yapısı örneği En iyi sonuçlar için, ürün sayfasının URL yapısını, ürün sayfasının başlığını ve ürün açıklamalarında hedeflediğiniz anahtar kelimeyi geçirmeniz gerekir.
Ürün açıklamalarınız için orijinal ve kapsamlı içerik oluşturun. Google sonuçlarını ve farklı temalar ve farklı varyasyonlardaki sıralama faktörlerini incelersek bunu görürsünüz. Google kapsamlı içeriği tercih eder ve yukarıda gördüğümüz sonuçlar kapsamlı içerik barındırır.
Bu durum yalnızca içerik pazarlaması için geçerli değildir. E-ticaretsayfanızın kategorisini ve ürün sayfalarını sıralayın güncellemek için aynı teknikleri kullanabilirsiniz.
Ayrıca içerik pazarlama, yani blog çalışmaları için SEO teknikleri başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz.
Ürün sayfalarınız için hedefiniz, kullanıcıya bu ürün hakkında en az 500 kelime sağlamak olmalıdır. Ayrıca Google, bu sayfadaki içeriğin, ürün sayfasına eklediği kullanıcı inceleme bölümlerinden gelen yorumlarla geliştirildiğine inanmaktadır.
Ürün açıklamaları hakkında bir video bile ekleyebilirsiniz. Ziyaretçi ne kadar yararlı bilgi ve açıklama bulursa, sitede o kadar uzun süre kalır ve satın almaya hazır hale gelir.
Alakalı kelimeler anlamına gelen LSI'nın ürün içeriğine dahil edildiğinden emin olun Google'ın yalnızca eklediğiniz anahtar kelimeye göre sıralandığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Google'ın ürün sayfanızda izlediği diğer kelimeleri kullanarak sayfanızı derecelendirin.
Anahtar kelimenizle ilgili, gizli anlamsal dizin oluşturma (LSI) olarak bilinen diğer gizli anahtar kelimeler içeriğinize dahil edilmelidir. Temel olarak bu kelimeler, listelediğiniz ürünle ilgili anahtar kelimelerdir.
.
.
Anahtar kelimenizle ilgili, gizli anlamsal dizin oluşturma (LSI) olarak bilinen diğer gizli anahtar kelimeler içeriğinize dahil edilmelidir. Temel olarak bu kelimeler, listelediğiniz ürünle ilgili anahtar kelimelerdir.
Ürün açıklamalarınıza bazı temel LSI anahtar kelimeleri eklemek, Google Botların tam olarak neler sunduğunu size göstermenin harika bir yoludur.
Bu LSI anahtar kelimelerini nerede bulabiliriz? Bunu bulmanın en iyi yolu yine Google'dan. Anahtar kelimenizle Google'ı kullandığınızda, ilgili aramalar ilk sayfanın altında görünebilir. Örneğin, bir tıraş seti ararken, LSI anahtar kelimeleri ilk sayfanın altında görünür.
LSI Anahtar Kelimeleri Sayfanıza bu LSI'yi, yani ilgili kelimeleri ekleyerek arama motoru optimizasyonunda daha hızlı bir artış elde edebilirsiniz.
"Tıraş seti" ve "tıraş seti çantası" nın tıraş seti için ürüne dahil edilip edilmediğini eklemelisiniz.
Ürün derecelendirme şeması ekle
Birçok e-ticaret sitesi, ürün sayfalarındaki 5 yıldızlı derecelendirme ve geri bildirim özelliğini çok etkili bir şekilde kullanır. Bir e-ticaret web siteniz varsa, Google'ın Ürün Derecelendirme Düzeni özelliğini kullanabilirsiniz.
Bu özellik, ürününüzün Google arama sonuçlarındaki derecelendirmesini gösterir. Arama sonuçlarında şaşırtıcı bir sonuç olarak görünür ve daha fazla tıklama alırsınız. Derecelendirmeye sahip sonuçların tıklama oranları daha yüksektir.
Google, ürün değerlendirme şemasının işlevini nasıl kullanabileceğinizi ayrıntılı olarak açıklamaktadır.
Bu özelliği tüm ürün sayfalarınıza entegre ederek, arama sonucu tıklama oranınızın artması garanti edilir.
Burada bu özelliği çok iyi kullanıyor. Samsung Note 8'e benzersek, Hepsiburada.com'daki sonuç rekabetten daha şaşırtıcı görünüyor.
3. kaliteli doğal geri almak SEO e-ticaret nasıl yapılır? Üçüncü adım, doğal olarak yüksek kaliteli geri bağlantılar elde etmektir. İçeriğinizin ve sayfanızın ne kadar iyi olduğuna bakılmaksızın, başka bir web sitesi bağlantı vermezse, Google'ın sıralamasında çok geridedir.
Düzenli olarak doğal yöntemler ve beyaz şapka SEO teknikleri kullanarak web sitenize yüksek kaliteli geri bağlantılar olmalıdır. Asla backlink paketleri satın almayın. Google olmayan bağlantıları cezalandırır
Rakiplerinizin backlink kaynaklarını tanıyın SEO performansınızı iki katına çıkarmak için, en iyi rakiplerinizi anahtar kelimeler açısından inceleyebilirsiniz.
Rakiplerinizin aldığı backlink kaynaklarını kontrol edebilirsiniz. Daha sonra e-ticaret web sitenizdeki kategori, ürün ve içerik sayfalarına bağlantılar sağlayan kaynaklara erişebilirsiniz.
Backlink analizi için en iyi kaynaklardan biri Majestic'dir.
Rakiplerinizin aldığı backlink kaynaklarını kolayca görebilirsiniz. Bu kaynaklardan gelen güven akışı ve atıf akışı değerlerini görüntüleyebilir ve önce SEO performansınız için değerli olanları seçebilirsiniz.
Majestic - Backlink Kaynakları
4. Neredeyse mükemmel bir site oluşturun SEO e-ticaret nasıl yapılır? Dördüncü adım, mükemmel bir yerleşim yapı oluşturmak Ürünlerinizin sayfaları mükemmel olsa bile, arama motorlarının ve ziyaretçilerin kolayca gezinebileceği bir site yapısı oluşturmak çok önemlidir.
Tüm sayfalarınızın Google Botlar ve gelen ziyaretçiler için önemli bir seviyeye sahip olduğundan emin olmalısınız.
Bu önemli yapı nasıl üretilir?
Site mimarinizi basit ve anlaşılır hale getirin
Site mimarisi nedir ve site mimarisi nasıl üretilir? Ne dediğini duyuyor gibiyiz.
Site mimarisi temel olarak sayfalarınızın nasıl bağlandığını ve site hiyerarşinizin nasıl olduğunu gösterir. Bir e-ticaret web sitesi on binlerce ürün sayfası içerebilir. Tüm sayfalar bir hiyerarşi etrafında site mimarisinde olmalıdır.
Başka bir deyişle, tüm ürünlerin bağlı olduğu bir kategori ve alt kategori sayfası olmalıdır. Bunun en iyi örneğini Hepsiburada.com e-ticaret web sitesinde bulabilirsiniz.
Hepsiburada site mimarisi örneği Örneğin, döşemeli mama sandalyesi ürünü Bebek Oyuncakları> Bebek Ürünleri> Mama Sandalyeleri> Portatif Mama Sandalyeleri kategorisindedir.
Zayıf bir site mimarisiyle, farklı ve birçok ürün tek bir daha yüksek kategoriye ait olabilir. Web sitesi düzenlemeyi kolaylaştırmanın birçok yolu vardır. Bununla birlikte, tutarlı ve net olmak önemlidir.
Ana sayfanızda genel kategorilerde alt kategoriler oluşturun ve alt kategorilerde farklı ürün grupları için farklı alt kategori grupları tanımlayın.
Kategoriler ve ürünler arasında gezinmeyi kolaylaştırmak için kırıntı yapısını da kullanabilirsiniz.
Tüm içeriğinizi ana sayfadan en fazla üç tıklama alın Mükemmel bir site yapısı için en iyi kural, tüm sayfalarınızı en fazla üç tıklama ile ön sayfadan erişilebilir hale getirmektir.
Bu yapı, Google Botlarının her sayfaya bir bağlantıdan diğerine tararken erişmesine olanak tanır.
Örneğin, Hepsiburada ana sayfasında 2 tıklama ile, yüksek sandalye alt kategorisine erişebilir ve taşınabilir ayak sandalyesini tıklayarak ürün sayfasına erişebilirsiniz. 3 tıklama ile görmek istediğiniz ürüne kolayca erişebilirsiniz.
Ziyaretçiler ve Google için basit ve anlaşılır bir web sitesi mimarisi oluşturabilirsiniz.
Yinelenen sayfaları kaldırma (yinelenen içerik) En yaygın sorunlardan biri, yinelenen içeriğin kullanılmasıdır. Bu, e-ticaret web siteleri için özellikle önemli bir sorundur çünkü ürün sayfaları genellikle otomatik olarak oluşturulur.
Veritabanınızdaki bir ürün, web sitenizde bilginiz olmadan çoğaltılan içeriğe sahip birden çok sonuçta ve URL'de görünebilir. Aynı içerik birden fazla yerde tekrarlanır.
Bu sorunu çözmek için siteyi dikkatlice analiz etmelisiniz. Yinelenen içerik bulmanın en kolay yolu: Siteliner. Ana sayfanızı girin ve Git seçeneğine basın.
Yinelenen sayfaları, yinelenen içerikte görebilirsiniz. Yinelenen içeriğin, Yani, yinelenen sayfalar genellikle kategori sayfalarıdır veya otomatik olarak oluşturulan diğer sayfalar olduğunu kolayca görebilirsiniz.
Bu çoğaltmayı önlemek için e-ticaret ayarlarınızı yapabilir veya Standart Etiket kullanımını genişletebilirsiniz.
5. en iyi kullanıcı deneyimi sunmak SEO e-ticaret nasıl yapılır? Beşinci adım, ziyaretçilere en iyi deneyimi sunmaktır. E-ticaret web sitenizde çok iyi bir kullanıcı deneyimine sahip olmalısınız. Arama motoru optimizasyonunun önümüzdeki yıllarda nasıl değiştiğine bakılmaksızın Google, sonuçlar için en iyi kullanıcı deneyimini sunan web sitelerine her zaman öncelik verecektir.
Google sonuçlarında içeriğinizin sürekli yüksek olduğundan emin olmak için içeriğinizin ziyaretçiler için yüksek değerli olduğundan emin olun.
Yüksek kaliteli içerik oluşturmalı ve
Sosyal medya paylaşımını artırın Müşterilerin en sevdikleri ürünleri sosyal medyada kolayca paylaşabilmeleri için her bir ürün sayfasına sosyal medya paylaşım düğmeleri de ekleyebilirsiniz.
Bu, e-ticaret web siteniz için kullanıcı etkileşimini ve mükemmel bir backlink kaynağını teşvik eder
Diger Makalelere ulaşmak için buraya tıklayınız
submitted by emrecann150 to u/emrecann150 [link] [comments]


2020.06.19 01:08 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) Gustav Landauer – 7

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) Gustav Landauer – 7
https://preview.redd.it/ha91pzbh1r551.jpg?width=850&format=pjpg&auto=webp&s=b600e42b2c7732c4a7eb2d2adf205a46b767cca7

Marksizm

Karl Marx, Marksizm’in iki bileşenini, bilimi ve siyasi partiyi, suni bir biçimde birleştirip görünüşe bakılırsa tümüyle yeni, dünyanın daha önce görmediği bir şeyi, yani bilimsel bir temele ve bilimsel bir programa sahip bilimsel siyaseti ve partiyi yarattı. Bu gerçekten de yeni bir şeydi ve üstelik modern ve vakitlice idi ve ayrıca bilimi, aslında en son bilimi temsil ettiklerini duymaları işçilerin gururunu okşadı. Eğer kitleleri kazanmak istiyorsanız, o zaman gururlarını okşayın. Onları ciddi düşünce ve eylem için güçsüz kılmak ve onların temsilcilerini içi boş bir hayranlığın ilk örneği (arketip) yapmak, kendilerinin bile, en iyi ihtimalle yarım anladıkları bir retoriği söylemek isterseniz, o zaman bilimsel bir partiyi temsil ettiklerine inandırın. Onları büsbütün kötücül aptallıkla doldurmak isterseniz, parti okullarında eğitin. Bunun içindir ki bilimsel parti tüm zamanların en gelişmiş insanlarının talebi idi! Yürürken, düşünürken, yazarken veya resim yaparken içgüdü ve ılımlılık ile hareket eden tüm eski politikacılar ne kadar da amatörlermiş. Bu doğal yeteneğin yanı sıra epey vasıf ve teknik gerektirse dahi hiçbir surette bilim değildi. Ve Plato’dan Machiavelli’ye oradan muhteşem Demagog için El Kitabı’nın yazarına bir bilim çeşidi olarak siyasetin temsilcileri ne kadar da mütevazı kişilermiş. Onlar, basitleştirme ve sentez için büyük bir yetenek ve kesif bir gözle bireysel deneyimleri ve kurumları düzenlediler ve sınıflandırdılar, fakat bunu bilimsel olarak yapma fikri akıllarına hiç gelmedi. Sanatsal yaratıcılık için program temeli sağlamak iddiasında olsaydı estetik nasıl olurdu; Marksizm işbu bilimsel sosyalistler içindir.
Marksizm hükmetmek isteyen profesördür; bu cihetle Karl Marx’ın meşru çocuğudur. Marksizm, babasına benzeyen bir uydurmasyondur ve Marksistler kendi doktrinlerine benzerler.
Fakat gerçekte Marksizm’in bilimsel hezeyanı partinin nesnel (practical) politikalarıyla da iyi uyum sağlayamaz. Bu ikisi sadece Marks ve Engels veya profesörle ipleri elinde tutanı şahsında birleştiren Kautsky gibi adamlar açısından uyuşur. Elbette kişi şayet ne istediğini biliyorsa doğru ve faydalı olanı isteyebilir. Fakat – böyle bir bilginin adına bilim denen şeyden uzak olduğu gerçeği dışında – bir yandan doğal hukukun varsayılan gücüne sahip sözde tarihsel gelişme yasalarına, şeylerin nasıl zorunlu ve kaçınılmaz olarak gelmesi gerektiğinin kesin bilgisine dayanıp böylece hiçbir insanın ne iradesinin ne de eyleminin bu ön belirlenimi zerre kadar değiştiremediğini ileri sürmek; diğer yandan dilemek, talep etmek, etki etmek, eyleme geçmek ve detayları değiştirmek dışında bir şey yapamayacak bir siyasi parti olduğunu iddia etmek handiyse çelişkilidir. Bu iki uyuşmazlık arasındaki köprü insan tarihinde kamuoyuna ifşa edilmiş en çılgın kibirdir. Marksistlerin yaptığı veya talep ettiği her şey (kaldı ki talep ettikleri yaptıklarından çoktur) şu anda tam da Tanrı (Providence) tarafından belirlenmiş gelişimin gerekli bağlantısıdır ve sadece doğal hukukun tezahürüdür. Diğerlerinin, Karl Marx tarafından keşfedilen ve sağlama alınan insafsız tarihsel eğilimleri zapt etmek adına yaptığı her şey nafile bir çabadır. Diğer bir deyişle Marksistler, amaçları bakımından gelişim yasasının icrai organlarıdır. Marksistler, üç aşağı beş yukarı bir kişide birleşen doğa ve toplum hükümetinin yasama ve yürütme dalları gibi bu yasanın keşfedicileri ve de uygulayıcılarıdır. Her halükarda diğerleri de istemeyerek de olsa bu yasaların uygulanmasına yardım ederler. Yoksul arkadaşlar her zaman yanlış şeyi isterler fakat tüm çabaları ve eylemleri ancak Marksizm tarafından belirlenmiş ihtiyaca yardımcı olur. Her kibir, her inatçı çılgınlık, hoşgörüsüzlük ve dar kafalılık ve Marksistlerin bilimsel-politik yürekleri ile sürekli sergilenen tüm küçümseyici huylar, saçma ve tuhaf teori karışımları, bilim ve parti pratiklerinden kaynaklanır. Marksizm hükmetmek isteyen profesördür; bu cihetle Karl Marx’ın meşru çocuğudur. Marksizm, babasına benzeyen bir uydurmasyondur ve Marksistler kendi doktrinlerine benzerler. Tek fark şu ki gerçek Profesör Karl Marx’ın entelektüel zekâsı, eksiksiz bilgisi ve çoğunlukla takdire şayan mantıksal birleştirimi ve birlik hediyesi şimdilerde genellikle broşür yazarlarının ilmi, parti-okul bilgeliği ve alt tabakanın papağan gibi tekrarı ile yer değişmiştir. En azından Karl Marx ekonomik yaşamın gerçeklerini, yararlanılan-kaynaklara ilişkin belgeleri ve – çoğu kez oldukça küstahça da olsa – büyük içgüdüsel dehaların keşiflerini çalışmıştı. Onun halefleri ise genellikle Berlin’deki Eğitim Bakanlığı’nın onayı ile derlenmiş ders kitapları ve özetleri ile yetinmektedir. Ve bizler burada proleteryanın aptal ve hayâsız dalkavukluğuna uymak zorunda olmadığımız için sosyalizm proleteryanın ortadan kalkmasını amaçladığı ve bu sebeple de onu ilgili tüm tarafların yüreğine ve aklına bilhassa faydalı bir kurum olarak görmediği için (büyük ve talihli şahıslar açısından, elbette, tıpkı her zorluk ve engelde olduğu gibi beraberinde pek çok avantajı getirecektir. Bir tür hazır oluş veya açık icra ihtimali ve gerilimi oluşturduğu ölçüde yoksunluğun ve içsel boşluğun bir gün, o büyük anda, birdenbire tüm kitleleri dayanışma ve deha ile hareket etmek üzere zorlayacağına dair her zaman bir umut vardır) burada bir kez daha şu söylenebilir: doğrudur, bir mucize, yani ruhun mucizesi, bir gün proletaryanın başına gelebilir, diğer tüm insanların başına gelebildiği gibi. Fakat Marksizm bu tür bir Pentekostal mucize değildi ve lisana bir hediye getirmedi. Daha çok Babilli bir kafa karışıklığı ve yüksekten atış idi. Proleter Profesör, proleter avukat ve parti lideri, bilim olma iddiasındaki sosyalizm türü olan ve adına Marksizm denilen o karikatürlerin karikatürüdür.
Bu Marksizm bu bilimi ne öğretir? Ne iddia eder? Geleceği bildiğini iddia eder. Sonsuz gelişim yasası ve insanlık tarihinin belirleyici faktörlerine ilişkin derin bir iç görüye sahip olduğunu; neyin gelmekte olduğunu, tarihin nasıl devam edeceğini ve koşullarımızdan ve üretim ve örgüt biçimlerimizden ne çıkacağını bildiğini zanneder.
Bilimin değeri ve anlamı hiç bu kadar saçma bir şekilde yanlış anlaşılmamıştı. İnsanlıkla, özellikle insanlığın en çok ezilen, entelektüel olarak mahrum edilmiş ve geri kalmış kısmı ile çarpık ayna görüntüsü kullanılarak hiç bu kadar alay edilmemişti.
Biz burada henüz bu bilimin içeriğini, Marksistlerin keşfettiklerini iddia ettikleri insanlığın varsayılan gidişatını hesaba katmadık. Bu noktada mesele sadece geçmişin verilerinden ve bilgilerinden ve günümüzün olguları ve koşullarından kesin bir bilgiyle geleceği haber veren, hesaplayan ve belirleyen bir bilimin var olduğuna dair ölçüsüzce aptal varsayımı ortaya çıkarıp, onunla alay etmek ve bu varsayımı reddetmektir.
Bu cihetle tarih ve politik ekonomi, bilim değildir. Tarihteki etkin güçler bilimsel olarak formülleştirilemezler; bunların hükümleri her zaman, içerdiği veya yaydığı insan doğasına bağlı olarak daha yüksek veya daha alçak bir isimle tarif edilebilir bir tahmin – kehanet ya da profesöre ait saçmalık – olacaktır.
Buraya kadar inandığım gibi – bildiğim gibi demeye de cüret edebilirim zira ahmaklar tarafından yanlış anlaşılmaktan korkmuyorum, aslında öyle olmasını ümit ediyorum – nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi – en derin inancım ve hissimle – nereye gitmemiz gerektiğini ve nereye gitmek istememiz gerektiğini konuşmaya da çalıştım. Fakat bu ihtiyaç bize doğal hukuk şeklinde değil ne olması gerektiği ile dayatılır. Desem ki bir şeyler biliyorum, bu bilme matematikteki bilinmeyen bir miktarın bilinenlerden hesaplanması anlamına mı gelir? Ya da bir geometri sorusunun çözülebilmesinde olduğu gibi midir? Ya da yerçekimi ve eylemsizlik yasası yahut enerji sakınımı kanunu her zaman geçerli midir? Veyahut formül için gereken verileri biliyorsam düşen bir nesnenin veya merminin yolunu hesaplayabilmem gibi midir? Veya H2O’nun su olduğunu bilmem gibi midir? Veya pek çok yıldızın hareketlerini hesaplayıp ay ve güneş tutulmalarını öngörebilmem gibi midir? Hayır! Tüm bunlar bilimsel eylemler ve sonuçlardır. Bunlar tabii yasalardır çünkü aklımızın yasalarıdır. Fakat yaşamımızdan ve bedenimizden ne anlam çıkaracağımızı, önceki yaşamımızın devamının, önümüzdeki yolun, sıkışmanın salınmasının, eğilim etkinleşmesinin – tüm bunlara “gelecek” denmektedir – ne olacağını söyleyen bir doğal yasa, aklımızın yasası, büyük enerji sakınımı yasasının bir alt-yasası daha vardır. Bunlar bilim şeklinde sunulamazlar, diğer bir deyişle sadece sınıflandırmaya tabi emrivakiler şeklinde değil bir eğilime eşlik eden his, dışarıdan gelene tamamen münasip arzu ve çabanın iç baskısı, dengenin değişen durumu şeklinde sunulabilirler. Bu; iradeye, göreve, kehanete varan tüm bildirimlere, vizyona ve sanatsal yaratıma işaret eder. Üzerinde durduğumuz yolun hedefi bir matematik sorun ya da olgusal bir rapor, hatta bir gelişim yasası ile benzer değildir. Bu, enerji sakınım yasası ile alay etmek olurdu. Bu yol cesur yürekliliğe tekabül eder. Bilginin anlamı: yaşamış olmak, olan şeylere sahip olmaktır. Yaşamın anlamı: yaşamak, gelecek olanı yaratmak ve bunun acısını çekmektir.
Bu sadece geleceğin bilimi olmadığı anlamına gelmez; yalnızca halen yaşayan geçmişin yaşayan bilgisinin olduğunu, orada yatan ve ölü olan bir şeylerin etkisiz bilimi olmadığını da ima eder. Marksistler ve onlar gibi tüm ahlakçılar ve gelişim politikacıları, ister Darwin-öncesi Marksistler gibi katastrofik ve çapsal gelişim teorisine bağlı olsunlar, isterse Darwinci revizyonistler gibi yavaş, tedrici çok küçük değişimlerin toplamı yolu ile eşit gelişen ilerlemeyi yerleştirmeyi dilesinler, bunlar ve gelişim biliminin tüm temsilcileri, mutlaka bilimsel faaliyetten vazgeçemiyor iseler, müteakip, görkemli, ilgili kelime gruplarının yani Ben Biliyorum, Ben yapabilirim (buradaki –ebilmek eki yetiyi ima eder. ç.n.), Ben yapabilirim ( buradaki –ebilmek eki olasılığı ifade eder. ç.n.), O yapmalı (buradaki -malı zorunluluk ifade eder. ç.n.), Ben yapmalıyım (buradaki –malı tavsiyeyi imler. ç.n.) ifadelerinin gerçek anlamlarına dair, doğa ve ruhun gerçekliğine ilişkin ne ifade ettikleri ile ilgili bilimsel bir araştırma yürütmelidirler. Bu onları daha mütevazı ve bilimsel, daha insani ve anlayışlı ve daha girişken ve mert yapacaktır.
Bu cihetle tarih ve politik ekonomi, bilim değildir. Tarihteki etkin güçler bilimsel olarak formülleştirilemezler; bunların hükümleri her zaman, içerdiği veya yaydığı insan doğasına bağlı olarak daha yüksek veya daha alçak bir isimle tarif edilebilir bir tahmin – kehanet ya da profesöre ait saçmalık – olacaktır. Bunlar her zaman doğamıza, karakterimize, yaşamımıza ve çıkarlarımıza bağlı bir değerlendirme olacaktır. Ayrıca söz konusu güçler şekilsiz, kararsız, belirsiz ve değişken olarak bizce kesinkes biliniyor olsa dahi bu tür ilkelerin uygulanması için gerekli olan olgular çok az bilinmektedir. Zaten insanın kelimenin tam anlamıyla sonsuz olan geçmişiyle ve dünya ile ilgili bilimsel bir değerlendirme yapmak için elimizde hangi dış bulgular vardır ki? Elbette, her tür şey, fazlasıyla çok, bu sözde bilimin arabalarına taşınmış ve bu arabalardan indirilmiştir. Maalesef bunlar sözde insan ve dünya tarihinin bir saniyesinden palas pandıras atılmış, karışmış, harap olmuş, parçalanmış yıkıntılardır. Hiçbir örnek ne kadar az bildiğimizi açıklığa kavuşturmaya yetecek kadar kaba değildir. Elbette bir örnek, tıpkı muhteşem Goethe’nin dediği gibi, sezgisel deha için genellikle bin kelimeye değerdir ve onları bünyesinde barındırır. Bununla birlikte bu biyolojik oluş ve insanlık tarihinin tüm alanları için güçlerle ve yasalarla ilgili örnek olaylar bulunmaktadır fakat yine Goethe’nin dilini kullanacak olursak, bunlar düpedüz veri-toplayıcılarının, Darwincilerin ve revizyonistlerin deneysel gübrelerine ve Marksistlerin diyalektik gübresine dönüşürler. Ve bu cihetle dahi – ki kendisi için insanların bir arada yaşamış olmaları ile ilgili meselelerde bir olay genellikle bin kelimeye bedeldir- bir bilim dehası değildir; yaratım ve eylem dehasıdır. Yaşamın bilgisi dâhil edilmiştir fakat ne kadar hakiki, büyük bilime dayandırılabilse de bu, bilim değildir.
Ve tanrıya ve dünyaya şükür olsun ki bu böyle! Gelecek olan her şeyi biliyor, gerçekten biliyor olsaydık niçin yaşardık? Yaşamanın anlamı yeni bir şeye dönüşmek değil midir? Yaşamanın anlamı eski, kendine güvenen ve bağımsız birer varlık olarak bizlerin, müstakil bir dünya ve sonsuz oluş olarak, içinde olmadığımız yeni, belirsiz bir başka dünyaya eşit derecede sonsuz, geçitten geçide ve çokluktan çokluğa girmemiz değil midir?
Kendimize canlı dediğimiz zaman, biz okuyucular ya da gözlemleyiciler ya da varlıklar çok iyi bilinen güçler tarafından eskiden eski olana, eşit derecede iyi bilinen bir yere doğru sürüklenenler değil miyiz? Ya da bizler eylem nesneleri olmaktan çok yürüyen ayak ve çalışan el değil miyiz? Ve dünya bize, her sabah kalktığımızda, meçhul, bilinmez ve amorf, kendi doğal kabiliyetlerimizin bir aracı ile oluşturup özümsediğimiz yeni ve sunulan bir şey gibi görünmez mi? Ah siz Marksistler, keşke özel yaşamınızda bereket ve neşenin bolluğuna sahip olsaydınız, o zaman yaşamı bilime döndürmek istemez ve döndüremezdiniz! Ve nasıl yapardınız ki, sosyalist olarak görevinizin, neşe dolu iş biçimleri ve topluluklar ve neşe içinde yaşayan toplum olma durumunu edinmeleri için insanlara yardım etmek olduğunu bilseydiniz.
Bıkmış, şüpheci veya dertli olarak değil, neşe ile kabullenerek insanların ve ulusların çok çeşitli ve anlaşılmaz geçmiş ve gelecek yaşam biçimlerine dair hiçbir şey bilmediğimizi belirtiyorum; binyılın kaderini bilmek, hissetmek ve içeriden yaşamak için yeterince, pek çok insana göre daha fazla, gururlu ve cesurum. Ne olduğuna ve neyin olmakta olduğuna dair bir fikrim var. Kaderimizin gidişatına ilişkin benim de bir hissiyatım var. Nereye gitmek ve nerede başkalarına tavsiyede bulunmak ve onları yönlendirmek istediğimi biliyorum. Ve pek çok kişiye, hem şahıslara hem kitlelere, iç görümü, coşkun hissimi, güçlü irademi aktarmak istiyorum. Fakat bir formülle mi konuşuyorum? Aldatıcı bir biçimde bir matematikçi gibi gizlenen bir gazeteci miyim? Bilim flütüyle toy çocukları saçmalık ve sahtekârlık dağına yönlendiren Fareli Köyün Kavalcısı mıyım? Ben bir Marksist miyim?
Hayır, fakat ne olduğumu söyleyeceğim. Konuştuğum başkaları – Marksistler – bana anlatana kadar beklemek zorunda değilim. Herkes kadar çalıştım, araştırdım ve bilgi topladım ve eğer tarih ve ekonomi diye bir bilim varsa ben kesinlikle onu öğrenecek yeterli beyne sahibim. Gerçekten de sizler, siz Marksistler tuhaf insanlarsınız ve kendinizi merak etmemeniz hayret verici. Mütevazı bir zekâya sahip insanların dahi bilimin sonuçlarını, bu sonuçlar ortada varken öğrenebileceği eski ve kesin bir konu değil midir? O halde tüm tartışmalarınızın, polemiklerinizin ve ajitasyonlarınızın, tüm talepleriniz ve müzakerelerinizin, tüm retoriğinizin ve münakaşalarınızın maksadı nedir? Bir biliminiz varsa eğer, bu yersiz didişmelerinize son verin. Okul müdürünün sopasını elinize alın ve bizi bilgilendirin, bize öğretin, yöntemleri, işleyişleri, yapıları öğrenmemizi ve bunları cansiperane uygulamamızı sağlayın ve tecrübeli, kandırılmamış ve kesin bilenler olarak Bebel’inizin dürüst bir amatör olarak denediğini yapın: nihayet gelecek tarihin kesin verilerini bize anlatın!
Çünkü sosyalizmi gasp eden ve Marks’ın Kapitali’ni, Nibelungen hazinesini koruyan cüceler gibi bekleyen Niselheim’ın soğukkanlı insanları küçümsenmeli ve dağıtılmalıdır. Sosyalizm meşru varislerine devredilmeli ki böylece neyse ona, – neşe ve coşkuya, inşa ve yapıma, tüm duyular için ve tüm ilksel yaşamlar için ve şimdilerde eylem halinde bir icraya dönüşmek üzere olan sonuna kadar görülen bir rüyaya – dönüşebilsin
Bu yüzden ben de çalıştım, sizin gibi değil ama sizden daha iyi çalıştım ve yine de şunu söylüyorum: öğrettiğim kesinlikle bilim değildir. Her kişinin kendi doğasını, kendi gerçek yaşamının kendisini aynı yola yöneltip yöneltmediğini incelemesine izin verin ve ancak o zaman onun benimle gelmesine müsaade edin ama müsaade edin. Sizden daha iyi çalıştım çünkü bende sizde bulunmayan bir şey var. Elbette, kibrim, ya da yaygın olarak adına ne deniyorsa, sizinkinden daha fazla değil. Kendime dair mütevazı yani münasip görüşümü kendime saklarım, gayet tabii akranlarım arasında, kimin sosyalist kimin sosyalist olmadığını söyleme zorunluluğu hariç! Çünkü sosyalizmi gasp eden ve Marks’ın Kapitali’ni, Nibelungen hazinesini koruyan cüceler gibi bekleyen Niselheim’ın soğukkanlı insanları küçümsenmeli ve dağıtılmalıdır. Sosyalizm meşru varislerine devredilmeli ki böylece neyse ona, – neşe ve coşkuya, inşa ve yapıma, tüm duyular için ve tüm ilksel yaşamlar için ve şimdilerde eylem halinde bir icraya dönüşmek üzere olan sonuna kadar görülen bir rüyaya – dönüşebilsin. Ve varisler hala uyuduğu ve rüya ve şekilciliğin uzak diyarlarında kaldıkları için ve birilerinin mirasa nihayetinde el koyması gerektiği için bu varisleri bir araya toplamalı ve kendimi de onlardan biri olarak meşrulaştırmalıyım.
O zaman bu Marksistler tüm bu bilimsel hurafelerini nereden edinmektedir? Marksistler, geleneğin ve koşulların çeşitlenmiş, parçalanmış, çetrefil ve karışık detaylarını tek bir düzen ve birlik hattına indirgemek istiyorlar. Onlar dahi basitleştirme, birlik ve evrensellik ihtiyacını hissediyorlar.
Gene sana mı ulaştık, oh sen muhteşem kurtarıcı Bir ve Evrensel Fikir, sen ki gerçek yaşama olduğu kadar gerçek düşünceye de gerekli olan, bir arada varolmayı ve toplumu, anlaşmayı ve içselliği yaratan, düşünürlerin zihninde ve doğa sözleşmesinde yer alan fikir? Sen, ruh ismiyle adlandırılan!
Ama sana sahip değiller ve bu yüzden senin yerine koyuyorlar. Bu yüzden kendi yanıltıcı taklitlerini, kendi tarihsel yamalarının ve kendi bilimsel yasalarının ikame ürünlerini uyduruyorlar: onlar sadece detayları oluşturan, ilişkilendiren ve düzenleyen ve dağınık olguları yani bilimi bağlayan tek bir ikna edici genel ilkeyi tanırlar. Aslında bilim ruhtur, düzendir, birlik ve dayanışmadır; bilimse… Fakat o, dolap ve dalavere olduğunda, sözde bilim adamı sırf kılık değiştirmiş bir gazeteci ve kötü kamufle olmuş başyazar olduğunda, istatistiklere göre formüle edilmiş pek çok olgu ve diyalektikle maskelenmiş basmakalıp sözler, tarihin bir çeşit yüksek matematiği ve gelecek yaşam için şaşmaz bir el kitabı olduğunu iddia ettiğinde bu sözde bilim ruhsuzdur, idrak kabiliyetine engeldir. Argümanlar ve kahkahayla, sinirden kudurarak yok edilmesi gereken bir engeldir.
Ruhun diğer biçimlerini bilmiyorsunuz ve bu yüzden peygamberlik oynamak isteyen gerçek profesörler olduğunuz zamanlar hariç, tıpkı ut çalmak isteyen ama çalamayan diğer profesörünüz, koruyucu aziziniz gibi avukat yüzlerinize profesörlük maskesini giydiniz.
Fakat bizler ruhun ne olduğunu biliyoruz ve bunu burada sık sık söyledik. İnsanlığın akışında tür ve kaynak açısından sizinkinden farklı evrensel bir uyumumuz var. Bilgimiz, büyük asli hislerimizle ve güçlü, geniş kapsamlı irademiz ile doludur: bizler – fakat önce siz zavallı Marksistler, bir sandalye çekin ve oturun ve sıkı durun, zira berbat, küstah bir iddia birazdan öne sürülecek, ki bu eş anlı olarak bana karşı küçültücü bir tonda ileri sürmek isteyeceğiniz suçlamanın önüne geçecektir – bizler şairleriz; ve bilimsel dolandırıcıları, Marksistleri, soğuk, boş, ruhsuzları yok etmek istiyoruz böylelikle şiirsel vizyon, sanatkârane yoğunlaşmış yaratıcılık, heves ve kehanet şu andan itibaren harekete geçmek, çalışmak ve inşa etmek için kendi yerini bulacaktır; yaşamda, insan bedenleriyle birlikte, insicamlı bir hayat, iş ve grupların, toplulukların ve ulusların dayanışması için.
Evet, gerçekten de öyle. Yeterince uzun süredir şiirsel bir rüya ve melodi olan, büyüleyici bir çevre ve parlak bir renk cümbüşü tümüyle hayata geçecek ve gerçek olacaktır. Biz şairler, yaşayan ortamda yaratmak ve kimin daha büyük ve daha güçlü uygulayıcılar olduğunu görmek istiyoruz. Bildiğini iddia eden ve hiçbir şey yapmayan sizler mi, yoksa şu anda içinde canlı bir imge, kesin bir his ve enerjik iradeye sahip bizler mi? Ne yapılabilecekse onu yapmak isteyen biziz, şimdi ve sonsuza kadar. Biziz bıkıp usanmadan sizin yanınızdan kahkaha, sebepler ve öfke ile geçip saldırılarla ve savaşlarla daha yoğun parçaların üstesinden gelen, biteviye ileriye güdümlü, sürekli eylem, inşa ve yıkım bulunan harekette bizlerle birlikte olan insanları örgütlemek isteyen. Bilim de, parti de temin etmiyoruz. Sizin anladığınız şekliyle daha az entelektüel ittifak sunuyoruz, zira siz bu tür bir şeyden bahsettiğinizde kafanızda aydınlanma diye adlandırdığınız ve bizim ise yarı-eğitim ve broşür-yemi dediğimiz şey beliriveriyor. Bizi harekete geçiren ruh yaşamın özüdür ve etkin gerçekliği yaratır. Bu ruhun bir diğer adı daha vardır: dayanışma [Bund]; ve bizlerin güzel bir sunumla şiirselleştirmek istediğimiz şey eylemdir, sosyalizmdir, bir işçi sınıfı cemiyetidir[Bund].
İşte burada Marksistlerin neden ruhu materyalist diye adlandırdıkları ünlü tarih mefhumundan dışladıklarını gözlerimizin önünde net bir şekilde görüyoruz ve ona ellerimizle dokunabiliyoruz. Bizler, bu noktada, diğer mükemmel Marksist muhaliflerin yaparken başardıklarına kıyasla daha iyi bir açıklama sunabiliriz. Marksistler, beyannamelerinde ve görüşlerinde ruhu çok doğal, aslında neredeyse mükemmel bir maddi neden ile dışarıda bırakmıştır, yani çünkü ruhları yoktur.
Fakat bu, onların tarihi tanımlama tavırları, hakkıyla “materyalist” olarak adlandırılabildiğinde doğru olabilirdi sadece. Bu da temsilcilerinin kendilerine ait bir ruhla elde edemeyeceği bir girişim olsa da takdire şayan, hatta devasa bir teşebbüs – tüm insanlık tarihini sırf fiziki olaylar, somut gerçek işlemler, dünyanın geri kalanındaki maddi olaylar arasındaki sonu gelmez etkileşim ve insan bedenlerinin psikolojik süreçleri biçiminde tanımlama girişimi – olurdu. Ancak hâlihazırda belirtmiş olduğum sebeplerden ötürü bu, kati surette yasalara dayanan bir bilim olamaz ancak böyle bir bilimin hayali, neredeyse fantastik bir ön taslağa dönüşebilir. Belki bir gün birileri, bu işi, sırf doğru temeli ve dil olanağını bulmak için bile olsa, bu katı yapıyı eritmek ve onu tamamen bir imgeye indirgemek ve bu büyük ters yöne çevirimi üstlenmek, yani insanlık tarihinin tamamını – tüm maddeselliği hariç tutarak- topyekün ruhsal bir oluşum, akli akımların mübadelesi olarak betimlemek için – üstlenecektir. Materyalizmi nihai sonuçları üzerinden düşünebilen herhangi biri bunun idealizmin diğer yüzü olduğunu bilir. Böylesi hakiki bir materyalist her kim ise O, ancak Spinoza okulundan geliyor olabilir. Ama bu kadarı yeter! Marksistler bundan ne anlamaktadır? Marksistler, Spinoza adını duyduklarında muhtemelen broşürcülerinin ve Darwinci tekçi yazarların Spinoza’dan çıkarttıkları pelüş oyuncağı düşünmektedir.
Yeter artık: burada sadece, Marksistlerin tarihin materyalist anlayışı dedikleri şeyin rasyonel anlaşılan herhangi bir materyalizm ile hiçbir ilgisi olmadığını söylemek gerekiyor: sonunda Marksistler, materyalizmi rasyonel bir biçimde anlamanın dahi bir çelişki olduğunu düşündüler ve hatta bunda yanılmış bile olmazlardı. Her halükarda öğrettikleri tarihsel anlayış “ekonomik” olmalıdır. Yukarıda da söylendiği üzere onun gerçek adı, ruhsuz tarih anlayışıdır.
Sözcüklerin çelişik yanlış kullanımı Marksistleri, sığ adamları ne kadar rahatsız edilebiliyorsa ancak o kadar rahatsız etmiştir. Bazıları söz konusu çelişkiye absürt bir yarım gerçekle, diğerleri farklı, çarpık bir gerçek dışılıkla uyum göstermiş ve bu şekilde aralarında farklı ekoller ve her türden gerilim ve ayrılık çıkmıştır.
Marksistler, tüm politik koşulların, dinlerin, entelektüel hareketlerin hepsinin sadece ekonomik koşulların ve toplumsal kurumların ve işleyişlerin bir tür yan tesiri, ideolojik bir üst yapısı olduğunu keşfettiğini iddia etmektedir. Elbette kendi doktrinlerini ve tüm ajitasyonlarını ve politik eylemlerini bundan hariç tutmazlar. Onların süfli akılları, kendilerinin ekonomik ve toplumsal gerçeklik olarak adlandırdığı şeyle, akli ve ruhi eylemin ayrılmaz bir biçimde birbiriyle ne denli iç içe geçtiği, ekonomik yaşamın toplumsal yaşamın sadece çok küçük bir parçası olduğu, bu toplumsal yaşamın, insanın bir arada yaşama hareketlerinden, büyük ve küçük ruhsal yapılardan tümüyle ayrılamaz olduğu gerçeğinden sadece biraz rahatsız olur? Onlar, umumiyetle tüm beyanlarında kendi sözcüklerini idrak etme ihtiyacını hiç hissetmemiş ağzı laf yapan konuşmacılardır ve laf ebesidirler. Bir an bunu idrak etselerdi derin sessiz adamlar olurlardı. Zira kendi tüm çelişkilerinde ve tutarsızlıklarında boğulurlardı.
Sözcüklerin çelişik yanlış kullanımı Marksistleri, sığ adamları ne kadar rahatsız edilebiliyorsa ancak o kadar rahatsız etmiştir. Bazıları söz konusu çelişkiye absürt bir yarım gerçekle, diğerleri farklı, çarpık bir gerçek dışılıkla uyum göstermiş ve bu şekilde aralarında farklı ekoller ve her türden gerilim ve ayrılık çıkmıştır. Bu doktrinden yola çıkarak bazıları politikayı ekonominin neredeyse alakasız bir yansımasına indirgediği için Marksizm’in apolitik ve handiyse anti-politik bir tavır beyan ettiği sonucuna varmıştır. [Buna göre] politika, yasama ve hükümet biçimleri önemli değildir; sadece ekonomik biçimler ve ekonomik mücadeleler önemlidir (fakat elbette bu mücadeleler de saf doktrine kaçak sokulmuştur zira bir mücadele, hatta ekonomik bir mücadele dahi tümüyle ruhsal bir meseledir, ruhun yaşamıyla güçlü bir biçimde iç içe geçmiştir – bu kadarı yeter, çünkü, yukarıda da söylendiği üzere, Marksizm’in herhangi bir nokta-i nazarını inceleyen biri her zaman imkânsızlık, taviz ve kaçak keşfeder.) Her şeye rağmen diğerleri, politikanın yardımıyla ekonomik meseleleri etkilemek isterler ve kendilerinin profesörlüğe ait mürekkep lekelerinden oldukça farklı görünen tavizlere, bahanelere ve bıktırıcı gerçeklik düzeltmelerine ekleme yaparlar. Kendilerinin tamamının da uygulaması gerektiği bu geçici çarelere ekleme yaparlar. Mesele bu değil ve biz de bu ihtilaflı meselelerle daha fazla uğraşmayacağız. Bunlarla politik Marksistler, kendi kardeşleriyle, sendikacılarla ve son dönemde iki asil ismin acınası bir biçimde yanlış kullanıldığı sözde anarko-anarşistlerle birlikte savaşsınlar.
Tüm doktrin yanlış olduğu ve bu doktrinin iler tutar bir tarafı olmadığı için, geride doğru ve değerli kalan tek şey İngiltere’de ve başka yerlerde Karl Marx’tan çok uzun zaman önce fark edilmiş olan bir gerçektir: insan olayları üzerinde düşünürken ekonomik ve toplumsal koşulların ve değişimlerinin yüksek önemi göz ardı edilmemelidir. Bu husus, özgürlüğe, kültüre, dayanışmaya, halka ve sosyalizme doğru atılmış en erken ve en önemli adımlardan biri olan, devletten ayrı olarak toplumun keşfi şeklinde adlandırılması gereken büyük harekete sebep olmuştur. Pek çok faydalı ve ufuk açıcı fikirler on sekizinci yüzyılın parlak gazetecilerinin ve politik ekonomistlerinin muazzam yazılarında ve on dokuzuncu yüzyılın ilk sosyalistlerinde bulunmaktadır. Ancak Marksizm tüm bunları bir karikatüre, sahteliğe ve yozlaşmaya indirgemiştir. Marksistlerin kavradığı sözde bilim gerçek etkisi bakımından acınası ve feci bir girişimdir (zira hiçbir sözde bilim, demagojik, hatta sadece popüler bir damgaya sahip olsa dahi, eğitimli ve eğitimsiz kitleleri ve de üniversite profesörlerini kendisine çekmeyecek kadar aptal değildir). Dolayısıyla Marksizm devletten uzaklaştıran bu akımı – diğer bir deyişle ortak bir ruh ile kültürsüzlükten birleşmiş gönüllü teşekküllere yönelen, kendisiyle birlikte toplumların toplumunu taşıyan akımı – gerisin geri devlete ve tüm toplumsal kurumlarımızın ruhsuzluğuna doğru, tersine çevirmeye çalışmaktadır ve dahası bu akım hırslı politikacıların çarklarını döndürmek için koşmaktadır.
Buna daha yakından bakmalıyız. Acı Marksist soğanının sadece iki kabuğunu soyduğumuz için gözlerimizi yaşartsa da bu soğanı daha derinden, merkezine doğru kesmeliyiz. Daha sonra bu ucubeyi kesip parçalara ayırmalıyız ve söz veriyorum buna devam ettikçe her zaman biraz burun çekme ve aksırma ve kahkaha olacaktır. Şimdiden bilim ve Marksistlerin materyalizmi açısından durumu gördük. Fakat bunlar geçmiş, günümüz ve geleceğe ilişkin ne tür bir tarihsel gidişat keşfetti? Bunun, maddi gerçeklikten kendi ruhsal üstyapılarına doğru büyüyen bir gidişat olmadığı kesin, bu muhtemelen Kartezyen pineal bezlerinde büyüyen bir tür.
Şimdi, profesörün yaşamı yanlış bilime, insan vücutlarını kâğıda indirgediği noktaya ulaştık. Kendisi de oldukça farklı bir tür profesöre, dönüşüm için başka pek çok yetenekle beraber dönüştü. Ne de olsa profesörler genellikle kendilerine dönüşüm sanatçıları, sihirbazlar, kasaba fuarlarında el çabukluğu marifetiyle ve geveze çeneleri ile üreten hokkabazlar derler. Karl Marx’ın en ünlü ve belirleyici bölümleri bana hep bu tür profesörleri hatırlatmıştır. “Bir, iki, üç. Gördüğünüze inanmayın”.
Şimdi zamanı geldi: “kapitalist üretim, doğal bir süreçle birlikte kendi değillemesini (negation) üretmektedir:” Sosyalizm. “İşbirliği” ve “yeryüzünün ortak mülkiyeti” için Karl Marx, hâlihazırda “kapitalist çağın bir başarısıdır” diyor. Büyük, muazzam, neredeyse sonsuz proleterleşmiş insan kitleleri aslında sosyalizme neredeyse hiçbir katkıda bulunmamıştır. Onlar sadece vaktin gelmesini beklemelidirler.
Sonuç olarak, Karl Marx’a göre uluslarımızın Orta Çağlar’dan günümüz kanalıyla geleceğe doğru ilerlemeci kariyeri “doğal bir sürecin gereksinimi ile” (İngilizce metne göre ki hala daha en net olandır: doğal bir yasanın zorunluluğu ile), üstelik de artan bir hızla gerçekleşen bir seyirdir. İlk aşamada küçük esnaf olarak sadece ortalama, sıradan insanlar, küçük burjuvalar vb. acınası kişiler vardı ve pek çok insan kendilerine ait küçük mülklere halen de sahipti. Ondan sonra kapitalizm, ikinci aşama, ilerlemeye doğru yükseliş, gelişimin ve sosyalizme giden yolun birinci aşaması geldi ve dünya tümden farklı bir çehreye büründü. Çok az kişi, her biri çok geniş olan mülklere sahipti, kitlenin hiçbir şeyi yoktu. Bu aşamaya geçiş zordu ve şiddet ve çirkin fiiller olmaksızın gerçekleşemezdi. Ancak bu aşamada vaat edilen toprağa doğru ilerleme çok daha hızlı ve gelişmenin sorunsuz işleyen raylarında kolaylıkla gerçekleşti. Tanrı’ya şükür gitgide daha fazla kitle proleterleşti; Tanrı’ya şükür artık daha az kapitalist bulunuyordu; en son proleter kitleler, deniz kıyısındaki kum gibi yalıtılmış devasa müteşebbislerle yüzleşene kadar bu az sayıdaki kapitalist, birbirinin malına el koydu ve şimdilerde de üçüncü aşamaya, gelişmenin ikinci sürecine sıçradılar; sosyalizme doğru son adım ise sadece bir çocuk oyuncağı: “Kapitalist özel mülkiyetin ölüm çanları çalıyor”. “Üretimin araçlarının merkezileşmesi” ve “emeğin toplumsallaşması” diyor, Karl Marx, kapitalizm ile başarıldı. O, buna “kapital tekeli altında gelişen” üretim biçimi diyor, zira kapitalizmin sosyalizme dönüşmeden hemen önceki son güzelliklerini överken her zamanki gibi kolaylıkla şiirsel bir esrikliğe bürünüyor. Şimdi zamanı geldi: “kapitalist üretim, doğal bir süreçle birlikte kendi değillemesini (negation) üretmektedir:” Sosyalizm. “İşbirliği” ve “yeryüzünün ortak mülkiyeti” için Karl Marx, hâlihazırda “kapitalist çağın bir başarısıdır” diyor. Büyük, muazzam, neredeyse sonsuz proleterleşmiş insan kitleleri aslında sosyalizme neredeyse hiçbir katkıda bulunmamıştır. Onlar sadece vaktin gelmesini beklemelidirler.
Yine de doğru değil mi? Kapitalizmin bize işbirliği ve yeryüzünün ortak mülkiyeti ve üretim araçlarını getirmiş olduğu söylenebilirken, siz bilimin beyefendileri, o noktaya ulaşmaktan uzak mıyız? Ortak mülkiyet her ne anlama gelirse gelsin, en azından bu kadarı nettir, gerçi pek çok farklı ortak mülkiyet biçimleri olabilir, fakat gasptan, imtiyazdan, özel mülkten gayri bir şey olsa gerektir. Sözde şimdiden sosyalizme benzeyen bu ortak mülkiyete dair herhangi bir iz şu anda görülebilir mi? Evet mi, hayır mı? Zira bu doğal sürecin daha ne kadar süreceğini bilmeyi çok isteriz. Biliminizi bize gösterin, lütfen!
Fakat kim bilir, kim bilir! Belki de Karl Marx, yeryüzünün ortak mülkiyetinin gözle görünür başlangıçlarını ya da izlerini ve hâlihazırda on dokuzuncu yüzyıl ortalarında tekelci kapitalizmden doğmuş üretim araçlarını gördü. İşbirliğine gelince konu daha yakından inceleme altındadır, şimdiden oldukça nettir. Ancak bana göre işbirliği, birlikte hareket ve ortak çalışma demektir ve bir ineğin ve atın saban önüne müştereken çekilmesine veya pamuk tarlasında veya şeker kamışı tarlasında Zenci (Negro) kölelerin, ortak iş bölümü ile ortak bir mekândaki çalışmasına “işbirliği” ya da “birlikte çalışmak” diyen kişi budala değilse nedir – fakat ne söylüyorum ben? Karl Marx tam da böyle bir budalaya benziyor! Ne geleceği! Kapitalizmin daha fazla gelişmesi de ne! Zeki âlim günümüze sıkışıp kalmıştır. Karl Marx’ın işbirliği dediği şey ki sosyalizmin bir unsuru olması gerekir, kendi zamanındaki kapitalist teşebbüste gördüğü çalışma biçimi, binlerce kişinin bir odada çalıştığı fabrika sistemi, işçinin makinelere adaptasyonu ve kapitalist dünya pazarı için malların üretiminde sonuç olarak ortaya çıkan yaygın iş bölümüdür. Kaldı ki kendisi de sorgulamaksızın kapitalizmin “şimdiden aslında toplumsal üretim teşebbüsüne dayandığını” söylemektedir.
Marksizm’in temelinin, bu tür bir sosyalizm İncili’nin adına Kapital denmesi sembolik olarak önemli değil midir? Sosyalizm, kültür ve dayanışma, yalnızca takas ve neşeli iş, toplumların toplumu, ancak bir ruh uyandığında, örneğin Hristiyan ve Hristiyan-öncesi çağların Cermen uluslarının bildiği gibi gelebilir diyerek, kapitalist sosyalizme kendi sosyalizmimizle karşı çıkıyoruz.
Evet gerçekten de bu tür emsalsiz saçmalıklar eşyanın tabiatına aykırıdır, fakat kapitalizmin sosyalizmi tümüyle kendinden geliştirdiği ve sosyalist üretim biçiminin kapitalizm altında “serpildiğini” söyleyen Karl Marx’ın görüşü kesinlikle doğrudur. Şimdiden işbirliğine sahibiz, şimdiden, en azından yeryüzünün ortak mülkiyetine ve üretim araçlarına giden yol üzerindeyiz. Sonunda geriye kalan çok az mülk sahibini de kovalamaktan başka yapılacak bir şey kalmayacak. Gayri her şey kapitalizmden gelişmiştir. Zira kapitalizm ilerleme, toplum ve hatta sosyalizmle eşitlenmiştir. Gerçek düşman “orta sınıf, küçük sanayici, küçük tüccar, zanaatkâr, çiftçi”dir. Çünkü onlar kendileri çalışırlar ve en fazla birkaç yardımcıya ve çırağa sahiptirler. İşte bu beceriksiz, cüce teşebbüstür, oysa kapitalizm tekbiçimlidir (uniformity), binlerce kişinin tek bir yerde çalışmasıdır, dünya pazarı için çalışmaktır; işte bu toplumsal üretim ve sosyalizmdir.
Karl Marx’ın gerçek doktrini budur: kapitalizm Orta Çağlar’ın kalıntıları üzerinde tam bir zafer kazandığı zaman ilerleme damgasını vurur ve sosyalizm resmen oradadır.
Marksizm’in temelinin, bu tür bir sosyalizm İncili’nin adına Kapital denmesi sembolik olarak önemli değil midir? Sosyalizm, kültür ve dayanışma, yalnızca takas ve neşeli iş, toplumların toplumu, ancak bir ruh uyandığında, örneğin Hristiyan ve Hristiyan-öncesi çağların Cermen uluslarının bildiği gibi gelebilir diyerek, kapitalist sosyalizme kendi sosyalizmimizle karşı çıkıyoruz.
Dolayısıyla iki karşıt, keskin bir zıtlık teşkil etmektedir.
Burada Marksizm – orada sosyalizm!
Marksizm – ruhsuz, sevgili kapitalizm dikeni üzerindeki kâğıt çiçek.
Sosyalizm – çürümeye karşı yeni güç; ruh-suzluk, zorluk ve şiddetin bileşimine karşı, modern devlet ve modern kapitalizme karşı yükselen kültür.
Ve şimdi biri, bu noksansız modern şeye karşı yüzüne ne söylemek istediğimi anlayabilir –Marksizm: zamanımızın vebası ve sosyalist hareketin lanetidir. Şimdi daha da net olarak, bunun böyle olduğu, neden böyle olduğu ve neden sosyalizmin sadece Marksizm’e yönelik ölümcül bir düşmanlık ile ortaya çıkabileceği söylenecektir.
Çünkü Marksizm, her şeyden öte, geçmiş olan her şeye yukarıdan bakan ve onları hakir gören kültürsüz, işine geldiği gibi günümüz veya geleceğin başlangıcı diyen, ilerlemeye inanan, 1908 yılını 1907 yılından daha çok seven, 1909 yılından oldukça özel bir şeyler uman ve 1920 yılı gibi çok uzakta gerçekleşecek bazı şeylerden neredeyse nihai bir eskatolojik mucize bekleyen kimsedir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5516
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.06.15 13:48 karanotlar Vebayı Camus'nün felsefesiyle alt etmek

YİĞİT BENER
Albert Camus’nün Veba’sı, hem salgınla mücadeleyi hem de alegorik olarak faşizme karşı direnişi odağına alan çok katmanlı bir roman: Farklı bir gözle yeniden okunmayı denemeli…
Corona günlerinde tüm dünyada en çok okunan ve yorumlanan kitaplardan biri kuşkusuz Albert Camus’nün 1947 tarihinde yayımlanan romanı Veba.
Türkçede ilk kez geçtiğimiz Nisan ayında Artı Gerçek’te yayımlanan ve Camus’nün muhtemelen 1941’de – yani Veba’nın yayımlanmasından altı yıl önce- yazdığı Vebayla Boğuşan Hekimlere Tavsiyeler adlı metin, Veba’nın yeniden okunmasına zenginlik katacak birkaç kilit cümle içeriyor.
Bunlardan ilki, böyle bir dönemde kimsenin paçayı sıyıramayacağını, fildişi kulesine çekilemeyeceğini vurgulayan bir uyarı: “Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede hiç kimse hastalık bulaşmış bir nesneye dokunmadan edemez.”
Asıl püf noktası ise, ölümle baş etmenin önemi vurgulayan paragrafın ardından gelen şu cümle: “Size bir felsefe lazım.”
Başka bir deyişle, Camus bu mücadelede tıbbi bilginin, ilaçların, hekimlerin gayretinin tek başına yeterli olmayacağını düşünerek bir genel çerçeve, bir “mücadele felsefesi” öneriyor ve bu felsefenin ana hatlarını şu cümlelerde özetliyor:
“Her şeyden önce, asla korkmamalısınız. (…) Netice itibariyle korku insanı hastalığın etkisine açık hale getirir.” “Bu hastalığa veba adı verildiğinden bu yana hep olduğu üzere insanların sinek gibi ölmelerine asla, ama asla alışmamalısınız”. “Diğerlerini tedavi etmeyi reddedenlerin yapayalnız, kendini feda edenlerin ise topluca öldüğü; doyumun doğal sonucuna eremediği; liyakatin düzeninin bozulduğu; mezarlıkların dibinde dans edilen; hastalık bulaştırmamak için sevgilinizi kendinizden uzaklaştırdığınız; cinayet suçunun asla cani tarafından üstlenilmediği ve bir korku anının şaşkınlığında tayin ettiğimiz günah keçisi bir hayvana yüklendiği bu korkunç kargaşaya yönelik isyanınız asla dinmeyecek”. “En kadim ayinler kadar köhne olan dinin hizmetine girmeyeceksiniz. (…) Velev ki o din bize gökten inmiş olsun, o zaman da göğün adil davranmadığını söyleriz.” “Gün gelecek, herkesin korkusunun ve acısının sizde uyandırdığı tiksintiyi haykırmak isteyeceksiniz. İşte o gün, benim size önerebileceğim çareler de tükenmiş olacak…”
Yazarın birçok söyleşisinde açıkça belirttiği gibi, Veba dar anlamda salgınla mücadeleyi ele alan bir roman değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı dönemine denk düşen yazım sürecine damgasını vuran faşizme karşı direnişin bir alegorisi. (dolayısıyla faşizme karşı mücadelede de militan gücün, eylemlerin, silahların yetmeyeceğini, bir felsefe gerektiğini düşünüyor)
Veba’nın güncelliğinin katmerli olmasını sağlayan, romanın bu çoğul katmanlı yapısı olsa gerek.
Bu da bize Veba’yı iki ayrı ana eksende ele almaya götürüyor. İlki, romanın hemen tüm salgın/afet/savaş/toplu felaket anlatılarına ortak olan yönleriyle, ikincisi Camus’nün özgün katkısı olan felsefesi ışığında. Bu ikinci eksende bundan belki bir ölçüde bağımsız olarak yine Camus’ye özgü yan açılımlara ayrıca değinebiliriz.
Camus, romanın “bireysel anlatı”yla “kolektif anlatı” şeklinde ayrıştırabileceğimiz ikili bir anlatım tekniğine sahip olduğunu açıklıyor bir söyleşisinde.
Bunun da roman içindeki beş ayrı bölüme denk düştüğünü belirtiyor: hastalık öncesi bireysel yaşam (bireysel anlatı); ilk hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasıyla bireyle toplumsalın yollarının kesişmesi (bireysel ve kolektif anlatı); hastalık sürece tam hâkim olduğu andan itibaren her şeyin iç içe geçip bir “alaşıma” dönüşmesi (salt kolektif anlatı); hastalığın gerilemesiyle bireyle toplumsalın yeniden ayrışmaya başlaması (bireysel ve kolektif anlatı); sonrasında yeniden bireyselin öne çıkması (bireysel anlatı).
YAS SÜRECİ
Bir farklı yaklaşım, romanı, salgının kesinleşmesi ve kentin karantinaya alınmasıyla başlayan bir yas sürecinin (yani olağan yaşamın sona ermesinin yasının) aşamalarına koşut olarak ele almak olabilir.
Aslında Covid salgını dahil birçok toplumsal felakette ve bunları konu alan roman ve filmlerde bu aşamaların (inkâr, öfke, pazarlık, çöküntü, kabullenme) izini sürmek mümkün.
Şok / İnkâr / İnanamamak
“Vebalar da savaşlar da insanı hazırlıksız yakalarlar.”
Yazar, salgınla savaşlar arasında bir benzetmeye giderek, kendi başına gelmedikçe insanların felaketlerin gerçekten mümkün olduğuna inanmakta güçlük çektiklerini vurguluyor:
“Bundan böyle yurttaşlarımız bir şeyin farkına varıyorlardı: küçük kentimizin farelerin güneşte ölmesi ve kapıcıların tuhaf hastalıklardan yaşamlarını yitirmesi için belirlenmiş bir yer olabileceği asla düşünmemişlerdi”. (…) “Bir savaş patladığında insanlar, ‘Uzun sürmez bu, çok aptalca’ derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir.”
Bu aşamada insanlar ne kadar kırılgan olduklarını idrak ediyorlar. Tıpkı kentin kapıları kapanınca, uzun süreli bir ayrılığa hazır olmayan eşlerin, sevgililerin, aile fertlerinin bir anda -vedalaşma fırsatı dahi bulamadan- ayrı düşmeleri örneğinde olduğu gibi.
Öfke
Hastalık gerçeği artık inkâr edilemez şekilde kendini dayattığında, şaşkınlık ve inkâr yerini öfkeye ve bu öfkenin yönelebileceği bir sorumlu arayışına bırakıyor: Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan bir günah keçisi ve/veya bu süreci iyi yönetemediği için yaşanan sıkıntılara yol açmakla suçlanacak idari bir sorumlu.
Romanda bunun tipik örneği, apartmanda fare ölülerinin çoğalmasına karşın inatla “bizde fare yok, dışarıdan birileri getirmiş besbelli” diyen kapıcının yaklaşımıdır.
Zaten salgınlarda “olağan suçlu” konumundaki belirli azınlıkların (örneğin Yahudilerin, Çingenelerin, “cadıların”, vb) ya da kırılgan başka toplumsal kesimlerin hastalığın yaygınlaşmasından sorumlu tutulması ve nefret nesnesine dönüşmesi sık rastlanan bir olgu değil midir? AİDS salgınında eşcinseller, Sars salgınında topluca katledilen Misk kedileri, Covid salgınında da “olur olmaz şeyler yeme alışkanlıkları nedeniyle” Çinliler…
Camus bu tür durumlarda söylentilerin, kehanetlerin ve komplo teorilerinin çok rağbet gördüklerini hatırlatıyor, tüm kehanetlerin ortak yönünün rahatlatıcı özellikleri olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bir tek veba rahatlatıcı değildi!” Bu batıl inançların din yerine geçtiğini de ayrıca vurguluyor.
Günümüzde sosyal medya bu söylentilerin katmerli olarak ve daha hızlı yayılmasına da hizmet ediyor. Ancak geçmişte kulaktan kulağa yayılarak koca bir kenti bir anda yangın yerine çevirme potansiyelini taşıyan söylentilerin yarattığı tehlikeli durumdan farklı olarak, sosyal medyada kontrol ve denge mekanizmaları da var: Bu tür süreçlerde Teyit gibi sanal yayın organlarının ve onun bir türevi olan Covid-19 Postası’nın sağduyu katkılarının değeri gerçekten paha biçilmez.
Pazarlık
Romanda çeşitli örnekleri verilen üç tarz davranış ön planda: Alınan sert önlemlerin yumuşatılmasını talep edenler, en azından başkaları için değilse de “kendileri” için böyle bir talebi öne sürenler; hastalığın gerçek boyutlarını sorgulayanlar, örneğin ölü sayısının “abartıldığı kadar” çok olup olmadığını tartışmaya açanlar, bunun neye denk düştüğüne kuşkuyla bakanlar; bir de romandaki gazeteci Rambert gibi bireysel çözüm arayışına girerek kuralların dışına çıkmaya, kaçmaya çalışanlar.
Çöküntü / Acı / Hüzün
Camus, insanların belli bir aşamadan sonra manevi bir çöküntüye girdiklerini ve “veba düzlemine” geçtiklerini anlatıyor romanında. Vebanın düzlemi “vasat, monoton, renksiz bir yinelemeden” ibaret olduğu için insanların da sıradanlaştıklarını aktarıyor: “Kimsede yüce duygular kalmamıştı” saptamasını yapıyor.
Ayrıca herkesin kendi içine kapandığını, birbirlerinin duygularını anlamaz hale geldiklerini ve kimsenin kimseye yararı kalmadığını anımsatıyor.
Ölümün olağanlaşması oranında büyüklük, aşkınlık duygularının da yitirildiğinin, her şeyin basit bir hayatta kalma yarışına döndüğünün altını çiziyor.
Dostlukların, özellikle de aşkların anlamını, değerini yitirdiğini uzun uzun betimliyor. “Aşk var olmak için kendine bir gelecek hayal etmelidir oysa bizde sadece uçucu anlar kalmıştı” diye belirtiyor.
Yazar, vebanın değer yargılarını da sildiğini ekliyor. Kimsenin artık yediğinin, içtiğinin, üst başının kalitesine aldırış etmez hale geldiğini, “her şeyi toptan, olduğu gibi kabul etmeye” başladığını gözlemliyor.
Covid salgınında paradoksal olarak bu süreç örneğin AVM’leri kentin yeni “agorası” haline getiren bir yaşam tarzından AVM’lerin kapalı olduğu bir yaşama geçişte buna pekâlâ alışılabildiğinin saptanmasına, yani kapitalizmin dayattığı tüketim toplumu modelinin insanın gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar uzak olduğunun kısmen de olsa sorgulanmasına olanak sağladı. Bunu da sosyal medyanın yaşanan bireysel deneyleri bir ölçüde paylaşama, birlikte yorumlama fırsatı sunmasına bağlayabiliriz ola ki.
Kabullenme
“Yurttaşlarımız yola gelmişti, uyum sağlamışlardı, öyle denir ya, çünkü başka türlü yapacak bir şey yoktu”.
Hastalıkla yaşamak zorunda kalınması gerçeğinin toplum tarafından kabullenildiğini, romanda uzun betimlemelerle aktarılan cenazelerin kaldırılışındaki evrimde izlemek mümkün: Önce sadece yakınların katılımıyla dini törensiz ama mezarlıktan kaldırılan cenazeler, ölü sayısının artmasıyla artık sadece görevlilerin eliyle ve alelacele, özel olarak açılmış kireç dolu çukurlara topluca atılıveriyor ya da yakılıyor.
Cenaze töreni başlı başına yas sürecinin önemli bir unsuru olduğu için aileler, başlarda nispeten daha gelişkin törenleri bile yetersiz bulup isyan ederken, salgın kente iyice çöreklendiğinde artık cesetlerin “tıbbi atık” muamelesi görerek kaşla göz arasında yok edilmesini dahi olağan karşılar hale geliyorlar.
O kadar ki, yazar bu süreci anlatırken kara mizaha bile başvurmaktan çekinmiyor: “(...) Çok iyi bir örgütlenmeydi bu ve vali memnun kaldı. Hatta Rieux’ye bunun eski vebaları anlatan tarih kitaplarında karşılaştığı Zencilerin ölüleri taşıdığı el arabalarından daha iyi bir şey olduğunu söyledi”. Hak veriyor Rieux: “Aynı türden gömme işlemi bu, ama biz fişler hazırlıyoruz. Tartışmasız bir ilerleme var.”
MÜCADELE FELSEFESİ
Toplu felaketin ve bunun insanlar üzerindeki etkilerinin betimlenmesi hem birçok başka yazarın benzer içerikli kitaplarda anlattıklarıyla hem de mevcut pandemi sırasında dünyanın dört bir köşesinde yaşananlarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Camus’nün asıl özgün katkısını, hastalıkla mücadele sürecinde roman kişileri (özellikle Dr Rieux, yer yer Tarrou) aracılığıyla ortaya koyduğu genel felsefi yaklaşımda aramak gerek.
Hastalık toplumda zaten var olan sorunları, dengesizlikleri, hastalıklı yapıyı ortaya çıkarıyor; eşitsizlikleri körüklüyor.
Bunu romanın başlarındaki anlatımda, varlıklarından haberdar dahi olunmayan binlerce lağım faresinin birden ve topluca yüzeye çıkmaları alegorisinde ya da romanın değişik bölümlerinde betimlenen toplumsal eşitsizliklerde, karantina döneminde bunların yol açtığı sorunlarda, çatışmalarda görmek mümkün.
“Veba işini görürken çok etkili bir tarafsızlık sergilediği için bir eşitlik duygusuna yol açmalıydı, oysa bencilliklerin doğal işleyişi nedeniyle tam tersine, insanlar adaletsizliği yüreklerinde çok daha keskin biçimde hissediyorlardı.”
İnsanlıktan çıkma riskine karşı uyarı
Yazar, ölümlere ve hastalığa salt istatistiki bir bakışla yaklaşılmasına isyan ediyor ve insanlığından arındırılmış bir ölünün basit bir rakama dönüştüğünü vurguluyor. (“üç, beş, on, yüz terörist etkisiz hale getirildi” ya da “üç, beş, on, yüz şehit verildi” söyleminde olduğu gibi)
Hatta roman kahramanının zihninde, insanları ölüm gerçekliği ile yüzleştirmek için şaşırtıcı bir yöntem bile düşlüyor: “Madem insanlar ölümün gerçek anlamını ancak birinin cesedini gözle görünce anlıyorlar, o zaman bunu gözlerine sokmalı. Beş büyük sinemadan aynı anda çıkacak on bin kişiyi kent meydanında öldürmeli ki toplu cesetleri görünce herkesin kafasına dank etsin! Öyle olunca bu isimsiz yığının gerçek insanlardan oluştuğu, bir yüzleri olduğu anlaşılır…”
Başka bir deyişle, insanların sinek gibi ölmelerine asla alışmamak gerek! Dr. Rieux bu düşünceyi şöyle vurguluyor: “Felakete alışmak, felaketin kendisinden bile beterdir.”
Boyun eğmemek ve dine başkaldırı
Romanın kilit öneme sahip kişilerinden biri de “herkesin saygı duyduğu” papaz Panneloux.
“Becerikli bir hatip” olarak sunulan Panneloux’nun vaazı, yazara dinle hesaplaşma fırsatı veriyor. O andan itibaren salgının ortasında sivrilen iki temel ama zıt karakter olarak ortaya çıkan hekim Rieux ve rahip Panneloux’nun farklı bölümlere dağılan felsefi tartışmaları, bir yönüyle klasik din/ateizm/laiklik sorunsalının iki ayrı düzlemine denk düşüyor.
Daha soyut düzlemdeki tartışmada roman karakteri Rieux’yü (ve aslında belli ki yazar Camus’yü) isyan ettiren en önemli ahlaki mesele, dinin “tanrının yolundan uzaklaşmak” ve “günahkâr” olmakla suçladığı felaketzedeleri başlarına gelenden sorumlu tutuyor olması.
Panneloux’nun romanda tüm bir bölüme yayılan ve kutsal kitaptan, dini efsanelerden referanslarla süslü vaazı, dinci zihin dünyasını neredeyse karikatür düzeyinde ayrıntılarla betimliyor ve bu zihniyeti “Kardeşlerim, felaketin içindesiniz, kardeşlerim bunu hak ettiniz” sözleriyle billurlaştırıyor.
Vaazın içeriği okura zaman zaman “bu kadarı da olmaz” dedirttiği için bu bölümde bir Fransız aydını olan yazarın “laikçi/aydınlanmacı” hezeyanlara kapıldığını düşünmek mümkün. Gel gör ki Covid salgınında medyada rastladığımız benzer içerikleri suçlamalar, örneğin en yetkili dini otoritenin eşcinselleri hastalıkların yayılmasından sorumlu tutması yazarın pek de abartmadığını göstermiyor mu? Herkesi etkileyen toplumsal felâketler karşısında çaresiz kalan insanlarda ilahi adaleti bile sorgulama, hatta kendilerini korumayan Tanrılarına isyan etme eğilimleri belirlediği için, dini otoriteler söylemi sertleştirme ve Tanrının gazabı tehdidiyle korku salarak cemaati yeniden hizaya sokma ihtiyaç duyuyor belli ki.
İşler kötüleştikçe sertleşen bu dini söyleme kendi coğrafyamızda yıllardır maruz kalmıyor muyuz? (1999 Körfez depremi sonrasında sallanan “7.4 yetmedi mi?” pankartını unutmak ne mümkün!) Panneloux’nun sert sözleriyle bizim yöredeki dinci söylemin arasındaki temel fark, bizdeki suçlayıcı cümlenin romandaki kadar kapsayıcı olmayışıdır, yani “kardeşlerim” hitabından yoksun oluşudur. Bizde bu tarz bir dinciliğin sözcüleri aynı içeriği daima ötekileştirerek dile getirmeyi, doğrudan hedef gösteren bir nefret söylemine çevirmeyi tercih ediyorlar. (günahkâr olan daima “öteki”, cemaat dışı)
Bu zihniyet farkının bir başka örneği, romanda masum olduğu varsayılan bir çocuğun ayrıntılı ve sarsıcı bir biçimde betimlenen ölümünün rahip Panneloux’nun bile ilahi adalete inancını derinden sarsmasıdır. Bu anlamda Panneloux karakteri, örneğin Umberto Eco’nun Gül’ün Adı romanında betimlediği engizisyon sözcüsünden oldukça farklı, vicdan sahibi bir din adamı. Bizim coğrafyamızın dinci söylemi engizisyon dönemi söyleminin şiddetine daha yakın duruyor: Bu akımların sözcüleri benzer vakalarda “masum çocukların” ölümünün bile aslında “ebeveynlerinin günahının kefareti” olduğunu savunarak “günahkârları” toptan, aile boyu “cezalandırmaktan” yana tavır almıyorlar mı? Ne de olsa bizim yörelerde kan davaları bireyselden çok kavim ya da aile boyu hesaplaşmalarla yürütülüyor, cadılar teker teker değil topluca yakılıyor, günahkâr semtler, hatta koca kentler toptan yıkılıyor…
Panneloux ise, sonunda kendi de hastalandığında, tutarlı olmak adına hekimden yardım istemeyerek kendini Tanrının merhametine terk etmeyi yeğler… ve ölür.
Tanrıya karşı işlendiği varsayılan suçların faturasının bu kadar gaddarca kesilmesi Dr Rieux’yü “ilahi adalete” ve böylesi bir dini inanca karşı isyan ettirse bile, aslında yazar da insanları başlarına gelenden kısmen sorumlu tutmaktadır: Onun gözünde de adaletten ve akılcılıktan yoksun toplumsal düzen ve onun çıkarcı yönetim biçimi salgının etkilerinin bu derece yıkıcı olmasından doğrudan sorumludur.
Hatta bunun da ötesinde, insanlar kişisel yaşamlarında yaptıkları hatalardan ve birbirlerine karşı işledikleri bireysel suçlardan ötürü de suçlu ve sorumludur. Bunu en net biçimde romanın sonlarına doğru geçmişte kalan militan yaşamındaki hatalarını Dr Rieux’ye itiraf ederek adeta “günah çıkaran” Tarrou karakteri ifade eder: “Ben zaten buraya gelmeden de vebalıydım, insanlara veba bulaştırmamak için onlardan uzak durmaya karar vermiştim”.
Günümüzde de benzer şekilde, bu akıl dışı düzeni yarattığımız (ya da yeterince itiraz etmediğimiz) için hastalığı manevi olarak hak ettiğimize dair suçlayıcı bir söyleme rastlıyoruz. Ayrıca, doğayı tahrip ederek salgından bizzat sorumlu olduğumuzu vurgulayan bir söylem de sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Öte yandan, kapitalist düzenin yarattığı çevre felaketleri ve bunların doğa üzerindeki yıkıcı etkileri, bunların da sonunda dönüp insanlara da büyük zararlar verdiği malum. Covid salgınında da bu süreci izlemek mümkün. Öte yandan, insanlar doğaya bu kapsamda zarar vermeden binlerce yıl önce de canlıları etkileyen ölümcül salgınlar yok muydu?
Doğanın düzeni bozulduğunda bunun dar anlamda biyolojik ve maddi açıdan fiili sonuçlarının olacağını belirtmek gerek elbette. Ancak bunun bir adım ötesinde geçerek doğanın bizleri “cezalandırdığını” iddia etmek ne derece mümkün? Doğa manevi bir düşünce yapısına, vicdani bir güdüye, yani “insanları yanlış davranışlarından ötürü cezalandırma” amacına sahip olabilir mi gerçekten? Böyle düşünürsek, Doğayı Tanrı düşüncesine ikame etmiş, yani bu sefer de “doğa temelli” yeni bir mistisizm üretmiş olmaz mıyız?
Romandaki dinle hesaplaşmanın daha ikna edici boyutu, soyut tartışmalardan çok, işin asıl pratik/pragmatik düzleminde ortaya çıkıyor. Camus’nün her şeyin Tanrı’nın iradesi olduğunu ve buna karşı çıkılamayacağını kabullenmeyi reddetmesinin daha temel ve pragmatik nedeni, böyle bir ön-kabulün salgınla mücadeleyi imkânsız hale getirmesi endişesidir.
Bu yaklaşımın şu cümlede billurlaştığını söyleyebiliriz: “Dr Rieux eğer mutlak güçte bir Tanrı’ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı”.
Oysa Rieux bir hekimdir ve onun işi, görevi, her koşulda mesleğini yapmaktır. Onun, “mücadele etmekten başka seçeneği” yoktur. Camus için bu hem bireysel, varoluşsal bir tercihtir hem de ölüme teslim olmak dışındaki tek seçenektir.
Başka bir deyişle, “Tanrının var olup olmamasının” ve bu ilahi düzenin gerçekten “adaletli olup olmamasının” ya da “insanların başlarına gelen felaketi hak edip etmemelerinin” çok ötesinde, asıl mesele şudur: Salgınla, toplumsal felaketlerle, savaşla karşılaştığınızda, işi Tanrı’ya havale ederek duayla yetinmek, insanları yok edecek olan bu afete teslim olmakla eşdeğerdir.
Mücadeleden başka çare yok!
Dolayısıyla Camus’nün mücadele felsefesi bir yönüyle çok sadedir: “O sıralar kentimizde türeyen birçok yeni ahlakçı hiçbir şeyin işe yaramayacağını ve diz çökmek gerektiğini söylüyorlardı. Oysa şu ya da bu biçimde savaşmak ve diz çökmemek gerekiyordu. Tüm sorun ölü sayısını olabildiğince aza indirmek ve ayrılıkların sonsuza dek sürmesini engellemekti. Bunun için de tek bir yol vardı, vebayla savaşmak. Bu gerçek hoşa giden bir şey değildi, yalnızca tutarlıydı. Bununla birlikte getirdiği sefalet ve acıyı düşünürsek, vebaya boyun eğmek için deli, kör ya da korkak olmak gerekir”.
Sıradan insanların mücadelesi / işini yapmak / kahramana gerek yok
Camus’ye göre bu mücadele süper kahramanların, büyük şeflerin, dahi önderlerin, ulu kurtarıcıların değil, sıradan insanların işidir: “Anlatıcı yalnızca mantık çerçevesinde önemli gördüğü bir kahramanlığı ve iyi niyeti güzel sözlerle yüceltmeyecek”.
Nitekim Dr Rieux: “Tüm bunlarda kahramanlık diye bir şey söz konusu değil. Dürüstlük söz konusu. Bu gülünç gelebilecek bir düşünce, ama vebayla savaşmanın tek yolu dürüstlük” dediğinde, gazeteci Rambert ona “dürüstlük nedir?” diye sorar. Rieux’nün yanıtı da çok sadedir: “Bunun genelde ne olduğunu bilmiyorum. Ama benim durumumda mesleğimi yapmaktır”.
Zaten salgın tepe noktasına çıktığında sıradan insanlar gönüllü olarak mücadeleye katılırlar. Tarrou başı çeker, rahip Panneloux bile çabaya katkı verir. Başından beri hep kaçıp şehir dışına gitmeye çalışan gazeteci Rambert dahi “insan tek başına mutlu olmaktan da utanabilir” diyerek tam kaçabileceği gün kalmaya ve mücadeleye katılmaya karar verir.
Bunun iyi bir şey olduğunu kabul eden romanın anlatıcısı, “ama öğretmen iki kere ikinin dört ettiğini öğretiyor diye tebrik edilmez. Belki bu mesleği seçti diye tebrik edilir. Biz de Tarrou ve ötekilerinin, iki kere ikinin başka bir şey değil de dört ettiğini gösterdikleri için saygıya değer olduklarını belirtelim, ancak bu iyi niyetin öğretmenin iyi niyeti, öğretmenin yüreği gibi bir yürek taşıyan ve insanlık onuru uğruna sanılandan daha kalabalık gruplar halinde bir araya gelebilecek kişilerin iyi niyeti arasında ortak bir şey olduğunu da belirtelim; en azından anlatıcının inancı böyle”.
Anlatıcı zaten roman içinde aktardığı onca soruna, tanık olunan onca kötülüğe karşın, iyi insan sayısının kötülerden çok daha fazla olduğunu sürekli vurgular: “İnsanların çoğu kötü değil, iyiler daha çok…”
Anlatıcının -aslında yazarın- bu konudaki ısrarı çok temel bir ayrışmaya denk düşüyor aslında: Camus olağandışı meziyetlere sahip “ulu kurtarıcılara” tapınmaktan yana değildir; o nedenle sıradan insanların, milyonların mücadeleye verdikleri belirleyici ama “olağan” katkıların altını çizmeyi yeğler.
Oysa Nazilerin yenilgiye uğratılmasının ardından savaş sonrası yeni iktidarların belirleneceği bu geçiş dönemi, savaş galibi çeşitli siyasi güçler arasındaki güç paylaşımı ve iktidar savaşları dönemidir aynı zamanda. Güç devşirmenin bir yolu da savaş sırasındaki kahramanlık anlatılarının sunacağı meşruiyeti ve prestiji sömürmektir. Bir yandan De Gaulle mitleştirilirken, komünistler de “halkların babası” Stalin’i kahramanlaştırma çabasındadır.
Camus ise, örneğin ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarını mahkûm eden nadir Batılı aydınlardan biridir. O bu eylemde “savaşı resmen sona erdiren” bir zafer değil, yüz binlerce insanı katleden bir barbarlık ve “insanlığı intiharını” görür.
Aynı şekilde Camus, sadece Nazilerin toplama kamplarını değil, Sovyetler Birliğindeki toplama kamplarını ve totaliter uygulamaları da mahkûm etmekten yanadır. Buna karşılık örneğin Sartre’ın başını çektiği aydınlar ise, yüceltilen Stalin’in yönetime, onun güdümündeki komünist partilere eleştirellikten arınmış bir destek vermekten yanadır.
YAN UNSURLAR
Ölüm cezası
Romanın sonlarına doğru, romandaki kilit kişilerden biri olan Tarrou, geçmiş yaşamıyla ilgili ayrıntıları Dr Rieux’ye anlatırken babasının savcı olduğuna da değinerek ölüm cezası karşıtı ayrıntılı savlar öne sürer.
Sanki romanın genel akışından kopukmuş izlenimi verebilen bu uzun ölüm cezası tartışmasını, “felsefi düzeyde ölüm kavramıyla hesaplaşan” bir romanda yer almasını çok da yadırgamamak gerek aslında.
Öte yandan, eğer romanın aynı zamanda bir faşizme karşı direniş alegorisi olduğunu düşünürsek, ölüm cezası konusunda savaş sonrası Fransa’da antifaşistler arası yaşanan tartışmalarla bağlantı kurmak da mümkündür.
Aydınların önemli bir kısmı bu dönemde “intikamcı” bir yaklaşım sergilemeyi yeğlemiştir. Bunun doğal bir uzantısı da “işbirlikçilerin” ve “hainlerin” kurşuna dizilmesidir.
Örneğin Sartre, hem savaş öncesinde hem de hatta savaş yılları sırasında bile saygısını ve hayranlığını eksik etmediği Céline’in “Almanlardan para aldığı için ırkçı görüşler savunduğunu” ileri süren bir makale yazar. Eğer o sıralar sürgünde olmasaydı, tek başına bu bile Céline’in de kuruşuna dizilmesi sonucunu doğurabilirdi.
Camus ise, ölüm cezasına çarptırılan ve Céline gibi ırkçı görüşlere sahip bir edebiyatçı olan Brasilliach’ın cezasının infaz edilmesini önlemeye çalışır, De Gaulle’e bu yönde bir mektup da yazar, ama başarısız olur.
Sürgün/Hapis
Yazar, karantina döneminde yaşananlarla sürgün ve hapiste yaşananlar arasında koşutluklar kurar: “Vebanın yurttaşlarımıza getirdiği ilk şey, sürgün oldu. O andan itibaren mahpus konuma geçmiştik bir bakıma ve geçmişimize indirgenmiştik. Bazılarımız her ne kadar gelecekte yaşama eğilimine sahip olsalar da bundan hızlıca vazgeçiyorlardı…” (…) “Böylece, tüm tutsakların ve sürgünlerin hiçbir işine yaramayacak bir bellekle yaşaması demek olan o derin acıyı duyuyorlardı. Durmadan düşündükleri o geçmişin de üzüntülü bir özlemden başka tadı yoktu.”
Zamanın akışı
Özellikle de zaman kavramının ele alınışında Veba’yla sürgünü ya da hapsi ele alan başka eserlerin anlatıları arasında bir dizi benzerlik, yakınlık bulmak mümkündür.
Örneğin romanın başlarında hastalığın ortaya çıkış süreci günlük temelde ele alınırken (”ilk fare”, “ilk hasta”, “ilk ölüm”, “karantinada ilk gün”, vb.) bir süre sonra zamanın akışı tamamen bulanıklaşır, hatta zamanın akışını bile hastalığın seyri belirlemeye başlar. Hastalık öncesi dönemi andıran bir zamansal devinim ancak mevsim dönüşlerinde gözlemlenebilir hale gelir.
Bellek
Salgın nedeniyle karantinaya alınmanın doğurduğu en önemli sonuçlarından biri, belleğin giderek bulanıklaşmasıdır. Romanda bu süreçler ayrıntılı olarak ele alınır: “Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden alınmış olarak insan kaynaklı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de.”
Bu bulanıklaşma sonucu hem kapanma öncesi “normal” hayatın ve o andan beri görülemeyen yakınların yüzleri giderek bellekten silinmeye başlar hem de şimdiki zaman anlamını yitirir ve gelecek tasarımının ortadan kalkmasıyla tüm bir yaşam tarzı uçup gider.
Tanıklık
Yazar işte bu nedenle kendi işlevini de yaşananlara tanıklık etmek olarak belirler: “[Anlatıcı] niçin araya girdiğini açıklamak ve tarafsız tanık üslubunu seçmeye özen göstermesinin anlaşılması istiyor. Ama bunu uygun, ölçülü bir tutumla yapmak istemiştir. Genel olarak gördüklerinden fazlasını anlatmamaya, veba dostlarına, gerçekte sahip olmayacakları düşünceleri yakıştırmamaya ve yalnızca rastlantı ya da kötü talihin kendisine sunduğu metinleri kullanmaya özen göstermiştir”.
Hatta anlatıcı bir aşamada “sanatın sağladığı imkanları da kullanmadığını” belirterek, romanın dilinin ve anlatımının fazla “düz” olduğunu yönünde sonradan yöneltilecek kimi eleştirileri peşinen boşa çıkartmıştır: Yazar Camus’nün bu roman için seçtiği anlatım tarzı ve seçilen dilin sadeliği kasıtlıdır: Anlatıcının [yazarın] derdi kendini öne çıkarmak, kahramanlaştırmak değil, “herkes adına konuşmaktı”.
“Dürüst bir yüreğin kurallarına uygun olarak, isteyerek kurbanın tarafını tutmuş ve insanları, aynı kenti paylaştığı insanları, yalnızca aşk, acı, sürgün gibi ortak inançları çevresinde birleştirmek istemiştir. İşte böylece, tek bir acı yoktur kentlilerce paylaşmasın, ya da tek bir durum yoktur kendisi de sahiplenmesin. (…) Sadık bir tanık olmak için özellikle olayları, belgeleri ve söylentileri aktarmalıydı. Ama kişisel olarak kendi söyleyeceği, kendi bekleyişini, kendi geçirdiği sınavları dile getirmemeliydi”.
Kadınlar
Romana yöneltilebilecek önemli eleştirilerden biri, kadın karakterlerin silikliğidir: Romanda nice kadın vardır ama aslında yoktular… Kadın ya uzaklara gitmiş eştir ya uzaklarda kalmış sevgilidir ya da yanı baştaki sessiz, şefkatli, varlığını pek hissettirmeden hizmet eden annedir, başka bir değişle hiçbiri özne değildir.
Gerçi bu durum hem Camus’nün başka kitaplarında hem de dönemim birçok başka eserinde karşımıza çıktığı için ayrıca ele alınmayı hak etmektedir.
Araplar
Bir diğer önemli eksik özne de Araplardır. Hikâye Cezayir’in Oran kentinde yaşandığı halde romanda tek bir Arap karakter yoktur. Başka bir deyişle Araplar kendi ülkelerinde yan karakter dahi olamayacak kadar siliktir, ki bu da hele bugünden geriye dönüp bakıldığında sömürge gerçeğinin çarpıcı bir dışavurumudur.
Bunu vurgulayan ilginç bir cümle, hastalığa veba tanısı konma aşamasında iki hekim arasındaki bir sohbete yansıyan şu cümledir: “Hem sonra, bir meslektaşın dediği gibi: Olamaz bu, herkes Batı’da bunun ortadan yok olduğunu biliyor”.
Demek ki o dönemde Cezayir birçok Batılı aydın tarafından “Batı”nın bir parçası olarak algılanıyor. Belli ki “Batı” bir coğrafya değil, aslında bir “habitat”: Batılıların yaşadığı her yer “Batı”dır!
Romandaki bu çarpıcı eksiklik, Camus’nün Cezayir doğumlu olması, bir dönem Cezayir Komünist Partisinde militanlık yapması, sömürge sistemine açıkça karşı çıkmış bir aydın olması nedeniyle daha da tuhaftır.
Gerçi Camus birçok çevre tarafından Cezayir’in bağımsızlığını desteklemediği ve Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi FLN’in sivilleri de hedef alan eylemlerine karşı çıktığı için çok eleştirilmiştir.
Öte yandan, Camus bağımsızlığı desteklememekle birlikte, sömürge sistemine son verilmesinden yana olduğunu her zaman açıkça belirtmiştir. Onun hayalini kurduğu sistem, bağımsızlığa gerek bırakmayacak şekilde eşitlik temelinde federal ya da özerklik türü yeni bir ortaklığa geçilmesiydi.
Camus’nün FLN’in sivilleri de hedef alınmasına karşı çıkması aslında Cezayir’e özgü değildi, daha genel anlamda “hedefe varmak için her yol mubah” anlayışına karşı çıkmasıyla alakalıydı.
Dolayısıyla, yazarın bu siyasi yaklaşımlarının doğruluğu yanlışlığı ayrı mesele, ama Veba’da bir Arap öznenin yer almayışını bu siyasi tartışmalara bağlamak pek doğru olmaz.
SONUÇ
Camus’nün Veba’yı yazarken bir yandan da bugün pandemi sırasında yaşayacaklarımızın bir kısmını neredeyse 80 yıl öncesinden görüp betimlemesi elbette hem onun dehasının hem de edebiyatın gücünün kanıtıdır.
Ancak Camus’nün asıl katkısı, toplumsal felaketlerle mücadele için bu romanda ortaya koyduğu felsefi yaklaşımdır.
Özetleyecek olursak: “İstesen de ‘bana ne’ diyemezsin/isyan edeceksin/ korkmayacaksın/insanların ölmesine razı olmayacaksın/gerekirse tanrıya bile karşı geleceksin/insanlık onuruna sahip çıkarak yılmadan mücadele edeceksin çünkü başka çaren yok/ama kendini de kahraman sanmayacaksın…”
Camus’ye göre edebiyatçıya düşen ise, bunu bir kahramanlık destanına dönüştürmeden mücadeleye tanıklık etmek, onu sonraki kuşaklara aktarmaktır.
Camus’nün bu romanda yaptığı tam da budur, anlatıcısı gibi o da: “Susanların arasında yer almamak, o vebalılardan yana tanıklık etmek, onlara yönelik adaletsizliği ve şiddete ilişkin en azından bir anı bırakmak ve felaketlerin ortasında neler öğrenildiğini, insanların içinde hor görülecek şeylerden çok, hayranlık duyulacak şeylerin bulunduğunu söylemek için burada son bulan anlatıyı kaleme almaya karar verdi.
Çünkü biliyordu ki insanlar kendilerini özgür sansalar da “felaketler oldukça kimse asla özgür olamayacak”; dolayısıyla tıpkı roman karakteri Rieux gibi o da “belki bir gün insanların bir mutsuzluk yaşaması ya da bir şeyler öğrenmesi için vebanın kendi farelerini uyandırıp mutlu bir kente ölmeye yollayabileceğinden haberi olmadığını biliyordu”.
İşte bunun için yazılışından onlarca yıl sonra yine ve yeniden okumak gerek Camus’nün romanını. Veba ya da Corona ya da başka kara vebalar, kılık değiştirmiş faşizmler geri gelecek: Hazırlıklı olmak gerek…
https://www.artigercek.com/yazarlayigit-benevebayi-camus-nun-felsefesiyle-alt-etmek
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.28 06:56 bipobat Hazır erken seçim polemikleri varken; oldu da iktidar değişti, ekonomi kurtulur mu?

Yazdığım ilk iki yazının ardından biraz zaman geçti farkındayım ama gündemin durulmaması ve inanılmaz iş yoğunluğum nedenleriyle elim bir türlü gitmedi. Umarım özellikle bu konuları merak eden arkadaşlar bu yazıya erişim sağlayabilir, arada kaybolup gitmez. Birazdan yazacaklarımı yazarken kişisel siyasi görüşümü çok karıştırmadan, olmuşları ve olabilecekleri, akademik eğilim olarak post-modern bir akış açısı ile ele almaya çalışacağım. Tamamiyle sizin fikirlerinizi yansıtmayabileceği gibi, ben ne dersem doğrudur gibi bir tripte de olmadığımı bilin. Bunu tamamiyle kafa boşaltmak ve bu konulara ilgi duyanları teşvik etmek adına yazıyorum.
İlk yazıda bir erken seçim ihtimaline değinmiştim. Son dönemde bunu desteklediğini düşündüğümüz bir eylem gerçekleşti ve Erdoğan yeni bir "gönül seferberliği" başlatılmasını istedi (Link: https://www.hurriyet.com.tgundem/cumhurbaskani-erdogan-duyurdu-yarindan-tezi-yok-yeni-bir-gonul-seferberligi-baslatiyoruz-41524421 ). Bu her ne kadar erken seçim kapılarını aralıyor gibi görünse de henüz bunu söylemek için erken. Son yıllarda, başkanının bir siyasi partiye aşırı yakınlığını tasvip etmesem de, güvendiğim birkaç araştırma firmasından biri olan Avrasya Araştırma da Erdoğan'ın şu anki oy oranı ile baskın bir seçimde dahi kazanamayacağını tahmin ediyor (Twitterları: https://twitter.com/avrasyaanket ). Virüsü de dikkate alınca 2020 yılında bir erken seçim pek mümkün değil. Ben de Erdoğan'ın bu isteğini erken seçim olarak değil, küsen seçmenle barışmak ve bir nabız yoklamak olarak değerlendiriyorum
Ama... Bir ihtimal daha var; o da swap bulmak. Bildiğiniz üzere yakın dönemde bir dolar şoku yaşadık ve piyasayı izlediğim kadarıyla, birkaç haftadır süren sabit düşüşe rağmen ikinci yolda. Eğer Türkiye yakın bir zaman içinde, Katar'la olan fiyasko gibi değil, gerçek bir swap anlaşması bulursa, işte o zaman oy vermeye hazır olun. Peki swap bulunursa ne olur? (1) Hükümet, yıllardır sürdürdüğü dolar baskılama politikasına devam eder ve doları psikolojik sınırlarda tutmak için swapten elde ettiği parayı piyasaya yavaş yavaş salarak kısa vadeli bir rahatlama yaratır. (2) Borç vadelerindeki kaynak rahatlaması sayesinde, virüs sürecinde basılan paralar sosyal yardım olarak orta-alt gelirli AKP'lilere akar. Ancak ne rahatlama ne de yardımlar 2021'in 3. ayından sonrasını (ilk çeyrek) çıkaramayacağından, iktidar o aralıkta bir baskın erken seçim yapabilir. Çünkü swap olsun ya da olmasın -olmayacak gibi duruyor şu an- genel eğilime bakıldığında 2021 yılından sonra legal yollarla yapılacak herhangi bir seçimde Cumhur İttifakının iktidar olma şansı yok. Çünkü sosyo-ekonomik olarak bizim AKP seçmen kitlesini oluşturan muhafazakar halkımız, ekonomiye önem verse de görmediği paranın etkisini dikkate almıyor. Yani erişemediği ya da kullanmadığı teknolojik ürüne yapılan vergi zammı onu ilgilendirmiyor ya da girmediği sınavın ücretinin artmasını umursamıyor. Ama İstanbul seçimleri gösterdi ki artık ekonomik sıkıntılar onlar tarafından da hissedilmeye başlandı ve tepki gelişiyor. Muhafazakar liberal seçmen gözünde yeni kurulan DEVA ve GP de bu açıdan önemli bir görev üstlenebilir gibi duruyor. Ama dilerseniz bunu da ilerleyen bir gün konuşalım bu yazı daha da uzamasın çünkü zaten uzun olacak.
Erken ya da tam zamanında bir seçim oldu ve hükümet değişti diyelim; ekonomide bunu hemen olumlu şekilde hisseder miyiz? Bunun net bir evet-hayır cevabı yok ancak yüzdesel olarak konuşursak %20 evet, %80 hayır derim. Bunun nedenlerini de 4 başlıkta ele alalım; 1- Zayıf iç üretim 2- Uzun vadeli yap-işlet-devretler ve devredecek borçlar 3- Şu anki iktidarın ekonomi politikası 4- Yeni iktidardan beklenen devletçilik adımları. Zayıf yerel ve iç üretim ve ödeme garantili y-i-d'ler ile borçlara uzun uzun değinmenin pek lüzumu yok. Daha önce konuştuk. İç üretim için üretici desteklenmeli, ödeme garantili y-i-d'ler için usulsüzlük göstergeleri toplanarak iptal yolları aranmalı ve borçlar yeniden yapılandırılmalı. Bunlar için izlenecek yollar çok çeşitli ama hepimizin tahmin ettiği şeyler. Yeni ya da eski her iktidar zaten buna bir plan yapar. Tutar, tutmaz o ayrı. Asıl önemli olanlar 3 ve 4.
Şu anki iktidarın ekonomi politikası tamamen doları baskılamaya ve sermaye kontrolüne yönelik. Ne demek bu? Doların belirli dönemlerde fırlamalar yaşadığını biliyoruz. Hükümet 2007-08 dönemindeki ekonomik krizden bu yana piyasaya Merkez Bankasından ara ara dolar salarak zaten ani yükselişleri engellemeye çalışıyordu ancak bu en son başvurulan yöntemdi. 2010 referandumu sonrası atılan adımları takip eden yabancı sıcak ve uzun vadeli sermaye, otoriter bir yapının gelişiminden korkup parasını Türkiye dışına taşımaya başlayınca ise bu bir alışkanlık haline geldi. Hükümet belli bir süre doları baskılıyor mermisi bitince dolar fırlıyor, ardından yeni bulunan kaynak ile dolar küçük küçük yeniden baskılanıyor, o kaynak da suyunu çekince yine bir şok, Merkez Bankası net rezervlerine başvuruluyor, küçük küçük geri çekilmeler yaşanıyor ve yeniden patlıyor... Bu artık Türkiye'deki dolar hareketinin genel profili haline gelmiş durumda (Bu linkten ya da herhangi başka bir siteden inceleyebilirsiniz: https://tr.tradingview.com/chart/?symbol=FX%3AUSDTRY ). Son dönemde de insanların aldığı dövizlerdeki kambiyo vergisinin arttırılması, yüksek yurt dışına döviz çıkışlı hareketlerin sorgulanması ve ithalat sınırları literatürde sermaye kontrolü dediğimiz şeyler zaten. Yani devlet içerideki döviz bazlı paranın hareketini kısıtlayarak yurt dışına çıkmasını engelleme niyetinde. Peki işe yarar mı? Hayır. Yatırımlar yastık altı olur, yabancı firmanın parasını yurt dışına çıkarması zaten suç değildir, başımız davalarla belaya girer ve üretmediğin ürünün ithalatını kısıtlamak ham madde ve ürün kıtlığına dayalı bir devalüasyona neden olur. Önünü alamazsınız. E koca iktidar bunu bilmiyor mu? Elbette biliyor ama kısa vadeli dolar düşüşleri ile swap umudunu diri tutup erken seçim patlatma hevesindeler. Her neyse, peki yeni hükümet ne yapacak? Bu konuda iç açıcı olamayacağım. Eğer 6 tl civarındaki dolar patlıyor, 7.27'yi görüyor ve ardından yeni direncini 6.75 civarlarında buluyorsa, zaten o doların reel değeri 7 liradır. Tüm baskılamalara rağmen 7.27'yi gören Türkiye örneğinde ise o doların değeri 8 belki de 9 lira civarındadır. Hatta bazı firmaların maliyet forecastlerini, maliyet forecasti gelecek dönemdeki üretimin toplam maliyetine dair tahminlemeler yapmak demek, 10 lira üzerinden yaptığı bile söyleniyor. Bu biraz kişisel kaynaklardan gelen bir bilgi olduğu için bunu pek açmayacağım. Yani eğer yeni gelen potansiyel bir iktidar bu ülkeyi gerçekten kurtarma hevesindeyse doların üzerindeki zoraki baskılamayı kaldırmak zorunda. Çünkü dolar baskılamaya harcanan para, doların yükselmesinden görülecek zarardan çok daha büyük, bunda hepimiz hemfikirizdir sanırım artık. Bu durumda da potansiyel yeni iktidarın ilk yılında doların muhtemelen hak ettiği değerlere 8, 9 belki -eğer hakikaten kasada bir şey kalmadıysa- 10 liralara çıktığını görebiliriz. Peki hiç mi düşmeyecek? Elbette düşecek, yeni gelen hükümetler her zaman yabancı yatırımcının hoşuna gider; hele bir de bu yeni iktidar hukuk, temel insan hakları gibi değerleri Türkiye için yeniden anlamlı hale getirebilir, insanları ülke içi para harcama konusunda cesaretlendirebilirse tadından yenmez. Yarın bir gün parasının içeride kalmayacağına güvenen, bu ülkede yaptığı anlaşmanın hukuksal bir karşılığı olduğunu düşünen ve hevesli bir iş gücü ve tüketici potansiyeli bulan her firma bu ülkeye yatırım yapmak ister. Hatta dolardaki yükseliş böyle bir tabloda fırsat bile olur. Buna hazırlıklı olun, ulan hükümeti değiştirdik dolar yükseldi diyip karamsarlığa düşmeyin.
Peki yeni gelen hükümetin ekonomik tutumu ne olmalı? Şimdi Türkiye'de yıllardır süregelen bir tartışma var; AKP liberal mi, değil mi? AKP'nin 2002-2006 yıları arasındaki eğilimi neo-liberaldir ve ekonomi açısından desteklenecek yönleri vardır. Ancak liberallik, sadece ekonomiyi özel sektöre devretmek demek değildir. Liberal tutumu olan bir devlet, bireyin özgürlüklerini de garanti altına almalıdır. Liberal ülkeler dediğimiz ülkelerde ön plana her şeyden önce rahat yaşam tarzı, insan hakları ve kişisel hürriyetler çıkar. Şu an ben komünistim, sosyalistim ya da şeriatçıyım, muhafazakarım diyen vatandaşlar fırsatları olsa Çin'e, Kore'ye ya da Suudi Arabistan'a İran'a değil Finlandiya, Norveç, Danimarka'ya gider. Ekonomiyi özel sektöre devreder ancak bireyi kısıtlarsanız, o birey tüketmez ve üretmez. Son 10 yıldır uygulanan sermaye kontrolleri ve yandaş ihaleleri de liberal değil, otoriter bir yönetim göstergesidir. Yandaşa verileceği kesin olan bir ihaleye kimse katılmaz, çünkü kime gideceği bellidir, görünürde liberal, uygulamada nepotik (kayırmacı) devletçiliktir. Öyleyse insanların tivit atmaya korktukları ve özellikle dini konularda baskı hissettikleri şu tabloda AKP'ye sadece özelleştirmeler üzerinden liberal demek mümkün değil. Fakat bizim ülkemizde özellikle solcu ve kısmen de milliyetçi dediğimiz iki kesim liberalliği ve kapitalizmi, sömürülme ya da özü kaybetme ile eş anlamlı gördüğünden liberalliği istememektedir. Bu nedenle liberalliği AKP'ye mal etmektedir, halbuki kendini gerçekten liberal olarak gören Cem Toker gibi insanlar AKP'lileri liberal değil argo "liboş" olarak tanımlamaktadır. Neyse... Olası bir seçimde benim gözümde en mantıklı aday halen Ekrem İmamoğlu -bu sizin için Mansur Yavaş ya da bir başkası olabilir, bu konuyu tartışmanın gereği yok-, ancak bir başkası olsa bile özellikle CHP'li ve İYİP'li seçmenin beklentisi daha devletçi bir ekonomik anlayış. Lakin bu anlayış ülkeyi daha içe kapanık, dış sermayenin yatırım yapacak alan bulamadığı ve şu anki torpil cennetinden daha kötü bir hale getirebilir. Salt devletçi, sosyalist ya da komünist bir ekonomi isterken şu örnekleri göz önüne alın;
- Muhalif görüşe sahip olduğu için devlette kadro bulamayan bir öğretmen özel okulda iş bulabilir. Sosyalist bir rejimde muhalif olma şansınız dahi elinizden alınır (Lenin ve gulagları vb.).
- Fiyat tekelinin devlette olmadığı, adil verginin uygulandığı bir sektörde fiyatlar rekabetten dolayı düşer, kampanyalara sık rastlanır.
- Devletin zorla vergi alınan televizyonu sadece iktidarı överken, Fox gibi kapitalist sermayeye bağlı kanallar tarafsız-muhalif yayın yapabilir.
- Sadece devletin iş imkanı sunduğu sektörlerde işçi hakları ve istihdam sayısı oldukça kötü durumdadır. Tekel'in özelleştirme öncesi halini hatırlayanlar olacaktır. Şu an ise mezun olan ve devlet tarafından istihdam edilen birey yüzdelerine göz atabilirsiniz.
- Devlet kadrolarına alımlarda mimleme ve nepotizm yaygındır. Türkiye canlı bir örnek.
- Devlet kaynaklarını her alana ayıramaz. Literatürde buna "fıstık ezmesini ekmeğe çok ince sürmek" deniyor, mantığını soran olursa anlatırım ( https://www.wsj.com/articles/SB116379821933826657 ). Kaynak kısıtlı, her alana yaymaya çalışınca hiçbirini düzgün yapamıyorsun, tadı olmuyor.
- Devlet keyfi yatırımlar yapabiliyor. Devlet başkanına saray, belli kurumlara ve derneklere hazineden bağışlar, örtülü ödenekler verilebiliyor. Denetleyebilecek pek organ kalmıyor.
- Üretim belirli ürünler çevresinde toplanıyor, bu da tüketime yansıyor. Sovyetler'deki patates muhabbeti de buradan geliyor.
- Türkiye gibi borcu olan ülkeler kaynağı yabancı yatırımcıdan buluyor. İhracattan ve turizmden gelen para olması için de en kötü ihtimalle özel sektörden iç yatırımcı gerekiyor. Sadece devletin otel açtığı bir ülkedeki yatak sayısı ile özel iç ve dış sermayenin maddi gücünü ve yatak sayısını bir hayal etmeyi deneyin ve karşılaştırın.
Aslında şu örneklere bakınca Türkiye'nin hali hazırda otoriter bir nepotik devletçi anlayışa sahip olduğunu görüyoruz. Ancak bazı muhalifler nedense al işte liberal ekonomi diyor. Ona bakarsanız Kuzey Kore de kendini demokratik bir cumhuriyet olarak tanımlıyor. Buralar biraz yerseniz söylemi ile açıklanacak cinsten. İyi de salt kapitalist-liberal bir ekonomi mükemmel midir de böyle konuşuyorum? Kat'iyetle değildir. Şu örneklere de bakalım;
- ABD'de sağlık hizmetleri sektörü tamamı ile özel. Parası olmayan tedavi şansı bulamıyor. Yardımlar herkese zamanında ulaşamayabiliyor.
-Özel sektör tamamen yandaşlardan oluşuyorsa, işe alımda ve fiyatta devletten farkı kalmıyor. Türkiye'deki bir şehirdeki elektrik hizmetlerinin genelde tek firmaya özelleştirilmesi bunu bir örneği, rekabet olmayınca fiyat keyfileşiyor.
- Bazı özel okullar öğrenciyi ve veliyi düdüklüyor.
- Devlet stratejik alanlardaki üretimlerini özel sektöre devrederek riske giriyor.
- Bizim gibi liberalliği maske olarak kullanan nepotik devletçi ülkelerde özel sektöre rant için doğaya ve insanlara zarar veriliyor.
Bu örnekler iki uç yaklaşım için de çoğaltılabilir. Öyleyse nispeten ekonomiden anlayan bir vatandaşın beklentisi PRAGMATİK bir devlet yönetimi olmalı. Devlet planlama teşkilatı yeniden kurularak yatırım kararları seçim yarışlarından ve iktidar değişikliklerinden bağımsız tutulmalı. Yabancı sermayeyi küstürmeyecek kadar özel sektörün hakkını koruyan, çalışan haklarını ve fiyatları denetleyebilecek kadar devletçi ve ülkenin doğal ve beşeri kaynaklarına zarar gelmeyecek şekilde özel sektör ile samimiyetini koparmış, profesyonel davranan bir anlayış olmadan bu bataktan çıkmamız mümkün görünmüyor. Seçmeninin istediğini değil, halkın çoğunluğunun yararına olanı yapabilen bir ekonomi yaklaşımından söz ediyorum. Burada kastım şu; bazı arkadaşlar oy verdikleri kişinin ya da partinin onun bütün fikirlerini tek kalemde kapsamasını ve şartlara göre asla değişmemesini bekliyor. Kişi kendisi bile devamlı aynı kişi olarak kalamazken bu beklenti çok absürt. Sağlam adımlar atacak şekilde planlı ancak duruma göre hareket edebilecek kadar esnek bir ekonomi olmadan şu anki konuştuklarımızı 10 yıl sonra yine konuşuruz. Beklentilerinizi ve aşırı radikal olduğunuz görüşlerinizi biraz kırpmanız bu ülkenin tahmin etmeyeceğiniz kadar hayrına olacaktır.
Sonuç olarak nedir peki? Biraz uzun olsa da ben önümüzdeki birkaç yılı teorik alana hakim bir ekonomi araştırmacısı bakış açısıyla böyle görüyorum. Yeni gelen bir iktidarın, -dövizi ekonominin temeline koyan ve bir ideoloji ışığında ekonomi yönetmeye çalışan anlayış değişebilirse- birinci dönemindeki ilk iki yılda kötüye giden bir grafik çizeceği ancak kalan yıllarında en azından şu anki ekonomik hasarı hafifletebileceği inancındayım. Ancak tam anlamı ile ekonomisi minimum çalkantıya sahip bir devlet halini almak için, doğru adımların atıldığı en az üç, belki beş dönem gerekecektir. Garantili özelleştirmeler ise ne yazık ki belki 10 hükümet görecek cinsten. Bunlar bize çok uzun zamanlar gibi gelse de tarih sahnesinde birkaç kısa andan ibaret olduğunu da unutmamak lazım. Yazıda bazı vurgulanan noktalar sizin görüşlerinizi yansıtmıyor olabilir. Ancak dediğim gibi radikal yönlerinizi baskılayarak bir de bu gözle bakmayı deneyin. Söz gelimi ben pragmatik liberal görüşe sahip bir insanım. Devletin insan için olduğuna ve özelleştirme yapılsa bile hayat başarısı anlamında dezavantajlı olan bir bireyin, ırkı, dini fark etmeksizin açıkta bırakılmaması gerektiğine inanıyorum. Bence devlet, sağlık dahil her alanda denetleyici kurum olarak kalmalı ve yatırım ve işletme haklarını özel sektöre vermeli. Sosyal güvenlik özelleşmeli, emekli maaşlarını devlet değil, bireyin hür iradesi ile seçtiği şirket ödemeli, devlet emeklilik yaşını net şekilde belirleyen ve ödemeleri denetleyen taraftan öteye geçmemeli. Tüm maaşlar brüt ödenmeli ve vatandaş vergisini kendisi, özel vergi dairelerinde, sistem gitti diyen ve 5'i bekleyen memura takılmadan yatırmalı. Bence işte o zaman vatandaş vergiyi denetlemek neymiş öğrenir, cebinden çıkan parayı görünce şimdiki gibi itibar diye gezmez ortalıkta. Bu örnekler benim ideallerim. Ancak devlet iyi denetleyemez de o karlar yurt dışına kaçırılır, özel sektör çalışanına hayvan gibi davranır, ülke isteyenin oteli için arazi yakabileceği bir alana dönerse diye bir korku da duymuyor değilim. Demek ki benim ideallerim Türkiye için en doğrusu olmayabilir ve muhtemelen sizinki de değil. Yine de benim belirttiğim kadar katı olmayan ve en azından sağlığı bile özelleştirme arayışına girmeyen, pragmatik bir sosyal liberalizm bu ülkenin ilacı olur diye düşünüyorum. Uzun bir yazı olduğu için özür dilerim. Katılmadığınız noktaları lütfen anlaşılır şekilde ve gerekçelendirerek yazın. Farazi söylemlerden kaçının. Kafanıza takılan açılmasını istediğiniz şeyler varsa belirtin. Görüşürüz.
submitted by bipobat to KGBTR [link] [comments]


2020.05.25 10:53 emrecann150 Google Trends Nedir? Nasıl Kullanılır?Ne İşe Yarar

[caption id="attachment_1499" align="alignnone" width="692"]📷 google Trends[/caption]

Google Trends Nedir ?

Google, kullanıcılarına arama sorgularında hangi kelimelerin, bölgelerin ve dillerin aranacağını istatistiksel olarak sağlayan bir hizmettir. Google aramalarıyla, dünyanın her yerinden farklı dillere ve kategorilere, istediğiniz ülkeye veya dile göre istatistik alabilirsiniz. Hizmet Bu, çoğunlukla Web Master'lar tarafından kullanılmaktadır.
Verileri belirli bir süre arama hacmi üzerinden işleyen Google Arama Trendleri, çok daha fazla veriye erişerek bize anında hizmet sunuyor. Bu toplumsal hareketler temelinde analiz etmemizi sağlayan trendler, hizmet ağını her geçen gün genişletiyor.
Eski ana sayfa düzenine rağmen, artık yalnızca kelime sorgularını değil, aynı zamanda popüler YouTube videolarını gerçek zamanlı olarak ve Google Haberler'deki popüler bilgileri görüntüleyebilirsiniz. Malzeme tasarım teknolojisi kullanılarak yeni kullanıcı arayüzünde 28 ülkeyi kapsayan gerçek zamanlı bilgiler sunulmaktadır.
Önümüzdeki günlerde herkes tarafından erişilebilir olması beklenen trendlerdeki bu değişiklik kullanıcılar tarafından iyi karşılandı

Google Trends Nasıl Kullanılır?

Bir arama terimi veya konu girerken Google Arama Trendleri'ni kullanın. Ardından, o terim veya konu için arama hacmine ve normal aramaların sıklığına göre bir grafik alırsınız. Diyagramın altında, şehre göre arama hacmi hakkında bazı veriler, ilgili konular ve ilgili sorular bulacaksınız. Bu verileri indirerek raporlarınızı oluşturabilirsiniz. Her şey miydi?
📷
Markanızın trendlerini ve popülerliğini kontrol edebilirsiniz
Efsane Google Arama Trendleri, ürün incelemelerine ve reklamlarına uygun olarak trend oluşturarak e-Ticaret web sitenizin satışlarını artırmanıza yardımcı olabilir. Markanızı arayarak markanızın popülerliğini ölçebilir ve ürün ve hizmetlerinizi iyileştirebilirsiniz.
📷
Karşılaştırabilirsiniz
Rakiplerinizi veya ürünlerinizi arayan bir karşılaştırmalı analist yapabilirsiniz.
📷
Google trend karşılaştırması Pazar araştırması yapabilirsiniz
Diğer ülkelerin pazarlarında aktif olmak istiyorsanız, bu ülkelerdeki eğilimleri ve aranan tarafların ilgilendiği konuları bilerek yeni pazarları değerlendirebilirsiniz. Açılacak pazarların tanımlanmasını kolaylaştırır. Google Trends'i, pazara sunulan yeni ürünle ilgili eğilimleri analiz etmek için de kullanabilirsiniz.
Örneğin Kuruyemiş Satışı Aşağıdaki ülkeler için iyi bir seçim olabilir.
📷
Ülkelere göre Google eğilimleri Ana diliniz dışındaki dillerin konuşulduğu pazarlara açılırsanız, içeriğinizde hangi kelimeleri veya kelime öbeklerini kullanacağınızı bilemeyebilirsiniz. İçeriğinizi en iyi bulmak için hedef ülkenizde hangi kelime veya kelime öbeğinin en sık kullanıldığını belirlemek için Google Arama Trendleri'ni kullanın.
Trendlerin Zaman içindeki eğilimleri izleyebilir ve değerlendirebilirsiniz.
Gündüz aramalarının yanı sıra mevsimsel, özel günler veya mevsimsel değişiklikleri izleyebilirsiniz. Mevsimsel iniş ve çıkışları stratejik olarak tahmin ederek, kampanyanızı veya tanıtım etkinliklerinizi yükselişin başlarında artırabilirsiniz.
📷
Google Eğilimler düzenli olarak İpucu: İçeriğinizi, hedef teriminizin arama teriminden en az bir ay önce planlayın ve yayınlayın. Bu, Google'ın içeriğinizi arama trendinin en üstünde dizine eklemesini ve rekabette öne çıkma şansınızı artırmasını sağlar.
Trend olan anahtar kelimeleri bulabilirsiniz
Google Arama Trendleri, dijital pazarlamadaki anahtar kelimeler için kullanılan bir araçtır. Google Arama Trendleri'nde yapabileceğiniz optimizasyonlarla sektör hedefiniz için Anahtar Kelime Artışı'nı bulabilirsiniz. Popüler konuları dikkate alarak ve bunları içeriğinizde kullanarak Google'daki en üst konumlara ulaşabilirsiniz. Die, hedef grubunuzla iletişimi ve teknolojik gelişmeleri izlemeyi kolaylaştırır. AdWords'ü bu anahtar kelimelere göre tanıtarak da popülaritenizi artırabilirsiniz.
Daha fazla anahtar kelime bulabilirsiniz
Aşağıdaki resimde görebileceğiniz gibi, Google Arama Trendleri'nde bir anahtar kelime aradığınızda Google, ilerlemelerine göre ilgili sorguları ve kişilerin gündeme getirdiği sorunları listeler.
Bu özellik sayesinde daha fazla Anahtar Kelime bulabilir ve gerekli kontrolleri yaptıktan sonra hedef grubunuzun ihtiyaç ve gereksinimlerini daha iyi anlayabilir ve bunlarla çalışabilirsiniz. Bu şekilde, uzun kuyruklu anahtar kelimeleri ve LSI'yi (Gizli Semantik Dizinleme) kolayca ekleyebilirsiniz.
[caption id="attachment_1498" align="alignnone" width="635"]📷 google trends anahtar kelime2[/caption]

Google Trends ne işe yarar?

Google Trends ile belirli bir tarih aralığı belirleyerek, o bölgede yapılan aramaları takip edebilir ve popüler haberler ve ajandalar hakkında güncel bilgilere sahip olabilirsiniz. Bu özellik sayesinde, öncelikle blog yazarları gibi içerik üreticilerine yönelik son derece işlevsel bir Google hizmetidir. Popüler aramaları takip ederek arama içeriğinizi oluşturarak, web sitenize gelen ziyaretçi sayısını ve trafiği artırabilirsiniz.

Google Trends nerelerde kullanılır?

Marka bilinirliğini ölçebilirsiniz. Şirketinizin ürün veya hizmetlerini ve rakiplerinizi arayabilirsiniz. 5 farklı kelime ekleyerek karşılaştırmalı bir analiz yapabilirsiniz. Diğer ülkelerdeki trendleri keşfedebilirsiniz. Farklı ülkelerden insanları ilgilendiren konuları öğrenmek için yararlı bir uygulamadır. Dış pazarda faaliyet gösterecek ülkenin ilgili eğilimlerini anlamak için iyi bir araçtır. Yeni pazarları anlamak kullanın. Yeni bir pazar yeni bir bölgeye girecek. ürünün trendlerini anlamak için kullanabilirsiniz. Gün içinde yapılan aramaları izleyebilirsiniz. Anahtar kelimeleri aramak için kullanabilirsiniz. Artan kelimeleri takip edebilirsiniz. Mevsimsel veya mevsimsel değişiklikleri ve eğilimleri takip edebilirsiniz.
Eticaret siteniz için Google Trends'den nasıl faydalanabilirsiniz?
Sezonluk, sezonluk veya ara sıra özel ürünleriniz varsa Google Trends size ne zaman çalışacağınızı söyleyebilir. Sonuç olarak, bu dönemlerde kampanyanızı veya reklamcılık etkinliklerinizi yoğunlaştırabilirsiniz. Popüler konulara aşina olduğunuzdan, bunları web sitenizde veya blog adresinizde de kullanabilirsiniz. Sık kullanılan kelimelere göre reklam verebilirsiniz.
En Çok Aranan Kelimeleri Arama Motorlarına Göre Analiz Edin
Google Trends kullanarak, güvendiğiniz ve daha başarılı olacağına inandığınız arama motorunu seçme şansına sahipsiniz. Arama motorları arasında karşılaştırma yapmanızı sağlayan Google Trends aracıyla kullandığınız arama motorunu seçerek SEO araştırmanızı yoğunlaştırmanın yeni yollarını oluşturabilirsiniz. Bu karşılaştırmayı yapmak için Google Arama Trendleri aracı sonuç sayfasının üst kısmına kolayca ulaşabilirsiniz.
Bu aracın görsel arama verileri, yapılandırıldığı andan bugüne kadar olan tüm verileri içerir. Bu nedenle, büyük bir veri kümesine sahip bu araç SEO uzmanları için büyük bir avantaj sunuyor. Araçtaki verileri kullanarak SEO çalışmalarınızla Rakiplerinizden bir adım önde olma fırsatınız var. Sunulan görsel arama hizmetini kullanarak çalışmanızı da derecelendirebilirsiniz. Bu konumda sosyal medya kanallarını yalnızca arama motorları için de değerlendirebilirsiniz.
Aynı zamanda, isterseniz, bu hizmette bulunan verileri bulunduğunuz yere veya şehre göre ayırabilir ve gruplandırabilirsiniz. Aynı zamanda, araç istenirse görsel aramalar için öneriler sunar. Bu şekilde, isteklerinize göre analiz edebileceğiniz en uygun ve başarılı arama önerilerini kolayca seçebilirsiniz.

SEO VE Google Trends

Anahtar kelime araştırması, Google Trends kullanıldığı en önemli alanlardan biridir. SEO uzmanları düşük rekabet bu anahtar kelimeler için potansiyel ödül gösterebilir. Google Arama Trendleri'ndeki Haberler, Alışveriş, Resimler ve YouTube seçenekleriyle arama motorunuzu belirleyebilir ve SEO araştırmanız için yeni fırsatlar bulabilirsiniz.
SEO için Google Arama Trendleri'ni kullanmanın 10 adımı:

Google Trendler, SEO ve Google AdWords arasındaki ilişki

Google Trends, Google AdWords ve SEO için gerekli bir araçtır. Optimizasyonlar gerçekleştirildiğinde Google Arama Trendleri, sektörle ilgili arama hacimlerini ve yüksek hacimli anahtar kelimeleri belirleyebilir. Belirtilen kelimelere göre içerik oluşturmak, web sitelerinde veya bloglarda yüksek arama hacimli kelimelerin kullanılmasını sağlayabilir. Google AdWords, tıklama kalitesini, açılış sayfası deneyimini ve reklamın Anahtar Kelime Kalite Düzeyi'ndeki alaka düzeyini dikkate alır. Trend eğilimlere dayalı anahtar kelimeler, reklam metni veya açılış sayfalarında kullanıldığında Kalite Puanını artırabilir.
Diger Makalelere ulaşmak için buraya tıklayınız
submitted by emrecann150 to blogs [link] [comments]


2020.05.22 14:28 ithinksoco Sosyal Medya Tüketici Satın Alma Davranışını Nasıl Etkiler?

Sosyal Medya Tüketici Satın Alma Davranışını Nasıl Etkiler?
Sosyal medya, her ne kadar bireylerin arkadaşlarının ve ailelerinin fotoğraflarını paylaşmaları için bir platform olarak başlamış olsa da, günümüzde özellikle işletmeler için çok daha etkili hale geldi. Sosyal medya artık işletmelerin pazarlama stratejilerinin önemli bir bileşeni olarak karşımıza çıkıyor.
İnsanlar her zamankinden daha fazla çevrimiçi alışveriş yapıyor ve bu sayı giderek artıyor. Daha fazla insan alışveriş yapmak için bilgisayarlarına ve mobil cihazlarına yöneldikçe işletmeler ürün ve hizmetlerini tüketicilerin karşısına daha aktif çıkarmak için uğraşıyorlar. Bunun için de yeni reklam yolları aramaya başlıyorlar.
Geleneksel reklamcılık yöntemleri büyük ölçüde medyanın bir yerlere yerleştirilmesine dayanıyordu; gazetelerde, televizyon reklamlarında ve hatta açık hava reklam panolarında reklam yayınlamak geleneksel reklamcılığın birer parçası olarak karşımıza çıkıyor. Ancak dünya değiştikçe, reklam verenlerin insanların karşısına çıkmak ve satış için onları nelerin etkilediğini bulmak için kullanmaları gereken yeni yöntemler de var. Bunları gerçekleştirmek için en büyük yeni pazarlardan biri de sosyal medya platformlarıdır.
Sosyal medya platformları hem insanları etkileme oranıyla, hem de kullanıcı sayısıyla işletmeler ve markalar için uygun bir pazar alanı haline geldi. Özellikle Facebook ve Instagram, kullanıcıların yoğun olarak aktif olduğu ve yeni keşifler yaptığı platformlar. Sadece Instagram’ın Türkiye’deki kullanıcı sayısına bir bakın!

https://preview.redd.it/6zs05yc38b051.png?width=1073&format=png&auto=webp&s=d7870bc7b18a1a7103991278b89f5f68b5ddcad6
Temel işlevinde sosyal medya, arkadaşlarımız ve ailemizle bağlantı kurmamızı ya da yeni insanlarla tanışmamızı sağlar. Ancak sosyal medyayı kullanma süremiz arttıkça, paylaştığımız bilgi sayısı da artıyor. Arkadaşlarımıza ve ailemize keşfettiğimiz, beğendiğimiz şeyler hakkında bilgi veriyoruz, farklı insanların paylaştığı bilgileri alıyoruz, paylaşabileceğimiz yeni şeyler arıyoruz. Beğenip paylaştığımız şeyler arasında elbette ürün ve hizmetler de var.

Tüketici Satın Alma Davranışını Etkileyen Sosyal Medya Faktörleri

Marka tasarımı , web sitesi trafiği ve kullanıcı katılımı gibi şeyler ürünlerinizi ve hizmetlerinizi satabilmek için iyi bir başlangıçtır, ancak sosyal medya pazarlamasını önemli kılan şeyler bunlarla sınırlı değildir. Sosyal medya, ya da daha doğrusu sosyal medya yoluyla yayılması kolay olan içerik insanların işletme ve markalara dair olumlu düşünceler geliştirerecek belirli davranışlarda bulunma yeteneğine sahiptir.
Sosyal medya pazarlaması düşünüldüğünde, pazarlamacıların ve tüketicilerin farklı hedef ve beklentileri olduğu anlaşılmaktadır.Pazarlamacıların çoğunluğu için marka bilinirliğini artırmak(%69), web trafiğini artırmak (%52) ve kitlelerini (%46) büyütmek, sosyal medyada bir numaralı hedefleridir. Ancak tüketiciler, sevdikleri markalar ile daha samimi bir ilişki ve daha güvenilir bir iletişim arıyorlar. Onlar için kitleyle etkileşim %61 oranla en önemli kriter olarak karşımıza çıkıyor. Ardından şeffaflık (%45) ve güçlü müşteri hizmeti (%44) geliyor.
İşletmeler kullanıcıyı etkileyecek yeni parlak fikirler ararken, tüketiciler öncelikle markayla daha iyi bağlantı kurmak istiyor. Bu, yüksek kaliteli içerik üretmenin yanında yorumlara ve sorulara yanıt vermek için daha fazla zaman harcamamız gerektiği anlamına mı geliyor? EVET.
Kullanıcıların isteklerine cevap vererek satın alma sürecinin ilk aşaması olan FARKINDALIK basamağını gerçekleştirmiş olursunuz. Bu da tüketicilerin sizi tanıyıp değerlendirme sürecinde size ekstra puan kazandırır.

https://preview.redd.it/of4cyqv98b051.png?width=605&format=png&auto=webp&s=9f7b338730406bbd528fc31c2b613bd968f1f023
Daha önce de belirtildiği gibi, sosyal medya tüketicileri satın alımlarında etkilemekte büyük rol oynayabilir. Yukarıda görebileceğimiz gibi tüketiciler öncelikle ilgi ve ihtiyaçlarına yönelik hizmet sunan markaların farkına varırlar. Daha sonra o markaya dair bir araştırma ve inceleme yaparak ilgilerini karşılayıp karşılamadıklarına bakarlar. İlgilerini karşılayan markalar arasından alternatifleri değerlendirerek bir karar verme sürecine girerler. Bu karar verme sürecinden sonra satın alma davranışlarını gerçekleştirirler. Karar verme sürecinde etkili olan faktörleri şöyle sıralayabiliriz:
Kullanıcı ve Influencer Yorumları: “Influencer” terimi, sosyal medyada önemli bir takibe sahip olan bireyleri ifade eder. Influencer’lar sosyal medyada bilgilidir ve sıklıkla kullandıkları ürünlerin mağazasını veya markasını etiketleyerek bu markalara yeni hedef kitle sağlayacak geniş bir erişim alanı sunarlar. Mesajlarının sponsorlu olup olmadığına bakılmaksızın, takipçiler kullanılan ürünün ya da hizmetin güvenilirliğine ve kalitesine ikna olup satın alma davranışına yönelirler.
Çok takipçili influencer’ların yanı sıra daha “gerçek” kullanıcıların yorumları ve görüşleri satın almayı düşünen insanları etkileyen bir diğer faktör. Sosyal medyanın ilk amacı insanları birbirine bağlamak ve bilgi paylaşmalarına izin vermekti. Artıksosyal medya, kullanıcıların bir ürün veya marka hakkındaki düşüncelerini daha hızlı ve daha geniş erişimle duyurmaları için güçlü bir araç haline geldi. Tüketicilerin %81'i sosyal medyadaki arkadaşların ve kullanıcıların önerilerine göre satın alma kararlarının gerçekletiğini söylüyor.
“Trend” ve “Popüler” algoritmalar: Facebook ve Instagram gibi platformlar, haber yayınlarında yayınları kronolojik olarak göstermek yerine daha fazla etkileşime sahip yayınları görüntülemeye başladı. Markalar ve işletmeler, içeriklerindeki beğenileri, yorumları ve paylaşımları arttırarak bu algoritmadan yararlanabilir. Bu hareket aynı zamanda şirketler ve tüketiciler arasındaki etkileşimi ve genel marka imajını etkileyebilir. Kitlesiyle içli dışlı olan bir marka, diğer kullanıcılara sempatik ve güvenilir gelecektir ve kullanıcılar bu güveni veren markalardan alışveriş yapmak isterler.
Sosyal medya reklamcılığı: Sosyal medya sürekli olarak daha geniş bir kitleye ulaştıkça, sosyal medya reklamcılığı aşırı odaklı hedeflemeyi mümkün kılmıştır. Kullanıcılar kendi ilgi ve ihtiyaçlarıyla ilgili bir reklam görüklerinde, markayı ve işletmeyi inceleme ve araştırma eğilimindedirler. Araştırmadan sonra karar verilir ve satın alma davranışı gerçekleşir.

Markalar Sosyal Medyada Neden Var Olmalı?

Çevrimiçi alışverişin bu kadar yaygınlaşması, e-ticaretin sosyal platformlar üzerinde de başlamasını ve işletmelerin sosyal medyada var olmasını zorunlu kıldı. Sprout Social tarafından yapılan bir araştırma, katılımcıların en az %90'ının sosyal medyada takip ettikleri markalardan alışveriş yaptığını gösteriyor. Kesin olan bir şey var ki, tüketiciler markanızın sosyal medyada aktif olmasını bekliyor.
Yukarıdaki noktaya ek olarak, bir işletmenin sosyal medyadaki varlığı satın alma davranışı üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Şu şekilde ifade edelim: Bir marka sosyal medya kullanıcılarından ve müşterilerden her türlü ilgiye sahip olsa bile, sosyal medyadaki varlığının yetersiz olmasıyla, kitleleri marka güvenilirliği adına ikna etmek zor olacaktır. Ürünlerini ya da hizmetleri sergileyen ve değerini ortaya koyan gönderiler, ziyaretçileri takipçilere ve alıcılara dönüştürmeye yardımcı olacaktır.
Güçlü gönderiler ile işletmeler genellikle daha fazla takipçi çekebilecek, bu da satın alma kararlarını artırmanın diğer temel bileşeni olacak. Çok sayıda takipçi görmek, yeni insanlara başkalarının markanın farkında olduğunu, gönderilerinden eğlendiklerini ve ürünlerinden memnun olduklarını söylüyor. Basit bir matematikle; İyi mesajlar verirseniz daha çok takipçi elde edersiniz. Daha çok takipçi elde ederseniz, daha yüksek satış olasılığına sahip olursunuz.
Bu gerçekleri göz önünde bulundurarak, tüketici satın alma davranışının nasıl çalıştığını anlamak, sosyal medya reklamcılığına ve diğer pazarlama taktiklerine yatırım yapmadan önce en iyi uygulamalarınızı oluşturmanıza yardımcı olabilir .
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!
Diğer yazılarımız için https://www.ithinkso.co/blog adresini ziyaret edebilirsiniz.
submitted by ithinksoco to u/ithinksoco [link] [comments]


2020.05.01 04:38 zirveseopanel https://www.diyalog.net/

Diyalog
İnsanlar hayatlarında her zaman konuşacak birilerinin olmasını isterler. Kimi zaman bu tanıdığımız bir insan olurken kimi zaman hiç tanımadığımız bir insanla konuşmak isteriz. İnsanların arasında oluşan diyalog, aslında tamamen buna bağlı olarak gelişir. Konuşmak ve anlatmak insanın içini rahatlatan eylemlerdir. Bu sayede insan hem dertlerinden hem de sıkıntılarından en güzel şekilde arınır. Bu durumu bir yerde yoga yapmak gibi düşünebilirsiniz. İnsan bu sayede tüm kötü enerjisini bir kenara bırakarak yaşamına devam eder.
Diyalog kurmak bahsettiğimiz üzere iki insanın arasında geçen bir eylemdir. Bunun çoğu zaman tanımadığımız insanlarla yapmak isteriz. Aslında karşımıza çıkan bu platformdaki amaçta tamamen bu yöndedir. Özellikle de evde bulunduğumuz şu günlerde tanımadığımız bir insanla mobil sohbet etmek isteyebiliriz. Dışarı çıkmadığımıza göre bu insanları ancak konuşma odalarında bulabiliriz. Kim bilir, belki de bu sayede ruh eşinizi bile bulabilirsiniz. Hayatınızda artık farklılık olsun istiyorsanız, sizlerde bu sayede yeni insanlarla tanışabilir ve onlara bir fırsat verebilirsiniz. Hayatınızın sıkıcı olduğunu düşünüyorsanız, biraz olsun eğlence ve mutluluk istiyorsanız tam da adresinizde olduğunuzu bilmelisiniz.
İnsanlar arasında konuşarak halledilemeyecek çok az şey ve belki de hiçbir şey yoktur. Fakat bazı insanlar ile yıldızımız tutmaz ya da birbirimize ısınmakta zorluk çekebiliriz. Maalesef hayalimizdeki birini bulmak, dışarı hayatta oldukça zorlayıcı olabilir. Kendimizi uygun birini bulmak için onlarca insanın arasından seçim yapmak gerekecektir. Bu seçimi ise en isi şekilde dijital ortamdan seçebilirsiniz. Sohbet odaları bu anlamda büyük bir avantaj oluşturabilir. Aynı müzik zevki olan ya da aynı kitabı okuduğunuz biri ile bu sayede kolaylıkla tanışabilirsiniz.
Sevdiğiniz ilk insanla evlenmek kimi zaman çok güzel hissettirebilir. Fakat olmasa bile bunun hayatınızın sonu olmadığını bilmeniz gerekecektir. Kafanızda bir evlilik planı yok ise sadece chat yapmak istiyorsanız, bunu internetten yapabilirsiniz. Bunu sağlayabilmek adına elinize geçen bu fırsatı muhakkak değerlendirmenizi öneriyoruz. Konuşmanın gidişatına göre karar verecek ve belki de bir başkasına anında şans verebileceksiniz. O halde kendinizi yeni insanlara hazırlamaya var mısınız?
submitted by zirveseopanel to u/zirveseopanel [link] [comments]


2020.04.18 17:27 zirveseopanel Mobil Chat

Diyalog
İnsanlar hayatlarında her zaman konuşacak birilerinin olmasını isterler. Kimi zaman bu tanıdığımız bir insan olurken kimi zaman hiç tanımadığımız bir insanla konuşmak isteriz. İnsanların arasında oluşan diyalog, aslında tamamen buna bağlı olarak gelişir. Konuşmak ve anlatmak insanın içini rahatlatan eylemlerdir. Bu sayede insan hem dertlerinden hem de sıkıntılarından en güzel şekilde arınır. Bu durumu bir yerde yoga yapmak gibi düşünebilirsiniz. İnsan bu sayede tüm kötü enerjisini bir kenara bırakarak yaşamına devam eder.
Diyalog kurmak bahsettiğimiz üzere iki insanın arasında geçen bir eylemdir. Bunun çoğu zaman tanımadığımız insanlarla yapmak isteriz. Aslında karşımıza çıkan bu platformdaki amaçta tamamen bu yöndedir. Özellikle de evde bulunduğumuz şu günlerde tanımadığımız bir insanla mobil chat etmek isteyebiliriz. Dışarı çıkmadığımıza göre bu insanları ancak konuşma odalarında bulabiliriz. Kim bilir, belki de bu sayede ruh eşinizi bile bulabilirsiniz. Hayatınızda artık farklılık olsun istiyorsanız, sizlerde bu sayede yeni insanlarla tanışabilir ve onlara bir fırsat verebilirsiniz. Hayatınızın sıkıcı olduğunu düşünüyorsanız, biraz olsun eğlence ve mutluluk istiyorsanız tam da adresinizde olduğunuzu bilmelisiniz.
İnsanlar arasında konuşarak halledilemeyecek çok az şey ve belki de hiçbir şey yoktur. Fakat bazı insanlar ile yıldızımız tutmaz ya da birbirimize ısınmakta zorluk çekebiliriz. Maalesef hayalimizdeki birini bulmak, dışarı hayatta oldukça zorlayıcı olabilir. Kendimizi uygun birini bulmak için onlarca insanın arasından seçim yapmak gerekecektir. Bu seçimi ise en isi şekilde dijital ortamdan seçebilirsiniz. Sohbet odaları bu anlamda büyük bir avantaj oluşturabilir. Aynı müzik zevki olan ya da aynı kitabı okuduğunuz biri ile bu sayede kolaylıkla tanışabilirsiniz.
Sevdiğiniz ilk insanla evlenmek kimi zaman çok güzel hissettirebilir. Fakat olmasa bile bunun hayatınızın sonu olmadığını bilmeniz gerekecektir. Kafanızda bir evlilik planı yok ise sadece chat yapmak istiyorsanız, bunu internetten yapabilirsiniz. Bunu sağlayabilmek adına elinize geçen bu fırsatı muhakkak değerlendirmenizi öneriyoruz. Konuşmanın gidişatına göre karar verecek ve belki de bir başkasına anında şans verebileceksiniz. O halde kendinizi yeni insanlara hazırlamaya var mısınız?
submitted by zirveseopanel to u/zirveseopanel [link] [comments]


2020.04.18 17:26 zirveseopanel Sohbet Odaları

Diyalog
İnsanlar hayatlarında her zaman konuşacak birilerinin olmasını isterler. Kimi zaman bu tanıdığımız bir insan olurken kimi zaman hiç tanımadığımız bir insanla konuşmak isteriz. İnsanların arasında oluşan diyalog, aslında tamamen buna bağlı olarak gelişir. Konuşmak ve anlatmak insanın içini rahatlatan eylemlerdir. Bu sayede insan hem dertlerinden hem de sıkıntılarından en güzel şekilde arınır. Bu durumu bir yerde yoga yapmak gibi düşünebilirsiniz. İnsan bu sayede tüm kötü enerjisini bir kenara bırakarak yaşamına devam eder.
Diyalog kurmak bahsettiğimiz üzere iki insanın arasında geçen bir eylemdir. Bunun çoğu zaman tanımadığımız insanlarla yapmak isteriz. Aslında karşımıza çıkan bu platformdaki amaçta tamamen bu yöndedir. Özellikle de evde bulunduğumuz şu günlerde tanımadığımız bir insanla mobil sohbet etmek isteyebiliriz. Dışarı çıkmadığımıza göre bu insanları ancak konuşma odalarında bulabiliriz. Kim bilir, belki de bu sayede ruh eşinizi bile bulabilirsiniz. Hayatınızda artık farklılık olsun istiyorsanız, sizlerde bu sayede yeni insanlarla tanışabilir ve onlara bir fırsat verebilirsiniz. Hayatınızın sıkıcı olduğunu düşünüyorsanız, biraz olsun eğlence ve mutluluk istiyorsanız tam da adresinizde olduğunuzu bilmelisiniz.
İnsanlar arasında konuşarak halledilemeyecek çok az şey ve belki de hiçbir şey yoktur. Fakat bazı insanlar ile yıldızımız tutmaz ya da birbirimize ısınmakta zorluk çekebiliriz. Maalesef hayalimizdeki birini bulmak, dışarı hayatta oldukça zorlayıcı olabilir. Kendimizi uygun birini bulmak için onlarca insanın arasından seçim yapmak gerekecektir. Bu seçimi ise en isi şekilde dijital ortamdan seçebilirsiniz. Sohbet odaları bu anlamda büyük bir avantaj oluşturabilir. Aynı müzik zevki olan ya da aynı kitabı okuduğunuz biri ile bu sayede kolaylıkla tanışabilirsiniz.
Sevdiğiniz ilk insanla evlenmek kimi zaman çok güzel hissettirebilir. Fakat olmasa bile bunun hayatınızın sonu olmadığını bilmeniz gerekecektir. Kafanızda bir evlilik planı yok ise sadece chat yapmak istiyorsanız, bunu internetten yapabilirsiniz. Bunu sağlayabilmek adına elinize geçen bu fırsatı muhakkak değerlendirmenizi öneriyoruz. Konuşmanın gidişatına göre karar verecek ve belki de bir başkasına anında şans verebileceksiniz. O halde kendinizi yeni insanlara hazırlamaya var mısınız?

https://www.diyalog.net/
submitted by zirveseopanel to u/zirveseopanel [link] [comments]


Dünden Bugüne Ibrahim Tatlıses Insanlar - YouTube SU ALTINDA İNSAN PARÇALARI BULAN ADAM! - YouTube GÖRÜNMEZ ADAMLARI BULMAK EFSANE YENİ SAKLAMBAÇ!! - YouTube Aylin Aslım - Sokak İnsanları DOĞRU İNSANI BULMAK İstiyorsan Bu Sözleri Dinle - YouTube Ibrahim Tatlises - Insanlar - YouTube İnsanların Tesadüfen Bulup Zengin Olduğu 5 DEFİNE - YouTube Hayatı Başka Yerde Arama! #Apptivity

İŞ BULMAK İÇİN DUA (%100 ETKİLİ) » Pozitivenerji.com

  1. Dünden Bugüne Ibrahim Tatlıses Insanlar - YouTube
  2. SU ALTINDA İNSAN PARÇALARI BULAN ADAM! - YouTube
  3. GÖRÜNMEZ ADAMLARI BULMAK EFSANE YENİ SAKLAMBAÇ!! - YouTube
  4. Aylin Aslım - Sokak İnsanları
  5. DOĞRU İNSANI BULMAK İstiyorsan Bu Sözleri Dinle - YouTube
  6. Ibrahim Tatlises - Insanlar - YouTube
  7. İnsanların Tesadüfen Bulup Zengin Olduğu 5 DEFİNE - YouTube
  8. Hayatı Başka Yerde Arama! #Apptivity

Seninle aynı ilgi alanlarına sahip insanları bulmak artık çok daha kolay. Apptivity sayesinde, senin gibi düşünen, senin gibi isteyen, senin gibi seven insan... Akşam karanlık bir yolda Bir sersem sarhoş yatmış, kalmış. Akşam, yağmurun altında Güzel genç bir kız sızmış, kalmış. Şaraptan kefen giymiş Iyice ıslanmış Iyice ıslanmış ... FACEBOOK : https://www.facebook.com/CyberRulz1 Kalbin yaşadıklarının yüküyle ağırlaşmış olabilir. Kendini yeni bir ilişkiye açamayacak kadar yorgun hissediyor olabilirsin. Hep aynı senaryoların tekrarlanm... -Insanlar- Elele dolaşırdık masallar anlatırdık Acı tatlı her şeyı beraber paylaşırdık şimdi neoldu bize söyle neden ayrıldık Suçum garip olmaksa, bunu biz y... Selam ben Baturay, bugün sizlerlerle SU ALTINDA İNSAN PARÇALARI BULAN ADAM videosu ile birlikteyim su altına dalıp iphone x gopro gözlük olta gibi eşyalar bu... Kaza sonucu bulunmuş zengin eden hazineler define ler gerçekten var. Metal dedektörü nü alıp gömü , altın, mücevher , yüzük , elmas vs bulmalarının dışında ş... Ibrahim Tatlises - Insanlar